Ülkemizde kamu gelirlerinin önemli kısmı dolaylı vergilerle sağlanır.

Yani sokaktaki vatandaş, yaptığı harcama üzerinden önemli bir yüzdeyi vergi olarak devlete öder.

Aynı bakkala girip birer ekmek alan fabrika işçisi ile fabrikanın sahibinin ödediği vergi aynıdır.

***

Kamu, gelirinin yaklaşık yüzde 85’ini vergiden elde ediyor.

Dolaylı vergilerin yükü ise yüzde 70’lerde.

Türkiye, dünyada dolaylı vergi oranının en yüksek olduğu birkaç ülkeden biri.

Her yıl merakla beklenen ve açıklandığında gündem olan vergi şampiyonları ise geri kalan ‘küçük’ kısmı oluşturuyor.

Avrupa’da ise dolaylı vergilerin oranı yüzde 20 – 30 aralığında seyrediyor.

***

Peki, dolaylı vergiler neyi kapsıyor?

Bunun için internet sitelerini karıştırabilir; mal ve hizmetlerden alınan vergiler, katma değer vergisi (KDV), ek vergi, taşıt alım vergisi (ÖTV), banka ve sigorta muameleleri vergisi, damga vergisi, harçlar, dış ticaretten alınan vergiler, gümrük vergisi, akaryakıt vergisi, tek ve maktu vergi, özel iletişim vergisi gibi sonuçları görebilirsiniz.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta, dolaylı vergilerin orta ve dar gelirli vatandaş üzerinde yarattığı baskıdır.

Bu baskı da piyasaya ve ticari hayata yansıyor elbet…

***

Bunlar yeni değil.

Onlarca yıldır sistem böyle gelmiş, böyle gidiyor.

Bu noktada hükümet, kararlı bir adım atarak bu gidişatı değiştirme iradesini gösterebilir ve sonbaharda beklenen ekonomik reformlar kapsamında, reel hayattaki vergi yükünü azaltarak piyasayı ve vatandaşı canlandırabilir.

Ya da en azından tahakkuk eden vergi yerine; affedilen, ertelenen, uzlaşılan, silinen miktarların ardından ‘ödenen’ vergideki şampiyonlarını açıklamak daha gerçekçi olabilir.

***

Bu arada, 2016 yılının vergi şampiyonu kimliğini gizli tuttu. Ulusal basında yoğun bir yer edinen bilgi ve polemikler üzerine ‘şampiyonun bulunduğu’ yönünde haberler yapıldı.

Burada itiraz ediyorum ve şampiyonu ben açıklıyorum:

Verginin şampiyonu bu yıl, geçen yıl ve her yıl olduğu gibi vatandaştır!

***

EUROVISION

Şebnem Paker ve Sertab Erener muhteşemdi.

Fakat devamında gelen o sipariş besteler ve saçma sapan şarkı sözleri tahammül sınırlarının ötesine geçmişti.

Her yıl “Türkçe mi, İngilizce mi?” ikilemi siyasi gündemin önüne geçerdi.

‘Kimin katılacağı’ seçimlerden bile daha önemliydi!

Hem sanki oylar gerçekten şarkılara, sanata veriliyordu!

Her ülke sevdiğine, komşusuna, soydaşına, müttefiğine basardı puanları.

Avrupa’daki Türklerin verdiği oylar olmasa kapısından bile giremezdik o yarışmanın.

Jüri zaten her zaman politikti.

Oylamaya katılan halklar da…

Bu işi Türkiye kadar hiçbir ülke ciddiye alıp milli mesele haline getirmezdi.

Bülent Özveren’in oylar açıklanırken, hangi ülkenin en yüksek puanı kime vereceğini önceden tahmin ederek sunucudan önce söyleyerek işin bütün heyecanını kaçırması, TRT seyircisini bezdirirdi.

O tahminleri biz de tuttururduk ama söylemezdik. Çok büyük bir yetenek değil yani.

Avrupa ile gergin olan ilişkiler ve yükselen Türkiye düşmanlığı göz önüne alındığında…

İyi ki bu sene de katılmadık!

***

GİDENİN ARKASINDAN…

Söylenen söz ne gidene ulaşır…

Ne de geride kalanlara teselli verir.

Ateş düştüğü yeri yakar.

Kabre iki kürek toprak koyan yoluna devam eder…

Yusuf (Kotaman) abimizi geçen hafta kaybettik.

İçimde sıkışan his şuydu:

Keşke henüz aramızdayken onu son kez gördüğümü bilerek ve gülümseyerek bir selam çakabilseydim.

Ailesinin bilmesini istediğim tek şey var:

Onun için “İyi bilirdik” ve “Helal ettik” diyenler, bunu ezberden söylemedi.

Çünkü o ‘adam’dı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161

banner193