“Şehirde varoşlara… Caddeye, sokaklara… Mecnun misali sana sorar, seni ararım” diyor Selda Baycan; o meşhur türküsünde…

Sonra, “döngel bir tanem” diye devam ediyor, içimizi yaralayan ezgisiyle…

Eskiyi, önceliği, dürüstlüğü, inceliği, kardeşliği arar olduk… Yeni denilen bir çok şeyde ve sloganda riyakarlık var artık!

Sanki üzerimize yapışan miskinlik, kopmuyor sökülmüyor, gibi. Gözlük camlarından izliyoruz beli bükülmüşleri. Farkında bile olamıyor kimilerimiz, rezilliklerinin izlendiğini.

***

Toplu taşıma araçlarında içimizi acıtan, yaralayan, yazıklar olsun diyeceğimiz olaylarla artık ne kadar sık karşılaşıyoruz.

Geçen gün beli iki büklüm olmuş bir anne, hemen yanında bir anne adayı, karnı burnunda.

Osmangazi Metro istasyonunda trene binme telaşında… Biliyorum ki, binmez olaydım der gibiydiler.

Kimse yer vermiyor, herkes telefonuyla şeker oyunu oynuyor. Hele bir tanesi vardı, Tetris’le bozmuştu kafayı!

Helak olurcasına, çıldırırcasına kimsenin umurunda değil; yaşlıymış, hamileymiş, nineymiş, dedeymiş.

Yaşları 15’le 20 arasında değişen gençler, trenin camlarına kafalarını dayayıp, uyuyor numarasını çok iyi beceriyorlar.

Kimileri de ruhsuzluklarını kurnazlıkla bütünleştirip;  trenin camından vatandaşın mimiklerini izliyor… Tepkiler ne durumda, kaşlar çatık mı diye… Bu şehir önceden böyle değildi, diye geçiriyorum içimden…

Bir zamanlar kapısını tıklattığımız insanlar herkese su verirlerdi, aç mısın diye sorarlardı… Şimdi onların torunları otobüste, trende yaşlılara, kadınlara yer vermiyor!

Her bir ah çekiyorum, yüreğim kanarcasına…

***

Sonra…

Yumruklarımı sıktım… Ağlamak istedim, içimdeki ses olmaz dedi…

Dayanamadım, suratlarını cama dayamış, kalpleri karartılmış iki gence “kalkın” dedim.

Hiç cevap vermeden, tepki göstermeden kalktılar!

İki anneden birisi üç durak sonra inmişti. Anne adayı olan ise, ilk önce oturmak istemedi ama dayanacak takati kalmadığı için boşalan koltuğa oturdu.

Diline sağlık dercesine, suratında bir gülümsemeyle selamlaştı.

İki durak sonra, elindeki çantalarla birlikte o anne de trenden indi!

Gençler, sanki hiçbir şey olmamış gibi ayakta dikilirken, telefonlarıyla oynamaya devam ediyorlardı!

Gerçi, bu telefon hastalığı sadece gençlere bulaşan, yapışan bir şey değil, koca koca adamlar, teyzelere de musallat olmuş durumda.

***

Mecnun misali, eskiyi arar oldum, olduk. O caddelerde, sokaklarda gezenleri; bir birlerine selam verip, hürmet edenleri arar oldum.

Bedenlerin içi boşalmış, kalpler katılaşmış!

Veba salgını gibi, şehirlerde yaşayanları esir alan bir ruhsuzluk söz konusu!

Tabi, görmezsen, duymazsan, sormazsan, sorgulamazsan, hissetmezsen her şey normal!

Ama…

İnsanlıkta direnmeye devam edeceğiz… Direniş göstermeye, gerekirse diklenmeye de…

Yaprak dökse de bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe olsun diye, yürümeye devam ediyoruz…

Biliyorum ve iddia ediyorum, her farklı ses bir nefestir.

O zaman, ses çıkarın, bir şeyler yapın. Yaşlılara, kadınlara,  neden yer vermiyorsunuz diyerek, medeni cesaretimizi toplayalım, toplaşalım, toparlanalım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Korkmaz 12 ay önce

Bu kokuşmuşlugun, zavallı olmamızın en büyük sebebi sadece kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eden siyasi partiler ve stk lar olsa gerek