Bu haber kez okundu.

Sancılı dert böbrek taşı
Tekirdağ Star Medika Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Osman Gencoğlu, böbrek taşı hakkında açıklamalarda bulundu.
Op. Dr. Osman Gencoğlu, böbrek taşının böbrek kanalları içerisinde oluşan mineral içerikli sert kitleler olduğunu, bu kitlelerin oluşum sebebinin tam olarak bilinmediğini ancak ailevi yatkınlık, doğuştan idrar yolları anomalileri veya bazı sistemik hastalıkların neden olabileceğini kaydetti. Böbrek taşının böbreğin pelvisinde veya böbrek havuzcuğunda oluşabileceğini anlatan Gencoğlu, “İdrarda koruyucu olan bazı maddelerin vücut tarafından eksik üretilmesi taş oluşumuna neden olur. Sıcak, yüksek rakımlı ve tropikal ülkelerde böbrek taşı daha sık görülür. Güneşin etkisi var, güneşten dolayı vücudun D vitamin sentezi artıyor. D vitamini sentezi başta kalsiyum olmak üzere bağırsaklarda maddelerin daha fazla emilimine sebep oluyor ve bunların idrarla daha fazla atılımından dolayı kalsiyum taşları oluşuyor. Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerde kadınlara oranla üç kat daha fazla görülmektedir” dedi.
“Bu hastalıkları taşıyanlar dikkat etmeli”
Op. Dr. Gencoğlu, tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarının böbrek taşları açısından risk oluşturduğunu belirterek, “Sistinüri gibi böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları benzeri metabolizma hastalıkları veya kronik pankreas hastalığı böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bir tür romatizmal hastalık olan gut, vücutta ürik asit oranını arttırır ve ürik asit taşlarının sıklıkla oluşmasına neden olur. Ürik asit taşları, kadınlara oranla erkeklerde daha çok görülür. Kronik bağırsak iltihabı da sık sık böbrek taşı oluşmasına neden olan hastalıklardan biridir” dedi.
“Risk arttıran etkenler”
Dr. Gencoğlu, bazı etkenlerin böbrek taşı oluşum riskini artırabileceğini aktararak etkenleri şöyle sıraladı:
“Gün içerisinde yeterince sıvı almamak, genetik faktörler, aile öyküsü ve kişisel öykü, ailesinde taş öyküsü olanların taş oluşturma olasılığı yüksektir. Yaş cinsiyet ve ırk, böbrek taşı hastalığı çoğunlukla 30-50 yaş aralığında görülür, az hareket veya hareketsizlik ve diyet yapmak.”
Böbrek taşının belirtilerinin değişik şiddette ağrı, bulantı, kusma, idrarda kan olarak görüldüğünü anlatan Dr. Gencoğlu, karın ağrısı görüldüğü taktirde karın ağrısı yapan diğer hastalıkların akla gelmesi gerektiğini ve sağ alt kadrandaki taş ağrılarında akut apandisit olasılığının mutlaka tetkikler yapılarak ekarte edilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Gencoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Böbrek taşının tanısında görüntüleme yöntemleri ve laboratuar tetkikleri kullanılır. Röntgen filminde böbrek taşı varsa genellikle görülür. Bu film çekilirken hasta yatırılır. Fakat bütün taşlar direkt röntgen filminde görülmeyebilir. Bütün taşların görüldüğü sistem bilgisayarlı tomografidir.”
Böbrek taşının tedavisi
Dr. Gencoğlu, böbrek taşı hastalıklarının durumuna göre farklı tedavi yöntemleri uygulandığını belirterek tedavileri şöyle sıraladı:
“Medikal tedavi, 5 mm’ye kadar olan taşların büyük çoğunluğu verilen ağrı kesici, antispazmodik ilaç tedavisi ve bol sıvı alımı ile düşürülebilir. Taşın boyutu büyüdükçe müdahalesiz düşürme olasılığı azalır. Vücut dışından şok dalgaları ile taş kırma (ESWL), perkutan nefrolithotomy (PNL), böbrek içindeki taş 2 cm’den büyük olduğunda veya şok dalgaları ile kırılamadığında uygulanan güncel bir yöntemdir. Genel anestezi altında bel bölgesinde 1 cm’lik kesiden oluşturulan bir yoldan böbreğin içerisine girilerek taşlar bir bütün halinde veya kırılarak aynı yoldan dışarı çıkartılır. Endoskopik yani kapalı bir ameliyat yöntemi olan perkütan nefrolithotomy ameliyatında görüntüler endokamera ile bir televizyon ekranına büyütülmüş olarak taşınır. Taşlar genelde pnömatik, ultrasonik veya lazer taş kırıcılar ile parçalanırlar. Üretoroskopi (URS), üreter kanalı içerisindeki taşlar düşmezse veya ESWL ile kırılamazsa idrar yolundan üreteroskop denilen aletler yardımıyla girilerek tedavi edilebilirler. Üreteroskoplar 2 buçuk, 3 milimetre çapında, uzunlukları boyunca bir çalışma kanalı ve görüntüyü sağlayan bir mercek bulunan cihazlardır. Rijid yani sert üreteroskoplar ile dış idrar yolu ve mesane geçilip üreter içine girilirek taşlar Holmium lazer veya pnömatik taş kırıcı ile kırılarak tedavi edilir. Bu üreteroskoplar ile alt ve orta üreterdeki taşlar tedavi edilebilirler. Fleksibl yani kıvrılabilen üreteroskoplar ise uçları çeşitli yönlerde ve açılarda döndürülebildiğinden hem üst üreterdeki, hem de böbrek içinde havuzcuk ve kalis adı verilen ceplerdeki taşların tedavisinde kullanılırlar. Üretereroskopik taş tedavisi sonrası hastalar aynı gün veya bir gün sonra evlerine taburcu edilirler.”
