İstanbul seçimleri her geçen gün farklı bir boyuta taşınıyor. Türkiye'nin tarafsızlığına hızla gölge düşerken, toplum ayrışma noktasında. Amerika'nın 15 Temmuz FETÖ ihanet girişimi belki de başarılı olmaya başladı. Darbe ile hükümeti deviremeyenler, batık belediyeler ve iflas etmiş ekonomi ile siyasette kaos dönemine geçiş sürecini başlattı. Kabul etmeliyiz ki, yeni bir kabine ve yeni bir anayasaya artık mecburuz. Ve bunların hepsi gerçekleşirken ciddi bir af ve vergi reformu ile ekonomik kalkınma yasasını değerlendirmek zorundayız. Türkiye'nin kaderini yanlış Suriye politikaları ile olumsuzluğa sürükleyen süreçlerin sorumluları artık adalet önünde hesap verebilmeli! Öyle ki, artık adalet için yeniden bir araya gelmek ve eteğimizdeki taşları dökmek zorundayız.

İran ile Amerika arasında önümüzde ki 5 yıl içerisinde bir savaş olasılığı yüzde 78 diyebiliriz. Ve yine Amerika'nın Suudi Arabistan ile gerçekleştirdiği Nükleer işbirliğinin sonunun Irak, Afganistan, Libya süreçlerinden farksız olacağına inanmayanlardanım. Hal böyle olunca Rusya ve Putin'in Türkiye ve de bölgeye dair 5 yıl önce sarf ettiği cümlelerin doğruluğunu görmüş oluyoruz. Türkiye, silahların gölgesinde kalmaya devam ediyor. Her ne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri başarılı oluyor olsa bile, bedelli ve yeni askerlik sistemi ile ordunun birden bire terhis edilmesine yüzyıl öncesini çok iyi hatırlayan halk sıcak bakmıyor. Türkiye'nin birden bire kendi içerisinde ayrışmasının en önemli sebebi, haksız ve gayri meşru zenginleşenlerin fazlalığı diyebiliriz.

Türkiye'nin yeni bir siyasi partiye ihtiyacı olduğu gün gibi ortada. Ve hükümetin yanlış söylemleri ile politikalarının dün adam yerine koymadıkları Ekrem İmamoğlu'nu nasıl yıldızlaştırdığı da ortada. Ve elbette Bursa'da çanlar çok sesli çalıyor, minareler ise suskun.

İmamlar kendi ceplerinin derdinde yaşama mücadelesi verirken, Cuma hutbelerinde Diyanet veyahut Müftülük tarafından ellerine tutuşturulmuş hutbelerle haftaları geçiriyorlar. Öğretmenler atanamadıkları için intihar etmeye başlamışken, şehit düşen güvenlik güçlerimizi siyaset ve toplum görmezden gelmeye devam ediyor. Ve herşeyin suçlusu her daim basın!

Başımızı gömdüğümüz kumdan çıkarmak zorundayız. Eğer oncu, buncu, şuncu kavramlarından kurtulamazsak 5 yıl sonra o hiç beğenmediğimiz Suriyelilerin düştüğü durumdan daha beter durumlara düşeceğiz. Ve emin olun ki, ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne de Kemal Kılıçdaroğlu veyahut Devlet Bahçeli bu kötüye gidişatı durduramayacak. Bizler halen daha ayrışmaya ve sert söylemlerle kitleler halinde birbirimizi kırmaya ve bölmeye devam edersek, namlular kısa süre sonra bize dönecek.

Uzun lafın kısası, hızla kaybettiğimiz yerel ekonomi ve beraberinde boşalan köylerin doldurduğu çarpık büyükşehirler ile bölünmeye devam ediyoruz. Suç artarken adalet tükendi. Para için herşeyi yapmanın farz olduğu Türkiye'de, artık tek kirli kurum siyaset değil. Ya hepimiz birden aklımızı başımıza alırız. Ya da birileri bizim aklımızı başımızdan aldığı gibi, başımızı da gövdemizden ansızın alır!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246