Bu haber kez okundu.

Psikiyatrik Açıdan Futbolda Ve Sporda Şiddet
Türkiye Psikiyatri Derneğinin 20. yıllık toplantısı ve Klinik Eğitim Sempozyumu İzmir’de Psikiyatri uzmanı ve asistanlarının katılımıyla gerçekleşti.
Toplantıda ele alınan Spor ve Psikiyatri Kesişimi konulu panele konuşmacı olarak Psikiyatrist Prof. Dr. Orhan Doğan, Psikiyatrist Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney ve Psikiyatrist Dr. Emre Tan katıldı. Konuşmacılar Psikiyatrik açıdan spor, futbol, şiddet ve sporculardaki psikiyatrik bozukluklar ele aldı.
Psikiyatrist Prof. Dr. Orhan Doğan, ”Spor psikolojisi daha çok performansı artırma stratejileri ve teknikleriyle ilgiliyken, spor psikiyatrisi sporcularda görülen psikiyatrik belirtiler ve bozuklukların nedenlerinin ortaya konması ve tedavisiyle ilgilidir. Sporcularda; toplumun her kesiminde gözüken ve tedavi gerektiren depresyon, kaygı bozuklukları, kişilik sorunları gibi psikiyatrik bozukluklar saptanabilir. Bunların dışında sporculara özgü, sürantrenman, tükenmişlik, uyarılmışlık bozuklukları (yarışma öncesi durum, start tembelliği, start telaşı), sporcu anoreksiyası (anorexia athletica), kadın sporcu üçlüsü (enerji elde etme, menstrual işlev, kemik mineral yoğunluğu arasındaki karşılıklı ilişki), aşırı yapanlar üçlüsü (yeme bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, egzersiz bağımlılığı) ve doping tedavi gerektiren sorunlardır. Sporcunun psikiyatrik tedavilerinde, bilgilendirme, hastayı tedavi konusunda cesaretlendirme, ilaç tedavileri(doping özelliği olmayan ilaçlarla), bireysel ve grup terapileri kullanılmaktadır. Sporcuların psikiyatrik yardımı kabul etmemeleri tedavide karşılaşılan en önemli engeldir” dedi.
Psikiyatrist Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu ise “Fiziksel aktivitelerle stres, kaygı ve depresyon düzeyi arasında ters orantılı; benlik ve kendilik algısı ile doğru orantılı bir ilişki olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Düzenli spor yapan ergenlerin anne-babaları ile daha az çatışma yaşadığı, daha az depresif belirti ve madde kullanımı tarif ettiği, akademik başarılarının ortalamanın üstünde olduğu bildirilmiştir. Spor yapanlar, çevreleriyle daha uyumlu hale gelirler. Sporla birlikte kaygı, gerilim ve depresyonda azalma, kendine güvende artış olduğu bildirilmektedir. Orta derecede klinik depresyon tedavisinde sporun etkileri geleneksel psikoterapi ve psikolojik danışma teknikleri ile boy ölçüşebilecek gibidir. Spor özellikle nörotik depresyon için bir tedavi şekli olarak öngörülmektedir. Spor psikiyatrik hastalıklarda düşük maliyetli tedavi edici bir unsur olarak başarıyla kullanılabilir. Saldırganlık, öfke ve kıskançlık gibi duyguları kontrol etmek ve toplumca geçerli sayılan bir biçimde üzerilerindeki duygusal enerjiden kurtulmak spor sayesinde oluşur" diye konuştu.
Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney de konuşmasında, “Spor psikiyatrisi gelişmekte olan bir alandır. Psikiyatrinin prensiplerinin ve uygulamalarının, spor dünyasına uyarlanması olarak tanımlanabilir. Sporcunun ruh halinin performansı üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu haliyle, sporcunun ruhsal problemleri mutlaka tedavi edilmelidir. Bununla birlikte; uygulanacak tedavinin sporcunun performansını düşürmemesi de gereklidir. Sporcunun, özel yaşantısı, ailesi, takım arkadaşları, antrenör/koç, spor direktörü, kulüp yöneticileri, federasyon yetkilileri, sağlık ekibi, seyirciler, medya ve sponsorlarla ilişkisi önemlidir. Bu ilişkiler onun başarısını olumlu yönde katkı sağlayabildiği gibi, zaman zaman da onun ruhsal durumunu ve doğal olarak performansını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Spor psikiyatrisi bütün bu sorunlarla ilgilenmektedir. Sporcular psikiyatriste gitmekte zorlanmaktadırlar. Takım içerisinde, kulüp içinde, antrenör/koç gözünde, medyada sorunlu kişi gibi gözükmek istemezler. Oysaki psikiyatrik sorun nedeniyle takımdan ve spordan uzaklaşmak, maddi ve manevi kayıplar sıkça gördüğümüz sorunlardır" ifadelerine yer verdi.
Psikiyatrist Dr. Emre Tan, “Futbol sadece bir oyun değildir lakin hayatın kendisi de değildir. Takımıyla özdeşim kuran, bir nevi onunla kendini var eden birey, takımının başarılarıyla kendi yetersizliklerini hem örtmekte, hem de hiçbir zaman ulaşamayacağı başarılara takımı aracılığıyla ulaşabilmektedir. Yani narsisistik tatmin sağlamaktadır. Aynı zamanda küme düşen, kaybeden ve istenileni veremeyen takımını, yağmurda çamurda tüm maddi imkânsızlıklarına rağmen desteklemeye devam eden, yani tüm bu çileleri barındırması, sado-mazoşistik unsurları bakımından da; evet, futbol bir aşktır. Futboldaki şiddeti, sadece statlara indirgemek yanlış ve eksik olur. Birey ve toplumun genelini ilgilendiren ve tam da bunların her birinden türeyen sosyal bir neden sonuç ilişkisi içinde şiddeti ele almamız gerekir. İnsan olmanın, birey olmanın ve kültüre düşmenin olmazsa olmazı özdeşim kurmak ve yenilgiyi makul hale çevirebilmekte yatar. Bunu başarabildiğinde belki şiddet sonlanmasa da azalabilir. İnsanların özdeşim kurma gereksinmelerini, sistemin neden olduğu öfkeyi sorgulamadan sporu, taraftarlığı, futbolu kötülemek en kolaycı yaklaşımdır. Asıl sorgulanması gerekenleri konuşabilmek için ve insanı anlayabilmek için spor psikolojisi kıymetli bir araç olarak bizi beklemektedir. Sürekli ortak yanlarını kaybeden, kutuplaşan toplumda beklide spor-futbol bu birlikteliği inşa edeceğimiz nadir adalardan birini de oluşturabilir.” diye konuştu.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161