
Türkiye’nin otomotiv ve sanayi kalbi Bursa, bugünlerde Bosch fabrikalarından yükselen "tenkisat" sesleriyle çalkalanıyor. Bir yanda küresel daralma senaryoları, diğer yanda ise aylardır süregelen sistematik bir mobbing ve belirsizlik sarmalı... Binlerce çalışan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne “bayram” değil, “kapı dışı edilme” korkusuyla sokuyor.
Beyaz yakadan yönetime, kimse güvende değil
Gelen bilgiler, Bosch’un bu hamlesinin sadece bir kadro daraltması olmadığını, şirketin yapısal bir kabuk değişimine gittiğini gösteriyor. 2027 yılına kadar yayılması planlanan süreçte, 1400 devasa bir tasfiye listesi oluşturulmuş durumda. Dikkat çeken en kritik nokta ise, 250 beyaz yakalının ve 30 üst düzey yöneticinin de bu listenin içinde olması. Bu durum, fabrikadaki huzursuzluğun hiyerarşi tanımaksızın tüm birimlere yayıldığını kanıtlıyor.
Sipariş mi yok, yoksa işçi mi fazla ?
2024 finansal yılına baktığımızda, Bosch Türkiye, Euro bazında toplam net satışlarda yüzde 25, yurt içi satışlarda ise yüzde 26 oranında bir büyüme yakalayarak 5,5 milyar Euro ciro elde etmiş. Bu rakamlar, şirketin Türkiye'deki pazar payını korumakla kalmayıp ciddi bir karlılık artışı sağladığını kanıtlarken yönetimin "üretimde daralma" gerekçesiyle işten çıkarma kararı derin bir muammaya yol açıyor.
Mobbing ve ‘yok sayma’ dönemi
Aylardır süren bu sancılı süreç, çalışanlar üzerinde ağır bir psikolojik baskı oluşturmuş durumda. Sıra kimde tedirginliği çalışanların sadece ekonomik değil, ruhsal olarak da yıpranmasına neden oluyor.
1 Mayıs sessizliği: Sendikalar sınıfta mı kaldı?
1 Mayıs. İşçinin, emeğin ve hak arayışının günü. Ancak Bosch işçisi için bu yıl 1 Mayıs, bir dayanışma gününden ziyade bir “terk edilmişlik” hissiyle geçiyor. İşçiler, üyesi oldukları Türk Metal Sendikası’nın bu süreçteki tavrını sert sözlerle eleştiriyor.
Hukuki mücadele kapıda
İşten çıkarılan ya da çıkarılması planlanan personelin en büyük endişesi ise kazanılmış haklarını tam olarak alamamak. Haklarını alamayan çalışanların dava sürecine gittiğini, tazminat hesaplamalarından kıdem haklarına kadar pek çok noktada zorluklar yaşandığı, işçinin hukuki boşluklarla köşeye sıkıştırıldığı iddia ediliyor.
Bursa gibi yerel hafızanın diri olduğu bir şehirde, Bosch gibi bir devin bu denli sancılı bir sürece girmesi sadece çalışanları değil, tüm kenti ilgilendirir. İş güvencesinin kağıt üzerinde kaldığı, sendikaların sessizliğe gömüldüğü bir iklimde; çalışanın cebinde borç, kalbinde işsizlik korkusuyla yaşaması, sanayi kenti Bursa için bir sınavdır.