banner263

Ne güzel değil mi?

Beyefendi kızar, müdür bey sinirlenir, hanımefendi hislenir,o alınır, bu daralır, şu darılır, beriki kırılır, öteki morarır, sağda ki bozarır, solda ki sararır, önde ki burulur, arkada ki bırıkır…

De;

Yasakla gitsin.

Kol kırılsın yen içinde kalsın

Amman ahali hiçbir şey çakmasın.

Çakarsa sorar.

Sorarsa muhtemelen cevap yok;

İşin kakası çıkar.

Bizim coğrafyanın makus talihidir.

Yasaklarla yaşarız.

Ama işine gelenin işine geldiği gibi koyduğu yasaklarla.

En çokta otomatik ve kraldan çok kralcı olanlarıyla.

Eğer bir hadisenin zülfiyare dokunacağının, hassas dengeleri bozacağının düşünüldüğü ya da üzerine yıkmak için bir sorumlu bulunması için  zaman kazanılmasının gerektiği durumlarda konulan yasaklarla da.

Mesela orman yakmak ve izinsiz ağaç kesmekte yasaktır, kadını kızı dövmekte, yola caddeye tükürmekte,denizleri kirletmekte,mobing uygulamakta,intihal yapmakta,sağlığa Zaralı ürün üretip satmak ve sattırmakta, ulu orta küfür etmekte, çocuk gelinlerde,hakaret - tehdit etmekte, taciz ve tecavüzde…

Turşu kavanozuna konulmuş  mermilerle tehdit etmek,bütün kızlar topladık silahları kuşandık en elli kişiyi temizlemek üzere anlaştık diye beyanat vermekte,seni kanında boğarım dan köprüden atarıma kadar ne varsa bulup şimdilik twit atmakta…

Ama onlar özgür yasaklardır.

Herkes bilebilir hiç sakınca yoktur.

Yayınlanmasına ne RTÜK karışır ne başkası.

Evet, haklısınız unutmadım tabi ki;

Atatürk’e hakaret etmekte yasaktır elbet. Hem de kanunen yasaktır.

RTÜK ona da karışmaz. Ne yazık ki görevi en çok ona karışmak olan başkası da…

Tren çarpıştı, bina yıkıldı, uçak düştü, yangın çıktı, sel bastı, deprem oldu, yan yattı çamura battı…

Birilerine batmasın yeter ki.

Daya mahkemeden yayın yasağı kararını medyanın burnuna.

Yayınlamak, yazmak, çizmek zinhar yasak.

Göz görmeyince, kulak duymayınca gönül katlansın on iki saat içinde unutulup gitsin olay yeri temizlenip deliler yok edilsin.

Gerçi bu durum zaten neyi yayınlanacağı neyi yayınlamayacağı konusunda doktora yapmış, artık işi yasaklar konusunda profesyonel boyuta taşımış  medyanın da umurunda mı o da tartışılır…

Yukarıda da kullandığım sözcüğü ilk kez cennetmekan babamdan duymuştum.

Zülfiyare dokunmak.

Ben ilk anda Zülfikar abiye dokunmak olarak algıladığımdan çokta mantıklı gelmemişti doğrusu. Bizim motor ustası Zülfikar abiye neden dokunacaktık ki?

Çocukluk işte.

Aradan geçen yıllar deyimin anlamının, hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak olduğunu öğretti.

Aslına bakarsanız bizim milletçe en büyük sıkıntılarımızdan biri de bu.

Birilerini kızdırmamak, gücendirmemek, darıltmamak adına kendimize nice gücenmişliklerimiz, kırılmışlıklarımız, kızmışlıklarımız, darılmışlıklarımız vardır.

Müdanalarla yaşayıp, konumlarımızı çoğunlukla birilerinin hegemonyalarına girerek oluşturduğumuz için de bu kapandan asla kurtulamayız.

Ya yasaklayan konumunda oluruz, ya da yasaklatılan.

Allasen, torpil sözcüğü hangi dilde bizde ki anlama da geliyor bir bakıverin lütfen.

Zülfiyare dokunmadan yaşama sanatını geliştirmiş ender milletlerden biri olduğumuzu düşünüyorum.

Ömrümüzün büyük bölümü aman birilerini kızdırmayayım, sinirlendirmeyeyim, darıltmayayım diyerek geçiyor.

Çünkü onlar kızınca ucu bize dokunuyor.

Başkalarının şu fani dünyada ki sayılı yıllarımıza ipotek koymalarını önleyemediğimiz sürece de bu böyle sürüp gidecek.

Birileri her defasında ‘’yassah hemşerim yassah’’diyecek.

Nice kollar kırılıp yen içerisinde kangren olacak.

Tedavi?

Onu da yasaklayan birileri mutlaka çıkacak.

Benim yürekten desteklediğim tek bir yasak var

Oda salgın döneminde ki sokağa çıkma yasağı.

Ancak burada da yasak demek yasak.

Kısıtlama demek serbest.

Bazen düşünüyorum da;

İnsanlık erdemine karşı yapılan her şeyin kesin surette yasaklanarak,yapanların yanına kar kalmasını önleyecek yaptırımların tavizsiz ve tarafsızca uygulandığı bir dünya da yaşayabilmek ne kadar güzel olurdu.

Ama buna da insanın o bitmez tükenmez para ve iktidar hırsının yasak koyacağı aşikar.

Bir de esiri olduğu egosunun.

Yazıdan sonra Devekuşu Kabare  Tiyatrosu’ nun 1984 de sahnelemeye başladığı ‘’Yasaklar’’adlı oyununu bilmem kaçıncı kez izleyeceğim.

Ağlanacak hale gülebilmekte bazen terapi olabiliyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254