Ülkemizde artık senelerdir kronikleşen ve alışkanlık haline gelen bir takım iş ve uğraşlara alıştık artık.

Nedir bunlar? Diye soracak olursanız, cevabı gayet basit. Herhangi bir iş yapabilmek için aceleci davranmıyoruz. Mesela, önümüzde bir seçim tarihi varsa, seçim zamanı belli ise yatırım ve ekonomik ilişkilerle ilgili kararlarımızı seçim sonrasına erteliyoruz.

Mesela, yaz ayları gelmiş ise tatil başlamış ise yatırım ve ekonomik tercihlerimizi tatil sonrasına erteliyoruz.

Mesela, bayram gelmiş ise, ekonomik yatırım ve tercihlerimizi bayram sonrasına erteleyebiliyoruz.

Ülkemizde de çok şükür ne bayram bitiyor ne de seçim.

Son dört yıla bakalım. 5 tane seçim yapılmış. Referandumlar dahil. Peki, bütün bunları yaşayan bir ülkemizdeki ekonomik durum nedir? Çarşı-Pazar fiyatlarına göre politika üretenlere göre ekonominin hali hiç de hoş değil. Çünkü, halkın gelir düzeyi azaldı. Yatırımların ve ekonomik kararların da seçim  sonrasına ertelenmesi, seçim üstüne seçimlerin yaşanması nedeniyle, ekonomik kararların zamanında alınmayışı veya uygulamadaki sıkıntılar yüzünden piyasalar tıkanma veya açılma riskiyle çalkalanır oldu.

Ekonomik verilere bakalım. Sanayi üretimi, enflasyon, geçim endeksleri, yatırım endeksleri.

Bütün bunların hemen hepsinde ciddi bir azalma görülüyor.

Yine, çarşı-Pazar fiyatlarıyla ekonominin nabzını tutmaya çalışalım. Halkımız gerçekten Pazar fiyatlarıyla alış veriş yapamıyor. Yeterli beslenip beslenmeme konusunda sıkıntılar mevcut.

Tabi, bütün bunlar merkez bütçeyi, hazineyi etkiliyor. Yeterli beslenmeyen vatandaşlarımızın hastalık sayısı veya hastaneyi tedavi amaçlı gelmeleriyle ilgili sayılar artmış. Devletin sağlık harcamaları da buna paralel artıyor.

Demek ki, ekonomide işler iyi gitmemeye başladığı andan itibaren, ülkemizdeki hazineye gelirler azalmasına rağmen, başta sağlık harcamaları olmak üzere pek çok harcama kalemlerinde beklenmedik hareketlilik oluyor.

Ülkemizdeki sürükleyici ve ekonominin bel kemiği olarak kabul edilen omurga sektörlerimiz inşaat ve otomotiv.

Bu sektörlere bakalım. Son üç yıldır, inşaat sektöründe beklenmedik bir durma söz konusu. Satışlar yok. Üretilen, ihmal edilen ve satışa sunulan konutların sayısı artmasına rağmen, satışlar beklenilen düzeyde değil. Tapu kayıtlarına göre de el değiştirme oranlarında yüzde 60’lara varan bir azalma söz konusu. Otomotiv satışlarına baktığımızda aynı tablo ile karşı karşıya kalıyoruz.

Bu durumdan çıkan sonuç nedir?

Halkın cebinde yatırım veya uzun süreli ihtiyaçlarını karşılama konusunda yeterli mali kaynak kalmadı.

Yani, eskiden tasarruf eden, gelir-gider düzeyine göre mali kaynaklarında artış gösteren vatandaşlarımız zaman geçirmeden bu artışları, biraz da kendilerini zorlayarak mal mülk edinme amaçlı kullanıyordu. Halkımızın önceliği, dünyada mekan, ahirette iman mantığı ile hareket etme. Bu konuda sıkıntı yok. Fakat, iki kişi çalışıp asgari ücretle yatırım yapmak isteyen vatandaşlarımız, birisinin kazancı ile geçinme konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Çünkü, çarşı-Pazar fiyatları ile cebe giren ücret arasında ve gerekli temel beslenme ürünleri ve fiyatları arasında gelir-gider dengesi bozuk bir çizgi izliyor. Bu durumda, değil, yatırım yapmak, insanlarımız geçimlerini sağlamakta bile zorlanıyorlar.

Bir başka sıkıntı ise, krediler ve faiz oranlarının yüksekliği.

Ülkemizdeki ekonomik döngünün kredilerle döndüğünü bilmeyen yok. Hane halkındaki insanların pek çoğunun 5 yıl, 10 yıl hatta 20 yıllık vadeler halinde araç kredisi, konut kredisi kullanması söz konusu. Bankacılık sektörü kayıtları incelendiğinde, ticari kredilerden çok bireysel kredilerle bankacılık sektörünün ayakta kaldığını söyleyen ekonomistlerimiz çok. Bu durumda, bireysel kredilerdeki azalma, piyasalardaki alım-satım işlemlerinin de durmasına yol açabiliyor.

Birde, arz-talep arasındaki dengesizlik.

Özellikle lokomotif sektör inşaat alanında, semtlere, illere ve bölgelere göre değişim gösteren konut fiyatları, insanların yatırım tercihleri konusundaki sıkıntıların başında geliyor. Yatırımcı müteahhitler, arsaların pahalı olmasından, maliyetlerin ve işçiliklerinde illere göre artmasından şikayetçi. Müteahhitlik sektöründeki ikinci sıkıntı ise daha önceleri bankaların proje bazlı yatırımlarda yaptıkları desteklerin kesilmesi veya faiz oranlarının çok yüksek olması. Bu yüzden de ihtiyaç sahipleri bile konut almak yerine, beklemeyi tercih ediyorlar.

Ülkemizdeki seçim dönemleri bitti. 31 Mart mahalli seçimlerinden sonra, planlı olarak 4 yıl süreli bir seçim gözükmüyor takvimlerde. O zaman, siyasetin bundan sonraki yapacağı en önemli iş olarak ekonomi gözüküyor. Birinci sıraya ekonominin alınması, piyasalardaki tıkanma noktasına gelen arz-talep dengesinin yeniden düzenlenmesi, bankacılık sektöründeki krediler ve kredilerin faiz oranlarının ise yeniden belirlenip, biraz olsun insanların nefes alıp, ihtiyaçlarına göre yatırım yapmalarının önünün açılması bekleniyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234