Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Yücel Teşkilatı

Yazının Giriş Tarihi: 06.03.2024 00:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.03.2024 22:49

“Yücel Teşkilatı” veya kısaca “Yücelciler” 1941 yılında Makedonya’da Türklere yönelik haksızlıklara karşı durmak, Makedonya Türklerinin millî ve dinî varlıklarını korumak ve yaşatmak üzere faaliyetler yürütmek için bir araya gelen aydınların oluşturduğu toplumsal bir hareket olarak karşımıza çıkmaktadır.

Merkez komitesinde, Şuayb Azız İshak,Ali Abdurrahman Ali,Şerafettin Ferit Süleyman,Refik Şerif Mehmet,Fettah Salih Süleymanpaşaiç,Kemal Raim İlyas ve Abdülkerim Ethem İbrahim'in olduğu Yücel Teşkilatını kurdular. Yücel Teşkilatı, eğitim seviyesi yüksek,ahlak ve fazilet sahibi Türk gençlerinden oluşuyordu.Amacı ise Türk azınlıkları arasında milli şuuru kuvvetlendirmek ve halkın o tarihlerde ülkenin başına gelen komünist yönetime alet olmasını önlemek olarak yazıldı.

Türk tarihi kaynaklarında bu olayla ilgili yazılanlar şöyle;

Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesiyle kurulan Yugoslav Krallığı ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan sosyalist Yugoslavya döneminde Müslümanların Makedonya’daki Osmanlı bakiyesi kültürel ve sosyal üstünlüğünden rahatsızlık duyuluyordu. Amaç, Balkanlar’ın Türk, Arnavut ve Boşnaklardan arındırılmasıydı. Nihai hedef ise Balkanlar’ın topyekûn Müslümanlardan arındırılmasıydı. İşte bu cadı kazanına dönüştürülmüş topraklarda Makedonya Türklerinin millî ve manevi değerlerine hizmet etmek ve bu değerleri korumak için oluşturulmuş bir teşkilat vardı:

Yücel Teşkilatı.

Yaklaşık 500 yıl Türk toprağı olmuş Balkanlar’da Türk varlığını tehdit eden en önemli gelişmelerin ilki 1877-1878 Osmanlı Rus-Savaşı olmuştu. Bu savaş neticesinde Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlıklarını kazanmış ve Osmanlı’dan yarı bağımsız bir Bulgaristan Prensliği ortaya çıkmıştı. Yeni şekillenen sınırlar nedeniyle yarım milyondan fazla insan Rus ve Bulgar mezalimine uğramış, can korkusu nedeniyle de yüz binlerce insan Rumeli ve Anadolu’nun farklı yerlerine göç etmek zorunda kalmıştı. 1912 Balkan Harbi’ne kadar devam eden göçler, Balkan Harbi’ndeki devasa toprak kayıplarımız sonrasında artarak devam etmişti.

600 bin Türk katliam ve göç şartları nedeniyle hayatını kaybederken 400 bin Türk ise Anadolu’ya göç ederek doğduğu topraklardan kopmak zorunda kalmıştı. Göç edemeyen ve Kosova, Makedonya, Batı Trakya ve Rodoplar gibi bölgelerde kalmak zorunda kalan Türkler için ise şartları gün geçtikçe ağırlaşan bir yaşam başlamıştı. Sonraki dönemde de özellikle 1923-1945 yılları arasında Balkanlar’dan toplam yaklaşık 1,5 milyon insan ağır yaşam şartları nedeniyle Anadolu’ya göç etmişti.

Bu süreçte Balkanlar’ı terk etmeyen Türklere düşen, bölgenin yeni ve şedit şartlarına alışmaktı. Alışmak eli kolu bağlı durmak da demek değildi elbette. 1912 ve 1945 yılları arası, Balkan Türklerinin mevcudiyetlerinin garanti altında olmadığı vatanlarında verecekleri sivil var olma mücadelesinin tohumlarının atıldığı bir dönemdi. Bu dönemde, Balkanlar’ın çeşitli bölgelerinde hakları tehdit altında olan Türk, Boşnak ve Arnavutlar bir teşkilatlanma sürecine girmiştiler. Bosna’da Mladi Muslimani’nin kurulduğu yıllardı (1937) ve Makedonya Türkleri de o yıllarda Yücel Teşkilatı’nın temellerini atma telaşı içerisindeydiler. Teşkilat, Makedonya’daki Türklerin millî ve manevi değerlerini korumak ve onlara unutturulan hassasiyetlerini hatırlatmak maksadıyla ortaya çıkmıştı.

