Dünya, darbelerle değişkenlik gösteren bir döneme girdi. Suudi Arabistan krallığına yönelik darbe girişimleri ve içerisinde ki taht kavgalarına gözlerimizi diktiğimiz bir dönemde Sudan'da gerçekleşen darbe ile Türkiye'nin etrafında ki çemberin daraldığını gördük. Son olarak Venezuala'da üst üste gerçekleşen darbe girişimleri ve önceki günkü askeri darbe ile de Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinin kilitlenmek istendiğini gözlemlemekteyiz. Türkiye'ye yeni dönemde Avrupalı dostlarından fayda yok! Avrupa'nın hızla yaşlanan nüfusu, birliğin İngiltere ile Almanya'nın çekişmesi arasında kalacağını gösteriyor. Yine Afrika ile bağlarımızın kendi iç ekonomik sorunlarımızdan ötürü bozulmasına ramak kaldı. Türkiye'nin kuzeyde dostu olan Rusya ve Kafkas Türk ülkelerinin de iç dünyaları pek içaçıcı değil. İran'a uygulanan amborgalar sadece petrol fiyatlarını değil, döviz fiyatlarını da Türk Lirası aleyhine yükseltiyor. Tarım ve hayvancılık sektöründe olduğu gibi şehir merkezlerinde de kapanan işletmeler nedeniyle vatandaş zor günler geçiriyor. Türkiye'nin ciddi bir ekonomik krizle mücadele ettiği şu günlerde, inşaat sektörü artık nefes alamaz noktada.

Bugün 1 Mayıs 'Emek ve İşçi Bayramı.' İşçi aldığı asgari ücret ile geçinemediğini savunurken, işçi örgütlenmelerine kayıtlı işçi sayısı da çok düşük. Emek ve örgütlenme arasında ki bu bağın kopuk olmasının en temel nedeni, samimiyetsiz temsilciler. Elbette işçi maaşlarının ve haklarının düşük olduğu söylemini ifade ederken, işverenin de içerisinde bulunduğu ödeme güçlüğünü ortaya koymak gerekiyor. Pazarın iyiden iyiye küçüldüğü Türkiye'de, maliyetler an be an artmaya devam ediyor. Hükümetin yeni yol haritası 'Türkiye İttifakı' olurken, sokak erken seçim ifadelerinden rahatsız. Ak Parti içerisinden yeni bir siyasi parti doğacak olmasının diğer siyasi partilerde de bölünme hızını arttıracağını düşünen uzmanlar ise, 'iktidar değil istikrar' öncelikli adımlar atılmasından yana.

Türkiye'nin gerçekleri ile hızla yüzleşen bir medya ve iktidar görmekteyiz. Ekonomik dar boğaz, 'artık gırtlağa dayandı' cümlesinin daha yüksek sesle söylenmesine neden oluyor. Büyükşehirlerde yaşam zorlaşırken, küçük şehirlerde de göçler artış gösteriyor. Köylerde nüfus gençler yerine yaşlıların olduğu azalan bir gösterge ile karşılıyor bizleri. Ve herşeyden önemlisi, doğal üretim her geçen gün azalıyor. Bitkisel üretimde kaybettiğimiz gücün, gıda fiyatlarında ciddi artışlara neden olduğunu gözlemlediğimiz bir dönemdeyiz. Son dönemde yaşanan yerel seçim süreci söylemlerini de değerlendirdiğimizde, 'halk Türkiye'de değişim istiyor' diyebiliriz. Elbette bu değişimi gerçekleştirecek en yetkili organ yine siyaset.

Türkiye'de kimse siyasilerin tepeden bakmasına hoşgörü ile bakmıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti kampında ifade ettiği sonuç ifadelerinin Türkiye'nin 17 yıllık acı tablosu olduğunu kabul etmeliyiz. Belediyelerin yüksek borçlara mahkum edildiği Türkiye'de, kullanılmayan otoyollar, bitmeyen raylı sistemler ve hızla artan enerji ihtiyacı en somut cari açıklarımız olarak kayıtlara geçiyor. Beyin göçünün arttığı Türkiye'de, devletin güvenilirliğinin tartışıldığı bir döneme girmemeliyiz! Yerel ekonomilerin önemini iyi okurken, kent dinamiklerini siyasi çekişmeler ve adamcılık ile köreltmenin ağır bedelini ödedik, ödüyoruz.

Türkiye, yeniden doğuş noktasında 1920 normlarına geri dönmeye mecbur. İlk meclis ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün çizdiği yola hızla geri dönmeli ve tam bağımsız Türkiye'yi 5 yıl gibi kısa bir sürede inşa etmeliyiz. Yeni bir 10'ncu yıl marşı yazabilir miyiz bilmiyorum ama ikinci yüzyıla doğru gittiğimiz yol çok çetin diyebilirim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234