banner262
banner263

Hepimizin bir numaralı gündemi korona. Gece- gündüz hep korona ile mücadele, korunma, sokağa çıkma kısıtlaması gibi olayları tartışıyoruz.

Siyaset gündemden düştü. Siyasetçilerimiz bile birbirlerini eleştirirken korona aşağıya, korona yukarıya ifadesiyle konuşuyorlar. Dünyanın bütün ülkelerinde bir can korkusu yaşanıyor. Ülkemizde ise korona ile mücadelenin erken başlatılması, tedavi ve sağlık şartlarının pek çok Avrupa ülkesine göre modern ve düzenli olması yüzünden hastalığın düşüşe geçtiği konuşulmaya başlandı. Fakat, bu düşüşün, devam edebilmesi adına koruma şartlarına ve kurallarına uyulması gerektiğinin altını sürekli çiziyor uzmanlar, doktorlar, kamu görevlileri ve Dünya Sağlık Örgütü.

Tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.

Çünkü, bu işin şakası yok. En yakın arkadaşlarımız, ailelerimizden birilerine yapılan bu illet, Allah korusun, Allah geçinden versin dualarımıza rağmen bazen vefat edip bizleri terk edebiliyorlar.

Sonrasında, aile ve karantina ortamı başlıyor. Karantina demek, bütün işlerin güçlerin terki mekan eylenmesi anlamına gelebiliyor. Çünkü, bugünlerde sokağa çıkma kısıtlaması, karantina dönemi uygulaması gibi kararlara rağmen, insanlarımız işlerine ve gerekli olduğu zamanlarda da dışarıya çıkıp, yapılması gerekli işlemleri yapabilme imkanına sahipler.

Hastalık nedeniyle karantina uygulamasına geçildiği zaman, bırakın böylesi serbest dolaşması, iş yapmayı, sokağa çıkmayı, bazen evlerin odasından bile çıkışa izin verilmiyor.

Tabi, bu tür önlemleri yok sayıp hastalığa yakalananların ve oturdukları çevrede karantina uygulamasına yol açanların birde bilmesi gerekli şu konu var;

Siz, hastalığa yakalanabilirsiniz. Korunmaya bilirsiniz, fakat sizin hastalığınız nedeniyle ikamet ettiğiniz binada, apartmanda, sitelerde bütünüyle karantina uygulandığı için sadece hastalık tehdidi değil, insanların özgürlüklerini ve çalışma hürriyetlerini de kısıtlayan bir eylem içinde olduğunuz görünmektedir. Bu konu çok ince bir ayrıntı olmasına rağmen, herhangi bir kişinin vurdumduymazlığı yüzünden belki yüzlerce kişi belki de binlerce kişinin güç durumda kalabileceğini de göz ardı etmemek gerek.

Hani, bir kişinin “bana bir şey olmaz” diye kuralları yok sayıp uyum sağlamaması, belki yüzlerce kişinin belki de binlerce kişinin mağdur olmasına yol açabiliyor.

Çünkü, sonucunda ölüm tehlikesi var. Tam bir can pazarı yaşıyoruz.

Hayatta kalmak mı önemli, yoksa sallapati yaşamak mı önemli?

Bu sorulara verdiğimiz cevaplara göre yaşam çizgimiz şekilleniyor.

Dünyanın hep beraber bütün bilim insanlarının bir araya gelerek henüz baş edemediği, baş etme noktasında ise ümit verici gelişmelerin olmadığı söylenilen bu Covid-19, koronavirüs yüzünden gerçekten insani ilişkilerimizde eskiden önemsemediğimiz pek çok detay, bugün bizim için ölümle yaşam arasındaki çizgiyi oluşturur vaziyette kaldı.

İnsanlık tarihi ve geçmişte yaşanılan salgın, bulaşıcı hastalıklarla ülkemizde yapılan bu hastalıklara karşı mücadelelere bakalım.

Dünyanın global düzeyde, yani ülkelerin pek çoğunda aniden ortaya çıkan ve binlerce insanın ölümüne yol açan ilk salgın veba olarak biliniyor. İkinci salgın, tifo, sonrasında menencid, sonrasında verem. Çağın hastalıkları olarak ise yine bulaşıcı etkileri olan, Sıtma, AIDS, Ebola, Kuş Gribi, Domuz Gribi vb hastalıklarla hala mücadele veriliyor.

Dünya sağlık kuruluşları bu hastalıkların bazılarına yüzde yüze yakın iyileştirme yapan aşıları ve tedavi yöntemlerini geliştirmişler. Sadece, verem hastalığına karşı, yani Tıp dilinde Tüberküloz denilen hastalığa karşı çare bulmakta zorlanmışlar. Bu Verem hastalığı geçmiş yıllarda tıpkı koronavirüs gibi insanlara musallat olup, onların sayesinde etrafa yayılıyormuş. Hani, alkol kullanan, içki içen, sigara içenlerde hala görülen ve tehlike içeren bu hastalıkla mücadele için ülkemizde pek çok Sanatoryum Hastaneleri kurulmuş.

Bu hastalığın tedavisi için yapılan bu sanatoryum hastane ve bakım merkezleri, insanların toplu yaşadıkları yerlerden uzakta inşa edilmiş. Mesela, İstanbul Heybeliada’da. Mesela, Bursa Kirazlıyayla’da. Mesela, Ankara Keçiören Dağlarında Verem hastalarının bakım ve tedavileri için Sanatoryumlar kurulmuş.

Amaç, hastalığa yakalananların, etrafına bu mikrobu bulaştırmasına önlem alınması için, insanların kolay ulaşamayacağı yerlerde tedavi imkanları araştırılması.

Tarih, tekerrürden ibaret diye düşünürsek bugün mücadele ettiğimiz Koronavirüs benzeri salgınla, ülkemizde mücadele için birde Veremle Savaş Dernekleri kurulmuş. Bu dernekler tarafından insanların sağlıklı yaşamasını temin için Dispanserler oluşturulmuş. Yeşilay, sırf bu hastalıkla mücadele için düzenlenmiş ve oluşturulmuş.

Buradan çıkan sonuç; insanlarımız sürekli salgın hastalıklarla mücadele için çareler arıyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254