Gerek felsefi,  gerekse teolojik olsun, her önerme ve model,  o  günün şartlarına ve insan modeline uygun değilse, hiçbir anlam ifade etmez. Bu genel dinler ve İslam tarihinde de böyle olmuştur. Mezheplerin ortaya çıkmasının ve farklı yorumlanmasının gerçek nedenlerinden bir de budur.

Bir önermenin gelmiş geçmiş tüm zamanlara uygun olabilmesi için, kısa ve çok genel bir anlamı ifade etmesi gibidir. Örneğin “her insan özgürdür” gibi.

Ancak bu “özgürlük”  Roma döneminde farklı bir şey ifade eder, ortaçağ krallık döneminde farklı, ulus devletler çağında farklı, bilgi toplumuna geçiş küresel dönemde farklı anlamlar ifade eder. Çünkü toplumun gelişmişlik düzeyi, özgürlükten ne anlaşıldığını ortaya koyar ki, özgürlük bu her dönemde farklı içeriğe sahip olmuştur.

Dolayısıyla, toplum yönetimine ait ister formel-kanun vs.- olsun, ister informel-Din, gelenek vs.- olsun, o döneme ait insan model ve anlayışıyla doğrudan orantılıdır.

Bugüne gelecek olursak; 

Bugün dünyada, insanlık tarihinde hiç yaşanmamış olan, bir önemli bir değişim olduğunu görmekteyiz.

Berlin duvarı ile birlikte İki kutuplu dünya çözülmesi ve dünyanın tek kutuplu, çok partili, özel mülkiyetli, demokratik bir düzene doğru evirilmesi önemli bir değişimdir.

Ardından yaşanan Telekomünikasyon devrimi,  küresel bir iletişim yaratmıştır.

Buna sürece bağlı olarak, sermayenin borsalar yoluyla küreselleşmesi ve rekabetin yarattığı şartlardan dolayı, üretimin parçalanarak, hammadde ve işçiliğin küreselleşmesini de sağladı.

Keza Dış ticaret ve dış turizm muazzam derecede arttı.

Tüm bunlara bağlı olarak, medeni ve ticaret hukuku tekleşmeye başladı.

Dünyanın ortak problemleri,( çevre, insan hakları, kadın hakları, terör) olduğu ve bunların aslında herkesin sorunu olduğu gerçeği ortaya çıktı.

Böylece insanlık ilk kez, başka kültürlerle bu kadar iç içe geçti.

Yeni insan modeli doğdu

Tüm bu gelişmeler neticesinde birbirine geçmiş, iki türlü insan modeli oluşmaya başladı.

Birincisi; milliyet, din, klan, gelenek vb. tümünün anlamsız olduğu teziyle hareket eden Küresel Yurttaş tipi insan.

İkincisi; bu küreselleşme neticesinde bilinç altı olarak “biz kimiz” sorusuyla, kendi tarihsel öğelerine geri dönüş yaşayan, ve yeniden klan, aşiret, milliyet, din, mezhep, ulus  vb.  tarihsel öğelerine sarılan ve bu yolla küreselleşmeden korunmaya çalışan insan modeli.

Bu tüm toplumlarda, özellikle gelişmekte olan devletlerin topluluklarında ortaya çıkan ve toplumun atomize olmasına yol açan gelişme, hem felsefi önermelerde, hem de siyasal mobilizasyonda bir paradoks yarattı.

Şimdi ki, en rasyonel akıl; bu iki insan tipini bir araya getirebilecek, olası basit bir yorumla; güne cevap verecek, bir kısım tarihsel öğelerin alınarak, yeni bir yorumla, günümüzün evrensel öğelerini kabul ederek, gerek bu iki insan tipinin, gerekse azınlık ve çoğunluk yapılarının ortak olarak mobilize edilebileceği yeni bir toplum sözleşmesinin oluşturulmasıdır.  Bu sözleşme de kendisini bir anayasada tarif eder.

Burada nasıl bir anayasa diye sorulabilir. Bana göre en kısa ve anlamlı tanım şudur:

Devlet;  evrensel insan hakları ilkelerini değişmez kural olarak gören, demokratik, laik, evrensel hukuka bağlı, yurttaşlarına karşı eşit,  sosyal bir devlettir.  Her durumda, kamu birey ilişkisinde bireyin önceliğini ve çoğunluk azınlık ikileminde azınlığın temel haklarını ve korunmasını esas alır.

Dinleyen olursa benim görüşüm budur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161