banner262
banner263

Ülkemizin ihracatı ile ilgili olarak değişik pazarlar ararken, eskiden alıştığımız şekilde değil de yükte hafif, pahada ağır sektörlerle bu işi yapan ülkelere hayran kalıyoruz.

Hani, “bir Hindistan çıkıp, bilgisayarı icat ettikten sonra, onun yedek parçalarını satarken, kilo başı fiyatı hesaplanıyor ya, bizler, ağır tonajlı malları ihraç edelim diye uğraşırken, onlar bir parmağın tırnak ucu kadar parça ile aynı parayı kazanıyor” diye hayıflanıp duruyoruz.

Yine, dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’e bakıp, “adamlar her türlü malı üretip, ucuz pahalı demeden dünyanın dört bir köşesine satıyorlar. Bizlerde bu ülkedeki ekonomiden pay kapmalıyız” diye düşünüp, bazı ülkelerin “işçilik çok ucuz” diye düşünüp, yatırımlarını kendi ülkesinden bu ülkeye kaydırmasını da “çıkar çatışması” olarak dikkatle izliyoruz.

Yine, bizim ülkemizde, özellikle tekstil sektöründe bazı üretim yapan fabrikaların (örnek iplik fabrikaları) kapatılıp, Çin’den getirilen ipliklerle kumaş üretmeye başlamamız, hatta, kumaş üretimini de bir kenara itip Çin’den hazır kumaşları getirip satmaya başlamamız da ekonominin kısır döngüsüne kötü örnek olarak yazılıyor. Fırsatlar ülkesi Amerika bile dünyanın en zengin ekonomisine sahip olmasına rağmen, egemenliği Çin’e kaptırmama adına bin bir çeşitli önlemler alıp, Çin mallarının ülkeye girişlerine engel olmaya çalışıyor.

En son yaşadığımız Koronavirüs salgını nedeniyle dünyanın pek ülkesindeki sağlık sisteminin ne kadar çürük ve zayıf olduğunu gördük. Eski yıllardan örnek vereyim. 1990’lı yılların başında Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Teoman Özalp, ile dönemin Emniyet Müdürü Ali Akan, kalp ameliyatı, by-pas olabilmek için Amerika’ya Clinart Şehrindeki hastaneye gidip şifa aramışlardı.

Aradan 30 yıl geçti.

Türkiye’deki sağlık sistemi çok değişti. Sosyal Güvenlik Sisteminin (Emekli Sandığı, Bağkur, Sosyal Sigortalar Kurumu) Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleştirip toplanması, sağlık alanında pek çok vatandaşın sağlık ve sigorta kapsamında tedavi altına alınmasına yol açtı. Bu şekildeki gelişmelere paralel olarak sağlık kurumları ve hastanelerin hem yatak hem de bina sayaları arttı. Özellikle Şehir Hastanelerinin ülkemizde ne kadar gerekli olduğunu şu korona salgını bizlere bir kez daha hatırlattı.

Sonra, dünya Covid-19 korona virüsüne karşı sağlık alanında yetersiz kalırken, ülkemizde erken teşhis ve tedavilerle salgını kısa sürede yenildi.

Şimdi, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, senelerce konuşulan bir konuya, sağlık turizmi teklifleri için yeni bir sayfa açtı. Sağlık Turizminin merkezi Bursa olması gerektiği yönünde, Bursa’da bizlerin senelerdir yaptığını tartışmalar ve fikirler üretilen ve hep lafta kalan bir konuya dikkat çekti. Fakat, bakanın açıkladığı ilk planda Bursa pek yok gibi. Nedeni, Atatürk Havalimanı ile Sancaktepe’de 45 gün içinde yapılan modern hastaneler ve ülkemizdeki sağlık sisteminin dünyaya örnek gösterilmesi. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüs savaşında Türkiye’nin sağlık sisteminin özverili çalışan sağlık personelleriyle birlikte büyük destanlar yazdığını açıkladı.

İşte bu durum, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık turizmi tartışmalarına ilgi göstermesine yol açtı. Türkiye’de yeterli sağlık altyapısı oluştu. Çevre ülkeler dahil, pek çok ülkenin devlet insanları, zenginleri, zengin olmayıp sağlık ve tedavi yardımına muhtaç olan hastaları ülkemize gelmeye başladılar.

Bu durumun ekonomik fırsata dönüştürülmesi, hem ülke ekonomimiz hem de yurt dışı gelirlerin artırılmasına yönelik yeni bir sektör kapısının aralanması olacak. Bu duruma ben yazımında başlığını atarken seçtiğimiz kelimelerle “tedavi ihracatı” diyorum.

Dünya ekonomisindeki karşılığı ise hizmet ihracatı olarak gözüküyor. Çünkü, üretimi yapılan herhangi bir malı alıp satmıyorsunuz. Sadece, bilgi, beceri, tecrübe ve tıbbi aletler, cihazlarla, doktorların, sağlık personellerinin tecrübelerini birleştirip, hastalara tedavi imkanları sunuluyor.

İnşallah olur. Bundan 30 yıl önce Bir Emniyet Müdürümüz ile Büyükşehir Belediye Başkanımızı Amerika’ya göndermek zorunda kalan ülkemizin, aradaki zamanı nasıl değerlendirdiğini ve o ülkelerde sağlık, tedavi hizmetlerinde rekabet edebilecek düzeye geldiğini, hatta o ülkelerdeki sağlık sistemlerinden çok daha fazla hizmet sunabildiğini görmek memnuniyet verici ve gurur vericidir.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı bu sağlık turizminden Bursa’nın da hakkını alması gerekiyor. Ama, öyle sadece toplantılar düzenleyip, konuşmak, boş nutukları atmakla olmuyor. Bursa olarak bizler, yüzlerce yıl sağlık tedavi merkezi olmuşuz. Kaplıca ve fizik tedavi merkezi olmuşuz. Bu güzel bir örnek. Sonra bu değerlerimizi neden ve niçin yitirdiğimiz de çok önemli. Asıl, kafa yorulması ve “biz nerede yanlış yaptık?” sorusuna aranması gerekli cevaplar burada gizli.

Yine de sağlık alanındaki bu gelişmeler ülkemiz için, hepimiz için gurur kaynağı. Allaha dua edip duruyoruz, “ne hastalanıp hastanelere muhtaç etsin, ne de bu hastanelerin yokluğunu göstersin” diye.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254