Hiç kimse yüksek sesle konuşmuyor, kimse koşuşturmuyor, hiçbir araç korna çalmıyor ve sürat yapmıyor. Hiç kimsenin yüzü asık değil. İnsanlar mutlu, huzurlu, sakin... Gürültü, kargaşa ve keşmekeşten eser yok. Sokaklar tertemiz. Kırcaali'nin de en merkezi ve rantsal açıdan en değerli yerleri, sadece park ve yeşil alan olarak kullanılıyor.

Cebel Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşen Bulgaristan programımızda sıradaki durak Kırcaali il merkezi.

Buradaki gezimiz Bölgesel Tarih Müzesi'nde başlıyor.

Zemin ve giriş katlarının üzerinde 3 kata daha sahip olan devasa yapı, ilk önce Türk okulu olarak inşa edilmek istenmiş fakat devam eden süreçte devlet buraya el koyup müzeye çevirmiş.

Davalar hala devam ediyormuş bir yandan.

Antik çağlardan itibaren bölgede yaşayan insanların kullandığı her türlü alet edevatların yanı sıra kıyafetler, savaş aletleri, coğrafyaya ait özel taşlar ve etnografik bölümde görebileceğiniz binlerce özel parça var.

Giriş ücretli ama Reyhan Abi'nin üstün gayretleri sonucu bizlerin burayı serbestçe görebilmesi için görevliler her türlü kolaylığı gösterdi.

1925 yılında inşasına başlanan bina, doğu mimarisi tarzıyla ülkede eşsiz olma özelliği taşıyor.

Yolu düşen herkesin bu müzeyi görmesi gerekiyor.

***

YİNE HUZUR, YİNE SÜKUN

Müzeden sonra Merkez Postanesi, Emniyet Müdürlüğü ve belediye binası boyunca uzanan taş kaplı yol boyu, sağımızda kalan Merkez Parkı eşliğinde keyifli bir yürüyüş tutturduk.

Gördük ki burada hiç kimse yüksek sesle konuşmuyor, kimse koşuşturmuyor, hiçbir araç korna çalmıyor ve sürat yapmıyor.

Hiç kimsenin yüzü asık değil.

İnsanlar mutlu, huzurlu, sakin...

Gürültü, kargaşa ve keşmekeşten eser yok.

Sokaklar tertemiz.

Diğer şehirler gibi Kırcaali'nin de en merkezi ve rantsal açıdan en değerli yerleri, sadece park ve yeşil alan olarak kullanılıyor.

Boybeyi Abi (Çelik) ile gayriihtiyari, Türklere özgü bir şekilde kollarımız arkada, 'Var mı bize yan bakan' façasıyla yürürken, yanımızdan geçen bir gruptan 'Türkiş' kelimesini duydum.

O esnada Türkçe konuşmadığımıza göre, bu sembolik hareket bizi ele vermişti...

***

Bir kahve molasının ardından, parkın içinde bulunan ve Kırcaali'de doğan her çocuğun üzerine binerek fotoğraf çektirdiği rivayet edilen ayı heykeline ulaştık.

Ardından park içindeki küçük bir satıcıdan alarak Sevinç ve Birol Çelebi çiftinin ikram ettiği 'poniçka'ların tadına baktık.

Tercihen pudra şekerine batırılarak yenen bu minik şerbetli tatlı gerçekten çok lezzetli ve görünüşünün tersine oldukça hafif.

***

ZİRVEDE YAĞMUR DUASI

Elimizde poniçkalarla pazar yerine girip epeyce bir zamanı burada geçirdikten sonra, meşhur Kırcaali barajına doğru yola koyulduk.

Kapakları açıldığında Edirne'yi su basmasıyla ünlü bu baraj, 36 kilometre uzunluğunda.

Barajın bizim bulunduğumuz noktasında bir restoran, tekne turları ve bolca balık çiftliği mevcut.

Manzarası şahane.

Buradan Cebel'e giden yolda, 1241 metrelik yüksekliğiyle Güneydoğu Rodopların en yüksek noktası olan Aladağ'ı gören Cebeciler köyünün manzarasında kısa bir fotoğraf molası veriyoruz.

Aladağ'da her yaz bölge halkı toplanarak yağmur duasına çıkıyormuş ve rehberimiz Reyhan Abi de her yaz bu etkinliğe katıldığını belirtiyor.

