Ulusal haber kanallarından biri, “Tatil insanı strese sokuyor” temasıyla bir haber yayınladı.

ABD’de bir araştırma yapılmış ve tatil masrafları nedeniyle insanlar strese giriyormuş!

Bakın sevgili Amerikalılar!,

Tatil, bizim ülkemizde masrafları nedeniyle strese sokmaz.

Ülkemizdeki çalışma hayatında zihinsel ve fiziksel olarak boğulurken, nefes alabilmek için dipten yüzeye doğru çırpınarak çıkılan küçücük bir tatil kimsede stres yaratmaz.

Nefes almaya muhtaç olan da ‘oksijenin masrafını’ kafaya takmaz.

Ancak bütün yılın yükünü atmak için 15 güne –hatta daha az süreye– birçok şeyi sığdırmaya çalışırsak…

Döner dönmez 15 günlük iş önümüzde dağ gibi yığılmış bizi bekliyorsa…

Yüzlerce kilometre öteden bile işlere müdahale etmek zorunda kalıyorsak…

‘Elit’ zannederek gittiğimiz yerlerde Suriyeli ve Arapların gürültüsü peşimizi bırakmıyorsa…

Yabancılar bizim ülkemizde bizden çok daha ucuza tatil yapıyorsa…

Güzel ülkemizin yabancıya ‘cennet’ olduğunu fark ediyorsak…

Üstelik bir de “15 gün çok yaa” diyen çıkıyorsa...

İşte o tatil hepimizi strese sokar, cinnetin eşiğine de dayar.

***

Bu arada, bravo size ulusal meslektaşlarım!

Demek ki patronunuz “Nasıl olsa strese yol açıyormuş. Sizi tatile göndermeyelim” dese, ‘tamam’ deyip mesaiye devam edeceksiniz!

***

Almanya deyince herkesin aklında ilk önce o lamba yanar: Disiplin!

Zannediyoruz ki gece, gündüz, öğlen, akşam, yaz, kış, 365 gün, 24 saat çalıştırıyorlar.

Öyle değil işte!

Haftalık asgari çalışma süresi belli.

36 saat.

Asgari ücret de belli.

Saati 8,8 avro.

Ek işlerde ‘part time’ çalışarak ek gelir elde etmek, isteyenler için çok yaygın.

Kıyaslamasını, hesabını siz yapın.

Asıl dikkat çekmek istediğim nokta yıllık izinler.

Yaşayanlara sordum; istisnai olarak iş yerine göre değişmekle beraber, yıllık izin süresi genellikle 25 – 30 gün arasında.

Kimse “İlk yıl izin yok” falan demiyor.

Üstelik noeli, paskalyası, diğer günleri hariç.

Ve de burası özel sektör!

Alman disiplini elden bırakmıyor ve işçisinden maksimum verim almayı biliyor.

Ve şunu da biliyor ki; işçi dinlenecek.

Dinlenecek ve aynı performansla çalışmaya, üretmeye devam edecek.

İşçi mutlu olacak ki, işveren de daha çok kazanacak.

Robert Bosch demiş ki; “Çok param olduğu içi iyi maaş veriyor değilim. Aksine, iyi maaş verdiğim için çok para kazanıyorum.”

***

Ülkemizde özel sektördeki ile kamudaki çalışma hayatları arasındaki dengesizlik, çöldeki çadırında kendini yellettiren Arap şeyhiyle, Dubai’de 50 derece sıcaklıkta çalışırken hayatını kaybeden Pakistanlı inşaat işçisi arasındaki fark gibi.

Bunun detayına şimdilik girmeyeceğim.

Ama hani, ‘dünyanın en çok tatil yapan ülkesiyiz’ ya…

Öyle değil işte!

Kamuda o…

Özel sektörde değil.

Dolayısıyla, ‘Tüh, az çalışıyormuşuz!’ diye depresyona girmemize gerek yok.

Merak etmeyin, tembel bir toplum değiliz.

Gelişmiş ülkeler bizden daha az çalışıyor.

Üstelik bunlar kağıt üzerindeki istatistikler.

***

Devletimiz var olsun, kendi çalışanına iyi bakıyor.

Ama özel sektördeki yabancı yatırımcıları ülkeye davet ederken, ‘ucuz iş gücünü’ bir avantaj olarak öne sürüp Çin ile rekabet etmeye çalışıyoruz.

Bildiğim kadarıyla Çin’de ‘insan’ diye bir kavram yok…

Bizde ise “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen bir ecdat var!

***

İnsanımız mutsuz.

