Hırsız İçeriden olursa kapı kilit tutmazmış.

Ya düşman içeriden olursa?

O zaman da dikiş tutmuyor herhalde.

Onlarca sorunla gırtlak gırtlağa boğuşarak yaşamaya çalıyoruz çoğumuz.

Çözülmeyen ,çözülmek istenilmeyen,çözülüyormuş gibi yapılan ya da çözdükçe düğümlenen bir sürü dert arasında bir de bu halk düşmanları ile uğraşıyoruz.

Bizi zehirlemek için ant içmiş hainler.

Ne kadar hileli zararlı gıda maddeleri varsa alenen dayıyorlar .

Hadi yeyin için gari bişeycikler olmaz diye…

Hep varlardı da son yıllarda iyice önleri alınmaz hale geldi bu musibetlerin.

Acaba ne yiyip içiyoruz diye düşündüre düşündüre  koskoca bir toplumu paranoyak yaptılar.

Onlar yaptılar, yasalar yaptıklarını vaka-i adiyeden saydılar.

Hadise kısır döngüye bağlandı gitti.

En yetkilisinden en ilgilisine garip bir kabullenmişlik hali var.

Bu sözler Tarım Bakanına ait;

Taklit ve tağşiş ürün üreten işletmelerle ilgili verdiği bir demeçte diyor ki;

 "Bunu alışkanlık haline getirenlerin ticaretten men, gerekiyorsa hapis cezası, başka türlü cezalarla toplum sağlığını tehdit etmekten men etmemiz gerekiyor. Bununla alakalı yasal düzenleme için hem külliyede hem de Meclis'te çalışılıyor.Mevcut mevzuatta hapis cezası yok. Mevcutta cezaların hepsini en yüksek şekilde uygulayacağımız mevzuatları belirledik ve yönetmelikleri düzenledik. Ancak zaman zaman bu taklit ve tağşişi yapanlar ödedikleri cezalardan daha fazla bir kazanç elde ettikleri için, bu taklit ve tağşişi yapmaya devam edebiliyorlar. Bunu da farklı isimler altında farklı şirketler altında ve farklı adreslerde yapıyorlar. Bunu engelleme konusunda bir yasal düzenleme çalışması yaptık. Tabi ki bu yasal düzenlemede ki amaç neticeyi tam anlamıyla almak. Bunu alışkanlık haline getirmiş olanlar yanlışlıklar yapmış olabilirler. Almış oldukları ürünlerden dolayı onların da hataları olabilir. Önemli olan birden fazla yapmış olanların ve alışkanlık haline getirmiş olanların bu meslekten ve ticaretten men, gerekiyorsa hapis cezası gerekiyorsa da başka türlü cezalarla toplum sağlığını tehdit etmekten bu arkadaşları men etmemiz gerekiyor. Çalışmalarımız bu yönde, tüm kurumların burada görüşleri önemli. En yakın zamanda bu konuyla ilgili bir yasal düzenlemenin çıkmasını hep birlikte bekliyoruz."

Demek ki bu dertten kurtulmak için arkadaşların(!)bu yaptıkları yanlışlarından dolayı cezalandırılmaları için  gerekli düzenlemelerin yapılmasını bekliyormuşuz.

Ne zamana kadar bekleyecekmişiz?

En kısa zamana kadar.

Buradan şu anlam çıkıyor ki,yıllardır sağlığımıza kasteden bu halk düşmanlarının faaliyetlerini önlemek için bu güne dek elle tutulur caydırıcı bir önlem alınmamış.

Ya da alınamamış.

Ancak sayın bakanın söylediklerinden artık bu işin üzerine ciddi şekilde gidileceği de anlaşılıyor ki, bu çok güzel işte.

Yanlış hatırlamıyorsam bir zamanlar gıda polisi ve gıda mahkemesi diye bir oluşumun gerekliliğinden de söz ediliyordu.

Elbette ayrıntılarına vakıf değilim ama artık bu durumun polisiye ve adli bir suç olduğu da ortada.Hatta terör suçu da denilebir…

Gıda terörü denilir bir kavram var;

En vahşi terör örgütlerine bile şapka çıkarttırır.

Çıkarttırır çünkü gıda teröristleri eylemlerini alenen,son derece açık bir biçimde ortaya koyarlar hatta bu eylemlerini reklamlarla da desteklerler.

Şu anda televizyonlarda cayır cayır reklamları dönen yüksek oranda  zararlı yağ, şeker, tuz ve katkı maddeleri  içeren, işlenmiş gıdaların  sahte gıdalara dönüştüğü ve  insanları asla beslemeyen, raf ömürlerini  uzatmak için muhteviyatlarına şırınga edilen kimyasallarla dolu, toksinleri arttırarak  hastalıkları tetikleyen kim bilir ne kadar çok hileli ürünle karşı karşıyayız.

Ancak bu mesele herkesin bildiği bir sır niteliğinde de.

Hiç birimiz (hadi genelleme yapmayayım yediğine içtiğine duyarlı olmaya çalışanlarımız diyeyim) beyinlerimizde ki acabalardan dolayı yediklerimize kafalarımızı da meze yapıyoruz.

Yani bu gıda da ki alicengiz oyunları insana tabağındakinden çok gençlerin deyimi ile kafayı yedirtiyor.

Şöyle bir baktım;

Gıda hileleri 70 lerde de,80 lerde de,90 lar da da,iki binler de de basının daima hit konu ve manşetleri arasında yer almış.

Elbette daha öncesi de vardır da,kayıtlar oralara pek  ulaşmıyor.

On yıllar boyunca toplumun ana gündemlerinden biri olan gıda sahteciliği her nedense üzerine pek gidilmeyerek adeta teşvik bile edilmiş.

Oysa yapılacak çok şey var.

Tabi ‘sallandır bakalım bir kaçını Heykel de bak bakalım bir daha yapan çıkacak mı’ gibisinden önlemlerden söz etmiyorum.

Evet bakanlık zaman zaman bu gıda sahtecilerini sitesinde ve basın aracılığı ile ifşa ediyor.

Yani diyor ki,ilgili konuda ki yasalar bu adamları yedikleri herzeden vazgeçirmek için yeterli değil,siz alın kendi önleminizi.

Rahmetli babaannem yaptığı yemekleri beğenmeyip yemediğimde ya da abur cuburlara daha bir ilgi gösterdiğimde tonton  tonton  ‘ziftin pekini ye’ derdi.

Muhtemelen sizler de büyükleriniz böylesi içi sitem ve sevgi dolu önerileri ile karşılaşmışsınızdır.

Eee ne de olsa babaanne öğretisi

Bir türlü vazgeçemedik ziftin pekini yemekten.

Allah yedirenleri nasıl biliyorsa öyle yapsın.

***

-Hayatım bunun tavuk döner olduğundan emin misin?

-Evet pazardan gelirken köşede ki büfeden aldım ne oldu ki?

-Valla ne bileyim her halde su tavuğu mübarek; kokla bak balık balık kokuyor

-Yok yok balık kokusu değil o,mazota benziyor ama yağlıboya tineri de olabilir.

-Evde atıştıracak başka ne var?

-Görüntü olarak mı,içerik olarak mı?

-Şimdi düşündüm de ben pek aç değilim canım.

-Evet ben de; kahve içer misin?

-Olur.Hiç olmazsa kırk yıl hatırı  var; biz kırılsak ta bari onu kırmayalım…

(yazıyı yazarken eşim ile aramızda ki diyalogta karışmış; özür diler düzeltirim)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254