Ekibimizi gören bir köylü, sohbet sırasında Bulgaristan'a dair memleket meselelerine ilişkin görüşünü şu cümleyle ifade ederek bizi düşüncelere sevk ediyor: "Çoban sakat; ne yapsın koyunlar!"

***

ANNE TARAFINDAN CEBELLİ!

Ertesi günün sabahında, biz Bulgaristan'daki son günümüze başlamak ve hemen ardından yola koyulmak için toparlanırken, Cebel'deki Kiril i Metodi kilisesinin çanları sanki bir uğurlama merasimindeymişçesine çalıyordu...

Tertemiz sokakların fotoğrafını çekmek için Royal Otel'in çevresinde şöyle bir tur atarken, kiliseye pazar ayinin görmek için girdim.

Kiliseyi ilk ziyaretimizde beni Sevinç Abla'nın oğlu zanneden Dora Teyze ve beş - altı kadın sandalyelere oturmuş, belli ki ayinin başlamasını bekliyordu.

Dora Teyze beni görünce sevinerek ayağa kalktı ve elimi sıkarak karşıladı.

Türkçe olarak, "Annen nerede?" diye sordu.

Sevinç Abla 'meslektaşım' diye açıklamasına rağmen, Dora Teyze bizi anne - oğul görmüş ve öyle kabul etmişti.

"Annem yol hazırlığı yapıyor. Biz artık gidiyoruz" dedim.

Hem Dora Teyze, hem de orada bulunan diğer hanımefendiler yola çıktığımızı öğrenince beni Türkçe sözlerle uğurladılar.

Bir yandan, "İyi ki bu güler yüzlü insanları son bir ziyaret etmişim" diye düşünürken; bir yandan da Dora Teyze'nin Sevinç Abla'yı tekrar 'annen' diyerek sormasını şahane grubumuza anlattım.

Sevinç Abla'nın da zaten bu duruma itirazı yoktu.

Dora Teyze sayesinde, anne tarafından Cebelli sayıldım...

***

MERVE'DEN BAŞLIK ÖNERİSİ!

Geçtiğimiz günlerde, Cebel yazılarımdan birini henüz yayına göndermeden sevgili eşim Merve'ye okuttum; "Sence başlık ne olmalı?" diye sordum.

Cevabı 'şak' diye yapıştırdı: "Sevgili eşim Merve'yi götürmeyip de ballandıra ballandıra anlattığım yer" diye yaz!

Vallahi tutuldum kaldım...

Umarım Cebel'e Merve'yi de götürüp bu güzel yerleri gösterme fırsatı bulurum...

***

Son gün ziyaret ettiğimiz noktaların ardından, Bulgaristan'da kaldığımız süre boyunca bizleri yalnız bırakmayan ve bütün özverisiyle yaşadığı coğrafyayı bizlere yorulmadan anlatan rehberimiz Reyhan Mustafa Ferad ile vedalaşmanın zamanı geldi.

Başka bir ülkeye çok insanı yolcu ettim.

Giden değil; hep geride kalandım.

İlk kez çıktığım yurtdışında edindiğimiz dostları ve bu güzel diyarı arkada bırakıp bir ülke geçmek, ilk kez yaşadığım bir duyguydu.

Bu düşüncelerimi Reyhan Agam ve grubumla da paylaştım.

Hepimizi duygulandıran bir vedalaşma ve kucaklaşmanın ardından hem teker teker, hem de toplu olarak son bir fotoğraf çektirdik.

Hem gezimiz boyunca, hem de daha önceden çektiği yüzlerce fotoğrafı yayınlayabilmemiz için bizlerle cömertçe paylaşan bu dost, hepimizin kalbinde unutulmaz bir yer edinmişti...

Reyhan Agam arabasına atlayıp kornasına basarak kıvrımlı yollardan Cebel'e doğru, biz de diğer yoldan Türkiye'ye doğru yol aldık...

***

Bir de şahane grubumuzdan bahsetmem gerek.

İsmini yazdığım ve yazmadığım tüm yol arkadaşlarımıza samimiyetleri, uyumları ve enerjileri için teşekkür ediyorum.

Gerçekten birlikte yolculuk ettiğim en güzel, en şahane, en uyumlu gruptu.

Bu güzel ekibi bir araya getirdiği için Sevinç Çelebi ve ailesine, bizleri Bulgaristan'da ağırlayan Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer'e ayrıca teşekkür ediyoruz.

Bulgaristan'daki son günümüzün detaylarını bir sonraki yazıda sizlerle paylaşacağım...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234