banner262
banner263

Tahmasp adında uzun boylu, geniş omuzlu, esmer tenli, çok yakışıklı bir genç

yaşarmış zamanın durduğu Mardin şehrinde. Yanlışlıkla kapkaranlık bir mağaraya girivermiş birgün Tahmasp. Mağaranın içi o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş, sadece etrafında dolanan yaratıkların sesini duyabiliyormuş. Çaresizlik içinde beklerken bir ışık huzmesi belirmiş. Işık huzmesi kendisine yaklaştıkça gözleri kamaşan Tahmasp, ellerini gözlerine siper etmiş ve etrafında gezinen yaratıkların ne olduğunu anlamaya çalışmış.  Bir de ne görsün! uzunu, kısası, yeşili, siyahı …, envai türde binlerce yılan çevresini sarmış. Yılanların hepsi de kafalarını kaldırmış, gelen ışık huzmesine doğru bakıyorlarmış. Tahmasp da onların baktığı yöne doğru bakınca birden dona kalmış. Çünkü Tahmasp, bu zifiri karanlık mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden. Ona doğru daha dikkatli bakınca belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş. Kadın ona doğru ilerlemiş, tam karşısında durmuş. Gülümseyerek elini ona doğru uzatmış ve demiş ki: ‘Korkma benden Tahmasp! Ben yılanlar ülkesinin kraliçesi Şahmeran’ım. Benden sana zarar gelmez. Ben dünya düzeni kurulmaya başladığı andan beri vardım. Krallığıma hoş geldin. Bundan böyle benim misafirimsin. Şimdi yat ve dinlen. Sonra seninle uzun uzun konuşuruz.

Şahmeran bunları söyledikten sonra geldiği yoldan geri gitmiş. Tahmasp, gördükleri karşısında yaşadığı dehşet ve şaşkınlıkla, olduğu yerde kıvrılıp uyumuş. Ertesi sabah uyandığında Şahmeran’ı karşısında mükellef bir sofranın başında otururken bulmuş. Tahmasp’ı kahvaltıya davet etmiş Şahmeran. O ise gözlerini Şahmeran’dan

alamıyormuş. Şahmeran da ona bakıyormuş kendinden geçmiş bir halde, büyüleyici bir aşkla. Ve Şahmeran: ‘Bak Tahmasp, ben insanlığın bütün tarihini biliyorum. İstersen sana anlatayım.’ demiş ve günlerce anlatmış, anlatmış. Şahmeran anlattıkça Tahmasp dinlemiş. Tahmasp ve Şahmeran arasında tarihin en soylu, en imkansız aşklarından birisi başlamış. Gel zaman git zaman Şahmeran’ın anlatacağı bir şey kalmamış. Tahmasp da anasını ve yeryüzünü özlemeye başlamış. Bir gün Tahmasp dayanamamış ve düşüncesini Şahmeran’a söylemiş. Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca çok üzülmüş Şahmeran ve reddetmiş sevdiğinin bu isteğini. Ancak günler geçip Tahmasp’ın üzüntüden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve ona şöyle demiş: ‘Ey Tahmasp, beni iyi dinle. Sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum, gitmene izin verirsem sen de bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin. Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun, başka insanlarla beraber suya girme.

Tahmasp, sevinçle Şahmeran’a sarılmış ve ona asla ihanet etmeyeceğine dair yeminler etmiş ve bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada da gizlice mağaraya giderek, aşık olduğu Şahmeran’ı ziyaret ediyormuş. Günlerden birgün Tahmasp’ın yaşadığı ülkenin kralı amansız bir hastalığa yakalanmış. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli veziri, her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Şahmeran’da olduğunu, Onun etinden bir parça yediği takdirde hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Vezirine güvenen kral, Şahmeran’ın bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede Şahmeran aranmış ama bulunamamış. Sonunda bilge bir adam, bütün insanların hamamlara sokulmasını, Şahmeran’ın yerini bilen varsa böylelikle anlaşılacağını  söylemiş. Vezir de ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış. Askerler Tahmasp’ın yaşadığı köye gelmişler ve herkesi toplayarak bir hamama götürmüşler. Tahmasp, Şahmeran’a verdiği sözü hatırlayarak önce gitmek istememiş. Ancak askerler onu zorla hamama sokmuşlar. Tahmasp, hamama girdikten sonra herkesin gözü önünde, bütün vücudunun yılanlarınki gibi pullarla kaplandığını