Yıldırım Ağanoğlu’nun Yücel Teşkilatı isimli kitabında ifade ettiğine göre, teşkilatın kurulmasını sağlayan en önemli gelişmelerden birisi Vardar Makedonyası’nın Alman müttefiklerinden Bulgarlara verilmesi olmuştu. II. Dünya Savaşı yıllarında Üsküp 3 yıl boyunca Bulgarların yönetimindeydi. Bulgarlardan gelebilecek düşmanca tutumları ön görebilen Makedonyalı Türk gençleri buna karşı bir reaksiyon geliştirerek Yücel’i 1941 yılında kurmuşlardı.

1944’ün sonlarına doğru Almanya’nın Balkanlar’dan, Bulgaristan’ın da Üsküp’ten çekilmesiyle, komünist Yugoslavlar tüm ülkeye hâkim olmuştu. Kasım 1945’te ise Yugoslavya Sosyalist Federe Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Yücelciler yeni kurulan yönetimde nasıl bir rol alabileceklerine ve Türklerin lehine ne tür faaliyetler yapılabileceğine dair Belgrad Türk büyükelçisiyle görüştüler. Elbette ki tüm faaliyetleri gibi bu da komünist rejimin dikkatinden kaçmadı.

Tito liderliğinde kurulan sosyalist rejimin anayasasına göre toplumun her kesimi eşit haklara sahipti, ancak uygulamada öyle olmadı. Tito özellikle Türklere ve Müslümanlara karşı oldukça temkinli davranıyor ve süreç içerisinde filizlenen tüm millî ve manevi hareketleri yok etmeye çalışıyordu. Bu süreçte Yücel Hareketi, bir ihtiyacın karşılığı olarak halkın içinden halka doğru uzanan bir el olmuştu.

Yücel Teşkilatını böylece tanıdıktan sonra gelelim Bursa’da Balgöç genel başkanı Emin Balkan’ın önderliğinde düzenlenen Yücel Teşkilatı ve şehitlerini anma etkinliği geçen hafta yapıldı. Konuşmacı olarak Kuzey Makedonya geçen dönem Anayasa Mahkemesi Başkanı Salih Murat, Prof. Dr. Süleyman Baki ve Prof. Dr. Hüşrev Emin Bursa’ya geldiler. Yücel Teşkilatı, Makedonya’ya katkıları ve yaşanılan olaylarla ilgili verdiler.

Toplantıda öğrendiklerimiz ve Yücel Teşkilatını kuran 4 insanın, idam edilmesi, cenazelerinin ailelerine verilmemesi ve bugün dahi mezarlarının nerede olduğunun bilinmemesini duyunca şaşkınlıklarımızı gizleyemedik. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin. Avrupa’daki Türk varlığının korunması, eğitimi ve özgürce yaşaması uğruna kendilerine feda etmişler.

Bu esnada bir olayı da öğrendim. Yücel teşkilatı haberleşme ve iletişim maksatlı Birlik isimli gazete çıkarmış. Gazetenin ilk dört sayısını Türk varlığı ile ilgili yayınlar izlemiş. 5. Sayısından itibaren ise gazeteyi kuran, Türk varlığı için mücadele eden kişilerin, Türk düşmanlığı, komünist rejim yönetimine karşı casuslukla ve ajanlıkla suçlanmasına yönelik haberler yer verilmiş. Türklerin Avrupa’daki varlığı için mücadele eden Yücel Teşkilatı ve kahramanları, hain ilan edilip, sözde mahkeme kurulup 1948 yılında idam edilmişler.

Ne acı değil mi?

Türk varlığı ve birlik, beraberliği için çalışan insanların, sonrasında casuslukla, vatan hainliğiyle suçlanıp idam edilmesi, kendi kurdukları ve Birlik ismini verdikleri, çifte minare figürü ile amblemi, logosu oluşturulan gazete haberlerinde de hainlikle suçlanmaları.

Bence kabul edilebilir bir olay değil.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.