Kurban Bayramı yaklaşırken İbrahim aleyhisselamın teslimiyetini İsmail aleyhisselamın vefa ve sadakatini hatırlamalıyız. Kurban ibadetini sadece bir hayvan boğazlamak şeklinde yorumlarsak kuranın vermiş olduğu mesajı yeterince anlamış olamayız.

Kurban ibadetinde niyet kadar o iyi niyete götürecek iman ve teslimiyette olmalı. Tercihlerimiz arasında hep rabbimizin rızası birinci ve yegâne kriter kabul edilmeli.

“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda güzel örnek vardır…” (mümtehine,4) buyuran Rabbimiz, kendisine olan yakınlığımızı teslimiyet abidesi İbrahim aleyhisselamın hayatından okumamızı istiyor.

Öyle ya imtihandayız; varlık imtihan olduğu kadar yoklukta imtihandır. Mal mülk imtihan olurda evladı iyal olmaz mı? İki şey arasında ki tercihimizdir kayıp etmemize ya da kazanmamıza vesile olan…    Acaba hayatımızda İbrahim’ce bir tavır sergileyebiliyor, önümüze çıkan imtihanları, engelleri teker teker aşabiliyor muyuz?  Peygamberimiz: “Namaz her muttakinin kurbanıdır.” (Müsnet,1,181) buyuruyor ya. O zaman, Namazla elimizin tersiyle benliğimizi, rükûumuzla kibrimizi kurban ederken, secdeyle bize verilen her şeyi Rabbimizin kapısına dökerek Allah’a yaklaşmış olduğumuz halde namaz kılmayı ertelediğimizde bunun içinde şeytanın bir oyunu var diye hiç düşünüyor muyuz? Mala mülke olan sevdamız, ihtirasımız, bizim hakkımız olmayan fakirin hakkını dahi yerine ulaştırmaya engel olurken, şeytan ihtiras kılıcıyla bizi alt etmiş olmasın? Fakir fukarayı görüp gözetirken, yetimin hakkını öderken dikkat edelim şeytan bizim de karşımıza çıkmasın. Kardeşlerimize karşı beslediğimiz kin ve nefreti Allah ile aramıza perde olarak çektiğinde “bu şeytanın aldatmacasıdır” deyip hiç taşladık mı onu? Kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için istemiyorsak insanlar bizim yanımızda kendilerini güvende hissedemiyorsa düşünmek gerek şeytan hangi mevziden bize bir saldırıda bulundu da ona mukavemet gösteremedik.

Bu nedenle İrfan sahipleri kurbanla ilgili şöyle der:

Kurban vardır saadet ve kurbanı-ı kabuldür, kabilin kestiği kurban gibi. Kurban vardır şekavettir, Habil’in kurbanı gibi, Habil’in bir sürü koyunları vardı, en iyisini kesti ancak kabul görmedi. Kurban vardır, Abdullmuttalib’in, oğlu nur Muhammed’in babası, Abdullah için kestiği kurbandır. Bir kurban vardır ki bunun adı peygamberin ümmeti için kestiği şefkat kurbanıdır. Bir kurbanda vardır ki fazilet ve menfaat kurbanıdır, bu, hacıların ve umre yapanların kestiği kurbandır.  Bir kurbanda vardır ki muhabbet ve rahmet kurbanıdır. Bu, ümmetin kestiği kurbandır. Bir kurban vardır ki sebebi kuvvetli sevmektir, Kurban edecekleri bir hayvan bulamadıklarında şiddetli üzüntüden kendi canlarını kurban etmek isterler böyleleri. Bir çeşit kurbanda vardır ki, nefislerini Allah Teâlâ’nın yolunda yok etmiş seçkinlerin kurbanıdır bunlar, “ölmeden önce ölünüz” emri gereği nefsi emarelerini Allah için yok etmişler, mutmain bir nefise kavuşmuşlardır.

Kısaca Herkesin bir İsmail’i var hayatta, bizim İsmailimiz nedir? İsmaillerimiz isteniyor bizden. Yani makam mevkiimiz, belki şanımız şöhretimiz, nefsi isteklerimiz, şehvetlerimiz, rahat ve lüks hayatımız, malımız mülkümüz, paramız pulumuz bizler için fitne sebebi olan evladı iyalimiz isteniyor. Rahata zevke düşkünlüğümüzü, belki zorlu ve meşakkatli bir o kadar onurlu bir yaşama kurban etmemiz isteniyor. Zaman sermayesinden yatırım yapmamız isteniyor rıza-i ilahi uğrunda.  Emri bil maruf nehyi anil münker yapmak için zorluklara göğüs germemiz, sabır ve sebat sahibi olmamız isteniyor.  İbrahim’i bir duruşumuz, İsmail’i bir teslimiyetimiz olmadığı müddetçe asla cennetten gönderilen koçlar fidyemiz olmayacak.  Kestiğimiz kurbanla elimize etten başka bir şey geçmeyecek. Kıldığımız namazla bizi fuhşiyattan  ve münkerattan alıkoymayacak. Belki paçavra gibi yüzümüze çarpılacak.  Tuttuğumuz oruçla sadece aç ve susus kalmış olacağız; o oruç bize, şükrü, zikri öğretmeyecek; kötülüklere kalkan olmayacak. Hac ibadetiyle günahlarımızdan arınamayacağız.  Mina’da attığımız taşlarla şeytanlar yanımızdan uzaklaşmayacak, Arafat’ta kestiğimiz kurbanla da Allah’la aramızdaki uzaklığı kapatamayacağız.  Ceza olarak kestiğimiz kurbanla hata ve kusurlarımızı telafi edemeyeceğiz. Zekatla malımızı temizleyemeyeceğiz. “Allah benim vekilimdir” demediğiniz sürece zamanın nemrutlarının yaktığı ateşler bizim için serin ve selamet olmayacak.  

Bu nedenle kurban bayramında belirli vakitlerde belirli şartları taşıyan hayvanlarımızı usulünce kesmek için yere yatırdığımızda Cebrail’in tekbirine eşlik edelim. İsmail’in teslimiyetini düşünüp, İbrahim gibi bir babanın taklidini yaparak, şu anda yerdeki evladımda olsa Allah için kesmeye hazırım deyiverelim.  Ayetin bizlere öğrettiği gibi: “Şüphesiz benim namazım, ibadetim(kurbanım) hayatım ve ölümüm, Allemlerin Rabbi olan Allah içindir” (Enam,62) diyerek samimiyet ve ihlasımızı, kurban kesmedeki niyet ve gayemizi teyit edelim. Her an her şeyimizi öyle feda etmeye razı olalım ki, o anda canımız, evladımız istense “ben ona da varım” diyebilelim.

Yüce Rabbimizin bir ayetiyle bitirelim:

“Onların (kurbanlarınızın) ne etleri nede kanları Allah’a ulaşır fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır” (Hac, 37) buyuruyor.

Selam ve dua ile

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246