Facebook arkadaşlarımdan Adil Yılmaz’ın Sütsal Dondurma ile ilgili paylaşımını görüp okuyunca bilgisayarımın ekranına dalıp gittim. Hatta ekranın içine girip bir garip ilüzyonla bambaşka boyuta geçtim.

Her şeyinin bana ait olduğu, her şeyi ile benim olan boyuta. Benim boyutuma.

Baktım ki hiçbir şey değişmemiş orada üzerimde askılı şortum, yakası mavi beyaz tişortum ve ayaklarımda lastik ayakkabılarım; koşturuyorum. Yalnız değilim elbet. Yanımda Muzaffer var, Şenol var, Nagihan var Asuman var, Ender var. Ellerimiz sıkı sıkıya yumulu; avuçlarımızda teyzemin verdiği beşer kuruşlarımız. Sütsal paralarımız…

Mutlaka eritirdik her yerinden yalayalım derken. Ortasında ki çubuğu gördüğümüzde, annelerimize görünmemenin tedbirlerini konuşurduk. Ellerimiz yapış yapış üstümüz nelisini yiyorsak onun renginde…

Ortak sevinçti Sütsal. Aslında bir markaydı. Sanırım Bursa’ya özgü bir marka.Markası adı olmuş bir başarı öyküsüydü.Yapan da farkında değildi satan da.Hele yiyen için marka filan hiç önemli değildi.(ki hedef kitle daima çocuklardı sadece) Sütsal çok önemliydi.

Anlayalı çok oldu da son zamanlarda daha bir dank etti kafama aslında o günler çok önemliydi.Derenin yatağında aktığı masum ve bir o kadar keyifli günlerdi.Sadece çocuklar için değildi keyifli olmaları hatırlıyorum büyüklerde bu günkü gibi derin endişelerden uzak,kazandıklarının ailelerini geçindirebileceğinden emin yaşarlardı.

Çocuklarının kapı önünden kaçırılıp ırzına geçilip katledilmesi gibi bir kabusları yoktu mesala.Ya da istedikleri okulda okutamayacakları gibi.Pazardan bakkaldan korkmazlardı.Zaman zaman bakkalın defterine yazdırılanları ay başında ödeyememekten hiç korkmazlardı.Öderlerdi hem de alacaklılarıyla helalleşe helalleşe.Yaz aylarında iş dönüşü mahallenin parkına uğrarlardı çocuklar bilirlerdi beklerlerdi anneyi ya da babayı.Parklarına bahçelerine rezidanslar yapılmamıştı.Söyle desen rezideans bile diyemezlerdi.

Erkeklerin bey,kadınların hanım olduğu dönemdi o dönem.Okuldan erken gelen çocukların mahallenin bakkal amcasına emanet edildiği bir dönem.Magandalık elbette vardı ama espri konusuydu.Yapan toplumun vicdanında hapsolurdu.Her şey satılıkta değildi ve herkeste tüccar.Her değer ailelerce korunur diğer ailelerle paylaşılırdı.

Ne bileyim bir tuhaftı o dönemler;şimdilerle hiç alakası yoktu yaşanılanların.Kendimizce bir huzurumuz vardı huzurumuzu paylaşacak amcalarımız,dedelerimiz,eniştelerimiz,teyzelerimiz.Hani günümüzde kendileri de hiç inanmadan derler ya biz kocaman bir aileyiz diye,bir şehircek aile idik ve buna inanmamızı sağlayan pek çok nedenimiz vardı..Her semtinde şehrin dokusuyla derdi olmayan bir sürü insanla paylaşırdık Bursa’yı.

Herkesin kazancı farklıydı,zenginlikleri ortak.Orada burada kenti katletmek için dolanan sırıtık simsarlara rastlanmazdı.Kimse ortak değerlerimiz üzerinden pazarlık yapmaz, yapmaya cesaret bile edemezdi.

Ne alırsak oydu aldığımız ve ne yersek oydu yediğimiz.Kimsenin aklına acaba yediklerimiz gerçekten yediklerimiz mi sorusu gelmezdi.Gelmezdi çünkü örneği yoktu.Hatırlarım annem günde bir Sütsala izin verirdi.Sütsalın muhteviyatının korkusundan değil benim nanemollalığımdandı bu tedbir.İki tane yersem bademciklerim şişerdi.Ordu evinin karşısında ki bakkalın soğuk olan  ikinci kolayı vermemesi de aynı sebeptendi.Herkes herkesin kıymetlisine sahip çıkardı.

Bir şehir nasıl kokarsa öyle kokardı sokaklar,caddeler,parklar,bahçeler.Bu garip ağır koku sinmemişti henüz kentin üzerine.

‘Aaa ne ayıp’ vardı.’şimdi geliyor beş kardeş’ vardı.’Alırım süpürgeyi elime görürsün2 vardı.’Edepsizlik etme bakiiim.’Yeterdi bize.Arsızlık,hayasızlık,had bilmezlik ve bilumum davranış bozukluğu henüz girmemişti hiçbirimizin lugatına.

Mahalle camilerinde hoca efendiler vardı.Kızlı erkekli Kuran kurslarına gidilirdi yaz günleri.Gittiğimiz gibi çıkardık.Kimse bir cemaati ya da hurafeleri aklımıza sokmak için uğraşmazdı.Türkçesini bile öğrenenlerimiz vardı Kuran’ın.İnancımızı pekiştirmekle görevli hocaların inançlarımızın temeli ile ilgili hiçbir sorunları yoktu.Hele dini yedeğine alıp , kabir azabından koruyan kefen satan,kız çocuklarına hallenip erkekte olsa olur diyen,zırt pırt çıkıp salak saçma saçma laflar söyleyen keramatleri kendilerinden menkul din bezirganları…

 ilaç için arasalar bir tane bulunamazdı.Allahın korkusuyla değil,sevgisiyle öğretildiği dönemlerdi o dönemler.

Her şeyin yerli yerinde olduğu ve olması için de kadınlı erkekli hatta çocuklu geniş halk kitlelerinin kararlı oldukları dönemlerdi.

Her zaman derim ben dünyaya geç geldim diye.Geriye doğru yaşamak isterdim hayatımı.Her şeyin ve herkesin gerçek zamanlarında.Yaşayıp bitirmek isterdim.

Benim zamanımda diyerek kuruluyorsa cümleler,cümleyi kuran içinde bulunduğu zamandan çoktan elini yıkamış demektir.

Okuma zahmetine girenler hatırlayacaklardır geçen gün X,Y,Z Kuşaklarını konu alan bir yazı yazmıştım da,kendimi kuşak dışı bırakılmış görüp hüzünlenmişim.Aslında boşunaymış hüznüm ben Mİ kuşağından imişim haberim yokmuş.Mutlu İnsanlar kuşağından.

 Adil bey bir paylaşım yaptı ben atomlarıma ayrıldım.Nasıl derler; Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.

Değdi hem de nasıl değdi.Ama ben o boyutta kaldım.Geri gelenim benden kalan…

Sütsalın dondurma olduğu aşikar; Ama nasıl bir dondurma olduğunu yazmayacağım;Merak eden gençler anne babalarına sorsunlar.Yanıtlarını mutlaka gözlerinin içine bakarak dinlesinler.Çünkü dilleri anlatsa bile kendileri başka boyutta dondurmacının peşinden koşturuyor olacaklar.

Daha dikkatli bakarsanız ellerinde ki Sütsalı da göreceksiniz….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246