Ben bu korkuları ve telkinleri 80 öncesi de yaşamıştım.

Örneğin!..

Kızımla birlikte Ankara’ya gitmiştim.

Konuk olduğum arkadaşım sıkı sıkı tembih ediyordu:

“Gündüzleri istediğin yerleri dolaş.

Ama hava karardıktan sonra mutlaka evde ol!..”

Zaten Bursa’da da aynı korku ve endişe içinde yaşıyorduk.

Sokakta dolaşırken bir gözümüzü de arkadan yaklaşanlara ayırıyorduk.

Sırtımız buz gibiydi.

Ya bir kör kurşun bizim de sırtımızı delip geçerse soğukluğu…

Sabahın köründe evimden Setbaşı’na doğru inerken ıssız sokaklardan geçerdim.

“Herhangi bir köşe başından, herhangi birinin fırlayıp önümü keseceği” endişesiyle…

***

Ancak!..

O günlerle, bu günlerin bir farkı vardı.

O günlerde sağ- sol kavgası revaçtaydı.

Arada karambola gidenler de olsa, namlunun ucundaki hedef belliydi.

Solcu gidip bildiği sağcıyı vuruyor; sağcı da yine bildiğine kurşun sıkarak intikam alıyordu.

Bugünlerde yaşananlar ise tam tersi…

Hedef tüm insanlar; “nokta atışı” yok yani…

Kalabalığın içine giriyorlar; pimi çektiklerinde; “Ne kadar çok ölü, o kadar çok panik, endişe, korku, gerilim ve kargaşa!..” mantığı…

***

Bugünkü terörizmin amacı belli!..

İnsanları “sokağa bile çıkamayacak” psikozunun içine çekmek.

Üzerlerinde tam bir paranoya etkisi yaratmak…

Oysa!..

Toplumun bunu kırması gerekiyor.

Ünlü Psikiyatrist Engin Geçtan, terör korkusuna; “insanların giderek evlerine kapanmasının, kalabalıklardan uzaklaşmasının” yanlışlığına işaret ediyor.

***

Geçtan’ın Hürriyet’ten Ayşe Arman’a sıraladığı yönlendirmeler hele bu ortamda gerçekten çok önemli.

Prof. Geçtan; her şeyden önce “hayat alanımızın daraltılmasını” doğru bulmuyor.

“Eğer “ diyor;

“Esas hayat alanımızı daraltırsak, kaybederiz!..”

“Peki ne yapmalıyız?” sorusunun yanıtları da şu sözlerinde saklı:

“Rağmen var olmak, diye bir şey var.

Her şeye rağmen, hayat devam etmeli.

Çünkü herhangi bir olumsuz olayın sizi nerede bulacağı tamamen rastlantı…

Çıkma, gitme, kalabalıklara karışma gibi yaklaşımlar son derece yanlış.

Şu anda insanlar gerçek korkuyla, üretilmiş korkuyu karıştırmış durumdalar.

Tehlikeli durumlar karşısında yaşanan gerçek korku, bir savunma mekanizmasıdır.

Hayatta kalmamızı sağlar.

Üretilmiş korku ise, çoğu zaman yaşam sorumluluğundan kaçınma eğiliminden  kaynaklanır.

Gerçek acı ve üretilmiş acı gibi.

Üretilmiş acı çok iyi bir uyuşturucudur.

Şikayet kültürüyle birlikte yaşanır.

Gerçek acı ise oldukça ender yaşanır.

Yakınma eğilimi güçlü bir toplumuz.

Çoğu zaman bununla yetinmeyip, çevremizdekilere kasvet ve karamsarlık bulaştırıyoruz!..”

***

Prof. Geçtan’a göre;

Herkes bazı söylentilerin peşine takılmış gidiyor.

Ama bilinmesi gereken tek şey.

Saklanmanın kimseye faydası olmadığı, yaşama sıkı sıkı sarılmanın tam zamanı olduğu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161