‘Hayır, insanımız çok mutlu’ diyecekler. Anketleri gösterecekler…

İnanmayın.

Özel sektörde çalışma hayatı ve çalışma şartları böyle giderse insanımız mutsuz olmaya devam edecek.

O yüzden 2023 hedeflerine doğru hızla ilerlerken, bir yandan da özel sektör üzerindeki ‘denetim’ mekanizmasını sermaye sahiplerinden korkmadan acilen devreye sokmamız, milletimizi korumamız gerekiyor.

Kamuda ise sadece ‘israfa dikkat’ diyorum. Başka bir şey demiyorum.

***

KİM BU ET LOBİSİ?

Yazılanlar doğruysa eğer, bunlar çok güçlü.

Korkunç.

Dehşet verici.

Esrarengiz.

Bakanı bile değiştirebiliyorlar.

Ucuz ithal et gelmesine rağmen onlar para kazanmaya devam ediyor.

Devlet “Fiyatları düşür” diyor; onlar gider yapıyor, rest çekiyor, kafa tutuyor.

Üreten para kazanamıyor, vatandaş et yiyemiyor, ama onlar hala zengin.

‘Ekmek lobisi’ de onları aratmıyor.

Allah’tan henüz ‘tavuk lobisi’ diye bir oluşum kulağımıza gelmiş değil ki lobisine takılmadan tavuk yiyebiliyoruz.

Aklımı kurcalayan soru bizim kırmızı etçilere…

Bunlar beni de görevden aldırmasın??

***

FATİH TERİM

Ülkemizde yaşayan herkes, futbol ve siyaset konusunda ‘her şeyi’ biliyor.

Bu iki konuda bilgisizlik ve cahilliği toplumsal olarak bitirmiş durumdayız!

Ve bu iki konuda insanımızın önemli bir kısmı, destek verdiği tarafı somut bir nedene dayanmadan kaşına, gözüne, tarzına, tavrına, jestine, mimiğine bakarak seviyor ya da tam tersine ‘ifrit’ oluyor.

***

Fatih Terim ile milli takımın işi noktaladığı konusunda Erol (Nural) Abi’ye katılıyorum.

Hoca çok ‘sivri’ bir figür.

Seveni de çok, nefret edeni de.

Haklı ve haksız olduğu her konuda üzerine fazlasıyla gidildi.

Orantısız güç kullanıldı.

Kebapçı olayı zaten yeterince konuşuldu.

Ama kadro dışı bıraktığı futbolcular konusunda haksız eleştirildi.

Teoride bir idareci, kadrosunda değişiklik yapma hak ve yetkisine sahiptir.

Ama ülkemizde kulüp yönetimleri, sütten çıkmış ak kaşık rolüne girip faturayı ‘hocaya’ keser.

Çünkü hoca tek kişidir.

Gönderilmesi en kolay olanı odur.

Ancak Terim yönetimindeki sportif başarısızlık ve gelen eleştirilerin Türk futbolunu yıpratma eşiğine kadar çıktığı da ortada…

***

Bir de maaş konusu var.

Futbolda harcanan büyük paraların ‘israf’ olarak nitelendirilmesine karşı değilim.

Terim’e ‘işsizlik maaşı’ konusunun detayını Erol Abi’den dinledim ve yukarıda çalışma hayatına dair yazdıklarımın gerçekten önemli olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.

Ancak bu ‘yüksek giderler’ konusuna bulaşan ilk ve tek kişi Fatih Terim değildir.

İbre, yıllar sonra gelecek başarılar için altyapı harcamalarında ‘cimri’ davranan, ama kendilerine mal edebilecekleri ‘anlık’ başarılar için astronomik paralar harcayan ‘yöneticilere’ yönelmelidir.

***

Lucescu Terim’den –kesinlikle– daha kötü değil.

Bu kadroyla kısa vadede değil ama, ‘uzun vadede’ başarılı olur.

Tabi kendisine sabır gösterilmesi kaydıyla…

Ama şimdi, sporseverler TFF Başkanı Demirören’den şu soruların cevaplarını bekliyor:

  1. Luce’ye ne kadar maaş verilecek?
  2. Kovulursa tazminatı ne kadar olacak?
  3. Türkiye gruptan çıkacak mı?
  4. Arda Turan, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Emre Belözoğlu, Volkan Demirel, Gökhan Töre, Ömer Toprak gibi futbolcular kadroya alınacak mı?

Lucescu, Arda, Nusret, Murat Boz ve Acun Ilıcalı birlikte takılacak mı? Hoca ‘O ses Türkiye’ ve ‘Survivor’da boy gösterecek mi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234