Gelin size bir hikaye anlatayım bugün. 1800’lü yılların hemen başı… O dönemde; zanaatkar olmak için bir ustanın yanına çırak olarak girilip, sebat ederek işi öğrenmek gerekirmiş. Şimdiki gibi kolaycılığa kaçıp, hileyi hurdayı öğretmiyormuş ustalar da. Çırağa sahip çıkılır, iş ve iş namusu öğretilir, gelişimi takip edilirmiş. Öyle hemen oldun denilmezmiş çırağa. Türlü sınavlardan geçirilir, eli işe yatkın mı bakılırmış.

Kolay değil, iş teslim edilecek… İşi yapamazsa, fatura ustasına çıkartılırmış çünkü. Halk, ustaya kabahat bulurmuş, ayıplı ve eksik üründe. Derlermiş ki; “Bu çırağın ustası kim? Kim öğretti bu mesleği ona?” Halk, ustadan da alış- veriş yapmazmış. Bu yüzden, eğer el işe yatkın değilse, çırak başka bir zannat’a yönlendirilirmiş. İşin dahası, usta çırağını yetiştirdikten sonra da bağlantıyı koparma,  sık sık dükkanına gider ve yaptığı işlerin kalitesini kontrol edermiş. Çırak meslekte ilerleyip, boynuz olup kulağı geçse de, ustasına hürmetini eksik etmez, her dediğini yaparmış.

Hikaye bu ya… Ahmet’i, ayakkabı ustası Selim’in yanına çırak vermişler. Çocuk iyi niyetli ve çalışkanmış. Ustasının her öğrettiğini hemen kapıyormuş, eli de işe yatkınmış. Ama tek bir kötü yanı varmış çocuğun, “oldum ben” demeyi çok seviyormuş. Çarşıda, diğer çırakların yanında pek bi böbürlenerek, çalım atarak dolaşıyormuş, “her şeyi ben bilirim” edasında. Ustasının kulağına gitmiş tabi bu. Selim usta, kalfa olma yolunda hızla ilerleyen çırağına, başlamış nasihat etmeye. “Bak oğul” demiş, “İnsanoğlu, çiğ süt emmiştir. Böbürlenmeyi sever. Oldum zanneder ama yanılır. Önünde uzun yıllar var. Maşallahın var, elinden de iş geliyor. Ama her şeyi ben bilirim, ben oldum diyerek çalım atıyormuşsun akranlarının yanında. Daha işin başındasın, hele bi işi öğren önce.” Ahmet usta’sını dinlemiş sessizce. Günler, günleri kovalamış çırak Ahmet usta olma yolunda ilermiş, yaptığı ayakkabılar beğenilmeye ilgi görmeye başlamış. Ama, “ben bilirim her şeyi” tavrından da hiç uzaklaşmamış. “Bu çocuğun da eksiği bu” demiş Selim usta. “Mesleği kaptı artık, bu dükkân ona dar. Dükkânı’nı açmak zamanı geldi artık, bizim serdengeçtinin.” Selim usta’nın da onayı ile dükkânını açmış Ahmet.

İlk başlarda iyi gitse de işleri, “oldum ben” demesinin sıkıntılarını çekmeye başlamış, genç usta her şeyi ben bilirim tavrından hiç vazgeçmemiş. Kendisini ziyarete; yani denetlemeye gelen, ustası Selim’in nasihatlerini de pek dinlemez olmuş, hatalı kararlar almış hep. Yaptığı ayakkabıların kalitesi düşmüş gün geçtikçe. Ve o ayakkabıları beğenilen, Ahmet usta’nın ayakkabıları artık beğenilmez olmuş. Yaptığı ayakkabılar, dama atılmaya başlanmış, kusurlu olduğunu anlasın diye. Ama Ahmet hiç oralı olmamış, “ben bilirim” havasını hiç bozmamış, burnunun dikine gitmiş. Huyundan vazgeçmemiş ama dükkanı kapatmak zorunda kalmış…

Niye mi anlattım bu hikayeyi? E korona günlerindeyiz, futbol yazacak değiliz ya!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254