Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Basit elvedalar...

Yazının Giriş Tarihi: 20.05.2024 00:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.05.2024 23:45

Önüme bir yığın mektup gelirdi hergün... Adresi geçersiz mektupların ve postahanede topanan mektupların ne yapılacağı konusunda kararsız kalırdım postahane müdürü olarak. Hepsinde bir hayat hikayesi vardı...Kimi zaman bir çöp varilinde yaktırırdırdım çare bulamayıp.Ama içim cız ederdi yinede...

Fakat bir gün içlerinde binlerce mektubun yine atılacağı sırada, memurlardan işinde çok dikkatli bir genç kız, üzerinde"Gönül sızım"yazan iki farklı kişinin mektubunu getirdi bana..."Gönül sızım" yazısının aralarında bir kod gibi birşey olduğunu anlamıştım o an. Üzerinde Nazife diye bir kadının isminin yazdığı mektubu elime aldığımda bir askeriyeye gönderildiğini ve orada Süleyman Karaca isimli bir asker olmadığı, bulunamadığı için mektubun sürekli merkeze geri geldiğini anlamıştım... Çok yeni tarihli olduğunu anladığım mektupta ise-"Tam kırkbeş sene geçti Süleymanım... Beklemekten yorulduğumu düşünme heç.Savaşta öldüğünü deselerde inanmadım.Hem ölsen ben göynümde hissederdim acını.Komutanının gönderdiği mektupta öldüğün yazıyordu emme, ben heçbir vakıt inanmadım.Şu gönderdiğim mektuplar yüreğime serinlik veriyor...Yazmasam edemeyom.Kırbeş sene önceki gibi, sevdan yüreğimde yemyeşil... - "yazıyordu...Üzerinde yine" Gönül sızım"yazan diğer mektupta ise Süleyman ismini okuduğumda tüylerim diken diken olmuştu...

Hemen açıp okudum...- "Yarım asır olacak Nazifem.Savaş sırasında babandan kızım evlendi diye haber gelince onca kurşunun öldüremediği bedenime ölü toprağı döküldü sanki... Köyden taşınmışsınız ailecek.Ne kadar arasamda sizde bir haber alamadım.Şimdi nerdesin ne haldasın bilmem emme,şu göynüme söz geçiremiyom işte... Her ay sana bir mektup yazmasam rahat etmiyor içim... Üstelik senden bir haber alamayacağımı bile bile... - "yazıyordu mektupta... Aynı memur kızı görevlendirdim. Postahanede belki yüz tane aynı isimlerde mektup bulmuştuk... Tam üç gün boyunca okudum mektupları...

Durumdan anladığıma göre savaş zamanı askere çağrılan Süleyman senelerce gelmeyince, Nazife'nin babası kızının boşyere beklemesini istemeyip, Süleymandan umudunu kesmesi için savaşta öldüğüne dair komutanının ağzıyla bir mektup vermiş ona... Süleymanada kızını evlendirdiğini anlattığı bir mektup yollamış... Süleyman askerde ağır yaralanmış ama ölmemiş. Ama sevdiği kadının evlendiğini öğrendiğinde askerden köyüne dönmeyip,önce şehir şehir dolaşıp senelerce çalışmış. Sınra da ozamanlar işçi alımı çok olan Almanya'ya gitmiş... Fakat köydeki aynı adrese senelerce mektup göndermekten asla vazgeçmemiş Süleyman.Cevap gelmeyeceğini bile bile gönlünü teselli etmek için yazmış... Nazife ise Süleyman gibi babası ne kadar zorlasada asla evlenmemiş meğerse. Köyden taşınsalarda.Mektup göndermeye devam etmiş askeriyeye.Ozamanlar imkanlar kısıtlı olduğu için bulamamışlar, ulaşamamışlar birbirlerine... Bunları memur hanıma anlattığımda ikimizde o kadar heyecanlanmıştıkki.O ağlamaya başlamış, bende koskoca adam, gözyaşlarımı ona göstermemek için çok çabalamıştım...

Hemen harakete geçtik.Konsolosluğu arayıp bir haftanın sonunda Süleyman beye ulaştım.Memure hanımıda Nazife hanımı bulması için görevlendirmiştim.İçim içime sığmıyor geceleri uyuyamıyordum.

Olanları her ikisinede ulaşıp anlattığımızda, Süleyman beyin telefonda hıçkıra hıçkıra ağlamasını hiç unutamıyorum.Hatta küçükte bir kriz geçirmiş heyecandan dolayı.Kalbş varmış meğerse.Üç gün sonraya bilet bulduğunu ve uçakla geleceğini söylediğinde mutluluktan içim içime sığmadı.Memure hanımda Nazife hanıma olanları anlatmış Kayseriden yola çıkmışlardı.Arabada gelirken "-Süleymanım yaşıyor" - diye diye sürekli ağlamış, memure hanımın söylediğine göre...

Şehrin en sakin parkında, saat on civarları, bir tarafta benim koluma girmiş Süleyman bey,diğer tarafta memure hanımın koluna girmiş Nazife hanım... O iki yaşlı insanın değneklerini bir kenara atıp heyecanla ağlayarak sarılmalarını görmeliydiniz.Hiçbirşey umurumda değildi artık. Çöktüğüm yerde hıçkıra hıçkıra ağladım çocuk gibi...

Sarıldılar...Ağladılar...Dizleri üzerine çöküp uzun uzun bakıştılar. - "Süleymanımmm... Nazifemmm....Gül yüzlüm... Sırma saçlım.. -" diye diye yeniden sarılıp yeniden ağladılar... Belki yüzlerce defa teşekkür etmişlerdi bize.Sanki iki yaşlı insan değilde,gencecik iki insan gibi şen şakrak ve mutluydular o an... Süleyman bey de hiç evlenmemiş meğerse.Bu devirde böyle bir sevdaya hayran olmuştum... Bir sürprizim vardı onlara.İkisinide o akşam evimde ağırlayıp, ertesi gün nikah dairesine götürdüm...Kırkbeş sene önce çok istedikleri halde olmayan nikahları o gün gözyaşları içinde kıyıldı... Sonra eski köylerine yerleştiler... Oğulları gibi olmuştum.Şehre on beş dakika uzaklıkta olan köye her hafta mutlaka gidiyordum... Öylesine sevgiyle bakıyorlardıki birbirlerine çiçeği burnunda çift.Yaşanan onca olumsuzluğa rağmen, boşa geçen, hasretle, çileyle geçen bir ömre rağmen çok mutluydular... Bir gün dayanamadım ve nasıl böyle derinden sevebildiklerini sordum...

İkiside biran baktılar birbirlerine ve şöyle cevap verdiler:-"Basit elvedalar, kolay sevdaların sonucudur oğul...Biz basit sevmedikki... -"

Sevgi cümlesinin çok basite alındığı şu günlerde ölümsüz aşklara ithafen...

Alıntı

Tekrar görüşünceye dek

Sevgiyle kalın.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.