Yarım asrı devirdik yaşımız oldu 50, bazen dalıp gidince gözümüzün önünden film şeridi gibi gelip geçen çocukluğumuz bizi hüzünlendiriyor bu yaşa kadar geldik lakin tanıyıp güzel hatıralarımızın olduğu büyüklerimiz ve akranlarımızın da bir bölümünü kaybetmiş olmanın acısını yürekten yaşıyoruz. Dünya da yaşarken öleceğini bilen tek varlık insandır, buna rağmen yinede uslanmaz, kendisine, çevresine, canlılara ve doğaya zarar vermekten de asla geri kalmaz, böylesine enteresan bir yapısı vardır insanoğlu nun ve birbirinden farklı bir çok duyguyu içinde besler barındırır ve bu oran yüzde bir ile yüzde 99 olarak kişiye göre olumlu olumsuzluk değişkenlik gösterebilir.

Çocukluğumuzdan bahsederken en çok mutlu olduğum olaylardan biri topraktan alınan ürünü görmekti, Polatlı daki çiftklik tarzı arazisi geniş olan evimizin yan tarafında bahçe bölümü vardı. Rahmetli babaannem bu bahçeye çok önem verirdi, marul, maydanoz, tere, yeşil soğan, domates ve benzeri şeyleri yetiştirir bize sevgi ile ikram ederdi ve mutlu olurdu. Hasat zamanı ise yolun alt tarafında sıralanan kamyonları görürdük pancar ve Buğday yüklenmesi için sırada beklerlerdi Toprak mahsulleri ofisi ise ayrı bir telaş içinde sevkiyat yapardı, ilkokul öğrencisi olarak öğretmenimiz bizi Polatlı'da ki un fabrikalarına götürüp gezdirir nasıl üretim yapıldığını bizzat görürdük, Bu gün ilkokulların böyle bir çalışma yaptığını sanmıyorum.

Yeşil Bursa ya geldiğimiz de ise Baba annem evimizin arazisi olmadığı için yanda ki arsa sahibinden müsaade isteyerek orayı yem yeşil bir bahçeye çevirip ürün almaya devam ediyordu, bunları başarıp ürünlerini insanlara ikram ettiğinde onlardan mutlusu yoktu. Aslında Bursa'ya geldiğimizde farklı ve karma bir kültürün içine gelmiştik Bursa nın yerlileri nin yanısıra Yugoslavya'dan Yunanistan'dan, Bulgaristan'dan gelen vatandaşlarımızın da ortak değerleri toprağı ekip biçerek üretmekti, Sanırım yaşça bizden büyük olanlar üretmenin lezzetini ve mecburiyetini bizlerden çok daha iyi biliyorlardı.

Teknolojik çağı yakalayamamış olsak ta Tarım ve hayvancılık mutlaka ileri seviyede olmalıdır. 2. Dünya savaşında yerle bir olan Almanya ve Japonya dip yapmışlardı yeniden kalkınmak için önce tarım ve hayvancılığa önem verdiler ve bu seviyede kalkındılar. Ekonomik sıkıntılar yaşadığımız bu günlerde tarım ve hayvancılığa ağırlık verip ardından sanayi ve teknolojik atılımlar yapılması gerekir. Üstte verdiğim Babaannem yalnızca bir bireydi okuma yazması yoktu kendisini geliştirip yetiştirmiş bir Anadolu insanıydı ülkemizde bu tarz milyonlarca insan var ve her bölgede her yörede böyle cefakar insanımız var. Devlet bu üretimi daima en iyi şekle getirmekle mükellef olmasına rağmen bürokrasimizin hantal yapısı ile tarım ve hayvancılık hak ettiği yere gelememiştir. verilen kalkınma kredileri işin hamallığını yapana emekçisine verilmeyip yandaş ve yakınlara peşkeş çekilmiştir, yıllardır böyle işleyen yanlış bir yapılanmanın dişlileri arasında eziliyor tarım ve hayvancılık.

Ziraat mühendisleri başkanı bir açıklama yapmıştı ''ülkede ithal edilmeyen beş kalem ürünümüz kaldı'' Fındık, Fıstık, Üzüm, Kayısı ve Narenciye aklınıza gelen ve tükettiğiniz diğer gıdaların tamamı yurt dışından ithal ediliyor. ne kadar üzücü bir durum ve bunların tamamı döviz ödenerek alınıyor. Üretimi görmüş bir insan olarak çok üzülüyorum bu duruma ve atalarımızın bizlere emanet ettiği Cennet vatanın hakkını veremiyoruz diye acı çekiyorum, Yazık çok yazık...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234