banner252

Yazıyı yazmaya başladığımda Barış Pınarı Harekatı'nda verilen aranın bitmesine 16 saat gibi bir süre kalmıştı. Ve yine Bursa, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ı ağırlamaya hazırlanıyordu. Son dönemde yerel gündemden pekte uzak olmasa bile, ulusal ve uluslararası ağırlıklı yazılarla sizlerin huzuruna çıkıyorum. Kritik günlerden geçiyoruz. Her anlamda doğru tarafta olmamız gereken bir dönemdeyiz. Peki, doğru taraf neresi? İşte psikolojik savaş dediğimiz hain çukur, tam da bu düşünce de bizi ciddi bir bataklığa çekiyor. Sokağa çıktığımızda vergi toplamaya çalışan hükümet ve kirasını bile ödeyemeyen esnaf ile karşı karşıyayız. Yerel yönetimleri göz gezdirdiğimizde belediyelerin batık bütçelerinin ötesinde ciddi bir yolsuzluk yükü ile yüzleşiyoruz. Rüşvetin yeniden hortladığını kamunun her kesiminde görmek mümkün. Ve tefecilik yeniden sektör haline geldi. Tüm bu olumsuzlukların içerisinde siyaset kendi tefini çalmakla meşgul. Vatandaş ise, ağlayan ama neden ağladığı bir türlü anlaşılmayan bebek gibi. Devlet ana yemek derdinde, Devlet baba geçim derdinde. Anlayacağınız, bir tünelin içerisinde savrulup duruyoruz.

***

Türkiye bu günlere, 2007 kışı ile geldi. 2002 yılında başarılı politikalar ve yerel yönetimler ile üstünlük sağlayan Ak Parti, ciddi bir üye katılım süreci ile karşı karşıya kaldı. Milli Görüş gömleğini çıkaran Recep Tayyip Erdoğan ve yenilikçiler, halkın teveccühü içerisinde çok ciddi yanılgılara düştüler. Taki, 17-25 Aralık olayları olana kadar! İşte o gün Ankara anladı ki, çok ciddi bir tünel içerisinde ve ışıklar an be an kapatılıyor. Türkiye'nin kozmik bilgileri küresel güçlerin veri tabanlarına aktarılırken, finans ve bilimsel araştırma bilgileri yeniden farklı ideolojilerin eline geçmeye başladı. Bir yanda her geçen gün daralan bir halka, diğer yanda ışık görünmeyen ve uzadıkça uzayan bir tünel. Aslında ilk aydınlanma dönemi de 15 Temmuz ile birlikte oldu diyebiliriz. Aydınlanma aynı zamanda ayrışmayı doğurdu! Ve o gün Ak Parti, kendi içerisinde derin ve sessiz bir hesaplaşma ile karşı karşıya kaldı. Öte yandan Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli ve Ülkücüler durumdan vazife çıkararak çoktan stratejik noktalarda varlık göstermeye başlamışlardı bile... Ve Cumhuriyetçiler kendi içlerinde, yeniden Cumhuriyet ruhunu oluşturmaya başladılar!

Geldiğimiz noktada, milliyetçi cephenin öğrenemediği tek gerçeğin ekonomi ve finans yöntemini olduğunu bir kere daha gördük. Türkiye nasıl diplomasi sınavını başarılı veremiyorsa, milliyetçi cephe de söz konusu vatan diyerek ekonomi ve finans alanında bir türlü kendisini geliştiremiyordu. Dengeler 2017 yılının sonbaharında yeniden güçlenen bir FETÖ varlığını işaret etmeye başladı. İşte tam o vakit, Türkiye'nin güney sınırında bir anda ortaya çıkan hareketlilikle yeniden karşılaştık. Tünel'in ucunda ki ışığı görsek bile, tünelden çıkmak bir türlü mümkün olmuyordu.

Ve Barış Pınarı Harekatı ile tünelin ağzına geldik. Işığın kaynağını ve aydınlık alanda ki bereketi gördük. Ta ki, yine saf bir şekilde diplomasi adı altında aldatılana kadar. Türkiye, bugün çok kritik kararlar verecek. Bir yanda gözü kulağı Amerika Birleşik Devletleri'nde olan Milli Savunma Bakanlığı. Diğer yanda nasıl bir refleks vereceğini belirlemek üzere Soçi'ye gözünü dikmiş finans ve ekonomi dünyası, yani borsa. Recep Tayyip Erdoğan ile Vladamir Putin arasında gerçekleşecek görüşme birçok açıdan önemli. Yaklaşık yüzyıl önce gırtlak gırtlağa gelmiş olan Rusya ve Türkiye yeniden masada! Peki, önce kim aldanacak? Ruslar yeniden Amerika'nın ya da Hristiyan alemin fitnesine yenik düşerek Anadolu'ya göz dikecek mi? Peki, Türkiye? Arapların aldatmacalarına ve sırttan vurmalarına bir kere daha şahitlik edecek mi? Ortaya çıkan veyahut çıkmakta olan tablo yüzyıl öncesinden pekte farklı değil. 1918'i okuyamayanların 2018 ve 2019 süreçlerini okumasını bekleyemeyiz. Tek fark, 1919 yılında Samsun'a çıkan bir Atatürk olduğu halde bugün güney cephesinden Anadolu'ya yüzünü bir türlü dönemeyen bir Recep Tayyip Erdoğan varlığı. Türkiye, sınırları arasında iç dünyasına yenilmek üzere olan bir ülke. Herşey o kadar hızlı ve anlık değişiyor ve de derinleşiyor ki! Bazen çıldırmamak elde bile olmuyor....

***

İş dünyasının beklentilerine acil cevap üretmesi gereken siyaset, bir türlü finans sıkıntısını aşamıyor! Kendi topraklarında ki madenleri bir türlü çıkaramayan Türkiye, zengin Anadolu'nun fakir halkı ile yeniden güçlü bir savaş veriyor. Kuruluş'tan, Kurtuluş'a süre gelen bu yeni savaşın adı ne? Yeniden doğuş diyebileceğimiz bu savaşta hangimiz hangi tarafta? Bir Hilal uğruna yine kaç güneş batacak? İşte bu gerçekler ile yüzleşmek zorunda olduğumuz tünelin sonuna geldik. Belki de, bu Cuma son cumamız... Belki de bu Cuma okunacak selalar ilk selamız!

Türkiye büyük bir savaş ile karşı karşıya. Ve bu savaşı hiçbir siyasi partinin tekil varlığı ile kazanamayacağı aşikar. Ya tüm liderler aynı tarafta olacak ve herkes ağzından çıkanı iyi duyacak. Ya da herkesin kulağına başka bir şey fısıldanarak, gözlere farklı perdeler indirilecek. Kısacası, tünelin sonundayız. Ya uyanırız! Ya da uyku da boğazlanırız...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner246