Sabah namazına yakın bir vakitte uyandım. Uyumayan bir insan olmamın ötesinde Cuma gecelerinin maneviyatını sevdiğim bir gerçektir. Son dönemde İslam ile ilgili değerlendirmeleri, özümsemeleri izlediğimde çok ciddi yıpranmalar gözlüyorum. Eleştirmekten yorulduğum Diyanet İşleri Başkanlığı, Diyabet dernekleri kadar etkili değil!

Hızla siyasallaşan kamunun bir diğer kurbanı olan Diyanet, maalesef yoksulluk ve yolsuzluk konularında çok sessiz. 'Türkiye'de yoksulluk yok' diyebilecek tek kurum her Cuma cami yaptırma parası toplamaktan çekinmeyen Diyanet İşleri Başkanlığı. Oysa, din ve ayet gerisinde kalan ve de hızla cinayet toplumu olan bir ülke oluyoruz. Peki, bu durumda kim suçlu?

Türkiye'nin özünde var olan üç gerçek ile bugün sizlerle buluşuyorum. Sosyalizm, İslam ve ekonomi. Aslında üçü de aynı temel kavramın tarihsel ve zihinsel farklılıkları. Üç kavram da iktisat ile alakalı. Sosyal bir ülke olamamanın ötesinde, çoğunluğu Müslüman bir Millet olarak İslam anlayışı ile de yönetilemiyoruz. Özellikle İslam ekonomisi, devlet yönetimimize son dönemde hiç uğramamış diyebiliriz. Batık belediyelerin ötesine bir yolculuk yaptığımızda, haramın arttığını helal kavramının ise hızla tükendiğini görüyoruz. Peki Sosyalizm ile İslam arasında var olan ortak nokta yani ekonomi, neden ülkemizi bu kadar yozlaştırdı?

Sosyalizm; üretim araçlarının kamunun, devletin elinde olması, ekonomik etkinliklerin kâr yerine insanların gereksinimlerini karşılaması gerektiğini öne süren, değer olarak emeğe önem veren, toplumun örgütlenmesinde köklü değişiklikler amaçlayan siyasal öğretidir. Ve bu öğretiye uygun toplumsal düzene verilen ad ise, sosyalizm.

İslâm, sözlükte “teslim olmak, boyun eğmek, emniyette olmak” gibi mânâlara geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın arama motorlarında Sayın Başkanların katılım gösterdiği organizasyonlar dışında maalesef birşey çıkmadığı için bu kısa sözlük anlamını baz alıyorum. Oysa İslam Ansiklopedileri daha fazla kurum arşivinde ve Google güncelerinde indekslenebilmeli. İslam'ın bir diğer anlamı ise, Hazreti Muhammet’in yaydığı ve Kuran’da kuralları bulunan din, Müslümanlık.

Ekonomi; bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü. Aşırı ve gereksiz harcamalardan sakınma, tutum.

***

Bizler aslında İslam ile Sosyalizm kavramlarını öznesinde ekonomi olan israftan kaçınma ve toplumsal eşitlik olarak öğrendik. İslam her ne kadar kelime karşılığında itaat etmek olsa bile, özünde sosyal ve toplumsal bir ahlak ve inanç bütünlüğünü barındırmaktadır. Bugün Türkiye'nin içerisinde bulunduğu çıkmazları bu iki değer yani Sosyalizm ve İslam ile harmanlayarak güçlü bir ekonomi modeli üretmek zorundayız. Dünya'nın yeni döneminde yapay zeka denilen öz mantık ile kurulan, maneviyattan ve paylaşmaktan uzak bir ahlak öğretisinin iz düşümlerine şahitlik ediyoruz. Belki de yarın sosyal devlet ilkesinin ötesinde sosyal insan bulabilmek imkansız hale gelecek. Öyle ki, sosyal medya ve iletişim araçları kişileri 'biz' kavramından çok öteye 'ben' kavramının kör kuyularına çoktan atmaya başladı bile...

Birilerinin halen daha Sosyalizm ve İslam arasında dinsizlik ve dincilik tartışmaları üretmesini akıl ve ahlak eksikliği olarak görenlerdenim. Kabul edilen ve yükselen değer olan teknoloji, hepimizi bizden öte 'ben' kavramının kölesi yapıyor. Oysa, İslam başta olmak üzere hiçbir inançta 'ben' ve 'benlik' değerli değildir! Yine Sosyalizm incelendiğinde kişi geri planda kalırken, toplumsal gerçekler ve ihtiyaçlar ön plandadır. İşte tüm bu gerçekleri özetlediğimizde ortaya günümüzün en tartışmalı kulvarı 'siyaset' çıkıyor.

İslam üzerinde oluşan büyük ve derin yozlaşma ile toplumsal yoksulluk ve artan kamusal yolsuzluklar, Türkiye'nin yeniden siyasi anlamda kabuk değiştirmesini sağladı. Görmekteyiz ki, ortalama 5 yıl içerisinde Türkiye yeniden sosyalist bir ülke konumuna gelecek. Hızla artan fakirleşme, borç yükü, güven kaybeden cemaat ve dini yapılar ile artan asayiş sorunu ve a-sosyal iletişim, hem Sosyalizm'i hem de İslam'ı yeni bir sentez ile harmanlayacak. Ve ilerleyen süreçte kimine göre Deist, kimine göre Ateist, kimine göre ise; dinsiz bir toplum ile başbaşa kalacağız. Ve işte tam bu noktada asıl uyanması ve önlem alması gereken tek yer; Türkiye Büyük Millet Meclisi diyebilirim...

Ankara'da, Türkiye'nin kalbinde bu kötü ve olumsuz gidişata tüm siyasi partiler aynı samimiyet ile çözüm odaklı yaklaşmazlarsa ve Devlet bilinci ile aklı gereğini yapmaz ise, maalesef Anadolu hızla özünden kopacak. Dünya'nın içerisinde bulunduğu süreç, bizleri ekonomi merkezli köklü bir inanç ve yaşam değişimine mahkum kılacak. İşte o vakitten sonra 'biz' demekten öte, 'ben' diyen nesillerin vicdanına kalacak hayatlarımız. Ben, bana düşeni yaptım ve uyardım. Gerisi takdir makamlarının.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner193

banner246

banner254