görmüş. Askerler hemen Tahmasp’ı yakalamışlar, vezirin huzuruna çıkarmışlar. Kötü

kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değil, Şahmeran’ı yakalayarak, dünyanın

bütün sırlarına sahip olmakmış. Tahmasp’a günlerce işkence yapmış vezir ve zorla

Şahmeran’ın yerini söyletmiş. Askerler gidip mağarayı bulmuşlar ve Şahmeran’ı oradan çıkarıp, saraya getirmişler. Şahmeran üzüntülü ve utanç dolu Tahmasp’a

dönerek; ‘Ey sevdiğim üzülme. Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin… ama ben de sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye. Bak şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur!’ ve Şahmeran sözlerine şöyle devam etmiş: ‘Şimdi size sırrımı vereceğim. Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse o, bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak. Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse o da o anda öte dünyayı boylayacak.

Şahmeran daha sözlerini tamamlamadan kötü kalpli vezir elindeki kocaman kılıcı ile Şahmeran’ın bedenini iki parçaya ayırmış ve kuyruğundan bir parça koparmış. Tahmasp da duyduğu acı ile oracıkta ölmek istemiş ve Şahmeran’ının kafasından bir parça ısırıvermiş. İş bu ya, kötü kalpli vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz oracıkta ölmüş. Tahmsap’a ise hiçbir şey olmamış. Ancak Tahmasp, sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarıya atmış ve o gün bugündür dağ, bayır, ülke ülke dolaşmaktaymış.

“Evvel zamandan, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsanedir Şahmeran. Efsane yüzyıllardan beri anlatılagelmiş çeşitli coğrafyalarda ve özellikle yılanlık bir bölge olan Mardin’de.’’

Kalın sağlıcakla, sevgiyle, bereketle, huzurla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şerifenur Turan 2 ay önce

Nasıl bitti, anlamadım, o kadar güzel ki...
Aşkın dansı da ölümleymiş.
İnsanoğlunun bencilliği mi yoksa sıkılganlığı mıdır aşkın katili?
Bir de empati yapınca karanlık bir mağara etrafın yılan dolu...
Dönüşüm'ü okuyunca da mesela hayal gücü de genişse kendini, dev bir böcek gibi hissedebiliyor insan. Çaresizce. Burada da Şahmeran. Şahmeran'ı düşünmek... Düşünmek tabi ki o yapmaz yoksa yapar mı? Empatlık da kimi zaman bir kuyruk eti yemek midir?
Bir bakıma ölümüne sevmek, ölümsüz mü yapıyor sevgi(li)yi ki?
Sonuçta dünyanın ve en azından bu dünyadaki -salt ruh/ışık/enerji- olamayan insanın, bedenen ve hayat yolculuğunun da bir sınırı var (Belki de yoktur. Sınır, sınırsızlıktır). Ölümlü dünya, ölümlü insan. Ölmek, ölümsüzlüğe(*sonsuza) giden kapıysa, ölüm; ölümsüzlük müdür? Kafamda deli sorular :)) Merakla bekliyorum; sözcüklerin akıntısına, böyle anlatımın tatlısına kapılmayı...

Avatar
Rahmiye Dalgıç 2 ay önce

Nasıl da güzel teşvik ediyorsun beni, büyülü cümleler kurabilmeye...iyi ki okuyorsun, iyi ki değerlendiriyorsun.

banner259

banner193

banner246

banner254