Türkiye, iç siyaset yaşamındaki tarihe şöyle bir baktığımızda, yok olup giden siyasi partilerin geçmişlerinde hep halkla, vatandaşla kavga edip, onları küçük görme gibi bir yaklaşım içinde olduklarına şahit oluyoruz.
Oysaki dünyada olduğu gibi ülkemizde de siyaset halka hizmet, kamuya hizmet, kamu hizmetlerinin halka daha adil ve hakkaniyetli dağılımı için denetim görevi görmektedir. Fakat, dünya genelindeki bazı ülkeler hariç demokratik ülkelerdeki siyasi yönetim ile ülkemizdeki siyasi yönetim arasında tam bir kargaşa hakim.
Dünya siyasetinde taban hareketi değimiz, partili üyelerin veya partiye gönül vermiş insanların temsilcileri parti yönetimi ve ülke yönetimine seçiliyorlar. Ülkemizde ise durum tam tersi. Tepedekilerin istediği ve atamasıyla seçiliyor insanlar.
Buna siyaset ve demokrasi denilmesinin ne kadar doğru olduğunu bilemem. Zaten, siyasi parti yöneticileri de bunu çok iyi biliyorlar. Yapılan, yaptıkları işlerin ve görevlerin demokratik olmadığını biliyor, anlıyor ve görüyorlar. Askeri darbe ürünü olan bir kanun maddesinin var olmasından kaynaklı bu duruma hem şikayet ediyorlar hem de bu kanunun açıklarından istedikleri gibi faydalanıyorlar.
Önemli olan, “benim koltuğuma kimse dokunamaz. Dokunursa yanar!” mantığı..
Şimdi, mahalli seçimler var. Belediye başkan adaylarını açıklıyorlar siyasi partiler. Hepsi, atama ile belirliyor adaylarını. Hiç birinde, halkın sesi, tabanın sesi, vatandaşların sesi, milletin sesi yok. Hepsinde, “ben bu kişiyi başkan adayı yaptım. Oldu bitti” görüşü hakim.
Dünya siyasi tarihinde eşi benzeri, sıkıyönetim ve monarşi ile yönetilen sözde demokratik ülkelerdeki uygulamalar gibi bizim ülkemizdeki bu sistem. Bunun için önce Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeli, sonra da Seçim Kanunu. Dikkat ediyorum. Siyasi partilerin en küçük belde kongreleri dahil, yapılan ilçe, il, genel merkez kongrelerinde adayların partili üyelerin, tabanın sesi ile belirleneceğine dair sözler veriyorlar başkan adayları. Kongre bitiyor, verilen sözlerde kongre salonunda kalıp, unutuluveriyor.
Çünkü o kongrede ilçe başkanlığını kazanan kişilerin siyasette yükselme adına hedefleri olduğu ve bu hedeflere giden yolunda genel merkeze kendisini beğendirme olduğu sürece, demokrasi, parti içi demokrasi, halkın yönetime katılması gibi söylemlerden söz etmek, hayal dünyasında seçimi kazanmak gibi bir olgu.
Toplumun siyasete bakışına bakıyorum. Hepsinde, “bizim istediğimiz olmadı. Ama yine de şükür” mantığı var.
Yani, halkımızı, seçmenleri alıştırdılar. Atama ile yapılan adaylara karşı söyleyecek söz bulamıyorlar. Parti içinde, “ben bu adaya oy vermem” diye konuşan pek çok üye ve parti yöneticileri var. Hepsinin de belli değerlere sahip çıkması gibi beklentileri var. Fakat o konuya da çözüm bulmuş bizim siyaset mimarları. Bir bakıyorsun, ufak tefek sesler yükseldiğinde hemen onları susturma adına, bir takım vaatlerle ağızları kapatılıveriyor. Bazıları susmamaya devam ederlerse, partiden atılıveriyorlar.
Durum, bu kadar basit.
Siyaset, halkın katılımı ile değil, genel merkezin yönlendirilmesiyle yapılıyor. Projeler, fikirleri, siyasetteki yenilikler, atılımlar, siyaset kurumlarına daha fazla üye kayıt edilmesi veya üyelerin yönetimlere katkı sağlaması adına yapılan pek çok eleştiriler var iken, neticede, sen, ben ve bizimkiler gibi sıfatları bulunanlar, her zaman köprü başında, suyun başında yerlerini alıyorlar.
Siyaset demek, ülkemize hizmet etme adına yapılan iş olmaktan çıkmış, bazı bürokratlar için rütbe atlama tahtası, bazıları için iş ve aileye gelir kapısı, bazıları için de reklam kapısı olmuş vesselam.
Şimdi, 31 Martta yapılacak olan Mahalli seçimler nedeniyle siyaset hareketli. Saat başı, dakika başı değişimle karşılaşıyoruz. Bizler her ne kadar elimizden geldiği kadarıyla, siyaset ve siyaset kurumlarına yönelik halkımızın beklentilerini ve kentin, yörenin beklentilerini dile getirip, yazıp çizsek de atı alan Üsküdar’ı geçmeye çabaladığı için galiba pek dikkat edilmeyen bir hususla karşı karşıya kalıyoruz.
Aslında, ülkemizdeki siyasetçiler, iktidarı ve muhalefetiyle bir araya gelip, sürekli şikayet ettikleri şu Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanununu bir değiştirseler, işte o zaman demokrasinin ilk kademe temelleri atılmış olacak.
Tabi, bunun içinde bahaneleri var parti genel merkezlerinin.
Neymiş efendim; bir il başkanı, ilçe başkanı, yöneticiler, milletvekilliği seçimlerinde bir birlerine rakip oldukları için, yapılan ön seçimde veya temayül yoklamalarında istenilen sonuç alınamıyor. Çünkü insanlar, rakip gördükleri kişileri listelerde arka sıralara erteleme adına, hiç yapılmaması gereken işbirlikleriyle, aralarında gizli ittifaklarla liste başı olmaya çabalıyorlar. Bakın, şimdiye kadar yapılan ön seçimleri görün, partinin il başkanı, ilçe başkanları seçilebilecek sıraya gelmiyor. Nedeni, diğer rakipleri, onu güçlü gördükleri için, yandaşlarına ezdiriyorlar.
Bu nedenle, merkezi atama yöntemi, siyasetteki hak ve adaleti temsil ediyormuş.
Önseçim ve temayüllerde delege ağırlığı meselesi doğru. Daha önceleri adaylar, mahallelerdeki delege başlarını kendi saflarına çekip, önseçimleri kazanırlardı.
Fakat Türkiye siyaseti artık bu olayları aşmalı. Toplum, siyasete yakın olanların başa getirilmesi değil, ülkemize gerçek hizmet edecek, fikir ve düşünce sahiplerinin siyaset koltuklarında güç kazanmasını istiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246