Tedavinin ardından engelleyici önlemler alınmaması ve bir takım hayat tarzı değişikliklerine gidilmemesi halinde böbrek taşlarının çevresel ve genetik faktörler sebebi ile tekrar etme riskinin oldukça yüksek olduğunu anlatan Dr. Gencoğlu, şöyle devam etti:
“Taş oluşumunu önlemek için hayat tarzı değişiklikleri son derece önemli bir rol oynar. Hızlı beslenmekten uzak durmak, bol sıvı tüketmek ve egzersize ağırlık vermek gibi bir takım önlemler ‘önleyici değişiklikler’ olarak sayılabilir. Bunların yanında doktor kontrolünde gerçekleştirilecek bazı ilaç tedavileri de söz konusu olur. Eşit aralıklı sağlık kontrolü ile erken tanı önem taşır.”
Böbrek taşı olan kişilerin özellikle yaz aylarında bol su tüketmeleri, çay, kahve, kola gibi içecekleri azaltmaları, tuz tüketimini kısıtlamaları, düzenli egzersiz ve spor yapmaları, ani kilo kayıplarından kaçınmaları gerektiğini belirten Op. Dr. Gencoğlu, “Yaşam ve beslenme tarzında birkaç değişiklik yaparak yeni taş oluşma riski azaltılabilir. Lif içeren besinler ve faydalı etkileri nedeniyle sebze, meyve tüketmek gerekir. Ancak okzalat bakımından zengin olan sebze ve meyvelerden (ıspanak, kakao, çay yaprakları, ceviz, buğday kepeği) sakınmak gerekir. Alınan kalsiyum miktarı, bu yönde önerilerde bulunmak için güçlü bir neden olmadıkça sınırlanmalıdır. Bol sıvı tüketimi yapılmalıdır. Kalsiyumlu gıdalar, çilek ve kuruyemiş taş yapar bilgisi yanlıştır. Kişide taş oluşumu genetiktir ve her tür yiyecek taş yapabilir. Önlemi bol sıvı tüketmekten geçmektedir. Çok su içmek böbrekleri yorar bilgisi de yanlıştır, böbreklerin vücuda giren suya göre sıvıyı ayarlama yetenekleri oldukça yüksektir. Bu nedenle fazla sıvı böbreği yormaz. İnsan tek böbrekle yaşayamaz söylentisi de yanlıştır. Tek böbrekle sorunsuz 100 yıl yaşamak bile mümkündür. Böyle binlerce hasta vardır. Böbreği etkileyecek bir hastalık olmadığı sürece (yüksek tansiyon, diyabet, taş, vb.) tek böbrekle yaşamakta sorun yoktur” diye konuştu.
Böbrek taşı düşürmede taşın boyutunun önemli olduğunu aktaran Gencoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“5 milimetrenin altındaki taşlar kendiliğinden düşebilir. Bol su ve hareket taşların düşmesine yardımcı olur. Üreter kanallarını genişletici ilaç tedavisi ile taş düşürmek mümkün. 5 milimetre üstü taşları da operasyon yolu ile düşürülmektedir. 6 milimetre üstündeki taşlar müdahale ile düşürülür. 4-6 milimetre arasındaki taşların bazıları kendiliğinden, bazıları da müdahale ile düşer. 4 milimetre altındaki taşlar ise kendiliğinden düşer. Bazı bitkiler böbrekleri çalıştırdığı için taşın düşürülmesinde etkili olurlar. Tabi 4 milimetrenin altındaki taşlar için geçerli. Önerim ise, hastaların doktorlarına danışmadan böyle bir şey yapmamaları. Her bitki faydalı olmayabilir, aksine zararı bile dokunur. Araştırmalarda limon suyunun bazı taşların meydana gelmesini engellediği tespit edilmiştir. Limonatadaki sitrat böbrek taşına karşı etkili olmaktadır. Bu nedenle sıvı gereksiniminin bir bölümü limonata şeklinde alınabilir.”
Ameliyat riskleri
Op. Dr. Gencoğlu, böbrek taşı operasyonlarında bazı risklerin de bulunduğunu aktararak konuşmasını şöyle sonlandırdı:
“Risksiz ameliyat diye bir şey yoktur. Açık ve kapalı böbrek taşı ameliyatlarının riskleri birbiri ile aynıdır. Kanama en sık rastlanan komplikasyondur. Yapılan çalışmalarda kan vermeyi gerektirecek kadar kanama olma ihtimali yüzde 1 ile yüzde 10 arasında bulunmuştur. Her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatta da enfeksiyon ihtimali vardır. Bu riski en aza indirmek için ameliyat öncesinde idrarda mikrop varlığını araştırmak ve ameliyat sırasında önleyici (profilaktik) antibiyotik başlamak gerekir. Çok nadir olarak bu ameliyat sırasında böbreğe giriş işlemi röntgen cihazı ile ’kör’ olarak yapıldığı için barsak ve çevre organ yaralanması görülebilir. Özellikle çok zayıf hastalarda bu risk daha fazladır. Hem tanı hem de tedavi yöntemlerinde yenilikler devam etmektedir. Bu konuda en büyük katkı tıbbi mühendislik gelişmesidir.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner192