Bizim ülkemizde “işi tadında bırakmak” diye bir söz vardır. Bu söz, her türlü insan ilişkisi ve insanlar arasındaki ekonomik olaylarda da aynen geçerli. Siyasette ise bu konuya pek rastlamıyoruz. Çünkü, kimse kaptığı koltuğu rahat rahat bırakmak istemiyor.

Türkiye’de siyasi açıdan sessiz geçen bir yaz mevsimi ve sonbahardan sonra kış aylarına geldik. Hala, ülkemizde siyasi alanda yenilik getirecek, halkı ve kitleleri arkasından toparlayıp sürükleyebilecek bir lider aranıyor. Çünkü, iktidarda devam eden 18 yıllık aralıksız yönetim ile ilgili olarak artık yüzler eskidi. Söylemler, eskisi gibi halkın beklediği ve arzu ettiği, hatta halkın isteklerine göre politikaların üretildiği bir sistem olmaktan çıkıp, koltuk meraklılarının ve iktidara yakın olup, ceplerini doldurma niyetinde bulunan bazı kişilerin etkinliklerine sahne olmaya başladı. Bu durum, halk arasında pek hoş karşılanmıyor. Buna, rağmen alternatifsizlik nedeniyle iktidarın siyasi istikrarın devamında fayda gören pek çok sessiz çoğunluk var.

Tabi, bu sessiz çoğunluklarla ilgili geçmişteki örneklere bakacak olursak, hani derler ya “sessiz atın teknesi ağır olur…” diye, aynen siyasi arenadaki örnekler bunu işaret ediyor.

Çok fazla gerilere gitmeye lüzum yok. Ben, kendi bizzat yaşadıklarımı sizlere aktarmak istiyorum. 1980 askeri darbesinden sonra, siyasi partiler kuruldu. O dönemin konsey olarak sıfat kazanan darbecileri, seçimlere girebilmesi için iki sağdan iki soldan toplamda dört partiye vize verdiler.

Bunlar, Milliyetçi Demokrat Parti (Horoz Partisi), Anavatan Partisi (Arı partisi), Sosyal Demokrat  Parti (SODEP), ve Halkçı Parti.

Bu dört parti içinden ekmekli bir generalin genel başkanlığını yaptığı Horoz Partisi, seçimlerde favori gösteriliyordu. Hatta, konsey bile bu partiyi desteklediklerini açıklamaktan geri kalmadı. Sonra, sandık halkın önüne geldi. Askeri cunta rejiminin bakanlar konseyine aldığı ve başbakan yardımcısı sıfatı verdiği Turgut Özal’ın kurduğu parti, seçimleri, diğer partilere göre daha fazla sivil görünüm arz ettiği için tek başına kazandı. Sene 1983. Sonrasında 1989 senesinde yapılan mahalli seçimlerde halkımız Anavatan Partisi’ne kırmızı kartını gösterdi. Özal’ın deyimiyle, “kantarın topuzu biraz kaydı..” Kısaca, halkımızın iktidara olan güveni bitti ve Anavatan Partisi daha sonra siyasi parti tabela mezarlığına gönderildi.

Sonra, koalisyon dönemleri, yasaklı siyasetçilerin tekrar politika sahnesine çıkmaları gibi olayları yaşarken, eskiler tekrar iktidara geldiler. Süleyman Demirel 1991 yılında, Bülent Ecevit ise 1998 yılımda tekrar başbakanlık koltuklarına oturdular.

Demek ki ne oldu?

Keser döndü, sap döndü, devren döndü. 12 Eylülün istenmeyen siyasetçileri yeniden ülke yönetiminde söz sahibi oldular.

Sonrasında, 2002 seçimlerine gelindi.

Halkımız yine sandıklara gitti.

Bu kez, 2001 yılında kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (halkın deyimiyle Ampul Partisi) tek başına iktidara geldi. O gün, bu gündür yapılan seçimlerde oylarını artırdı. Son seçimlerde ise oyları geriledi. 2019 mahalli seçimlerinde iktidar oy kaybetti. Büyükşehirleri kaybetti. Yani, halkımızın 1989 seçimlerinde Anavatan Partisi’ne benzer bir ihtarı, bu kez AK Parti içinde ihtar edilmiş oldu.

Bugün siyasi yapıya bakıyoruz.

Bir yanda AK Parti ile MHP’nin omurgasını oluşturdukları ve başta BBP olmak üzere bazı siyasi partilerin destek verdikleri Cumhur İttifakı var.

Bu ittifakın karşısında ise omurgasını CHP ile İYİ Parti’nin oluşturdukları ve SP destekli Millet İttifakı var. Son seçimlerde kendisine koltuk bulunmadığı için AK Parti’den ayrılan veya AK Parti yönetimlerinden  uzaklaştırılan bazı eski siyasetçilerde, “sahnede biz de varız!” edasıyla yeniden ortaya çıktılar. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Gelecek Partisi” ni kurdu. Ali Babacan ise parti kurma kararını açıklamasına rağmen, icraata geçmeyi birkaç kez erteledi. Galiba, siyasette olağanüstü bir gelişme bekliyorlar.

Ne diyeyim, bekleyen Derviş, tekkede pişen çorbayı içermiş!...

Halkımızın beklentisi ise galiba epey zor gibi görünüyor. Çünkü, pek çok kişi mevcut iktidara alternatif oluşturma için çareler bekliyor. Hani, birisi çıksa, “ben bu ülkeyi daha güzel yöneteceğim” deyip de halkımızın beklentilerine çare bulacağına inanılsa, ilk genel seçimlerde tek başına iktidar olur. Mevcut manzara bu…

Sözün özü, mevcut siyasi yapı ve ittifaklar, sorun çözmede beklenilenleri veremedikleri görüşü hakim. Türk siyaseti yeni bir kurtarıcı bekliyor….

Biraz Mola,

Evet, yarından itibaren bir süre yurt dışında olacağım. Bu nedenle, sizlerin izniyle yazılarıma mola veriyorum. Döndüğümde kaldığımız yerden devam edeceğiz….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner193

banner246

banner254