Demek ki hastaya, düşküne istenilince yer veriliyormuş.

Pazartesi günü Prostat Kanseri teşhisi konulan ve aynı zamanda hastalığı da çok çabuk ilerleyen 65 yaşındaki Hüsnü Çalışkan’ı, hastanelerde köşe kapmaca oynayıp bir türlü tedavisine başlanamadığını, içim acıyarak köşeme taşımıştım.

Hüsnü ağabeyin yaşadığı sıkıntıdan dolayı, Bursa Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Rüstem Aşkın hocamızı göreve çağırmış, hocamızdan kanser mikrobunun ablukası altında çaresizlik içinde olan Hüsnü Çalışkan’a yardımcı olmasını istemiştim.

Pazartesi sabahı mesai başlar başlamaz Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği’nde görevli olan tüm personel adeta seferberlik ilan ederek, Hüsnü Çalışkan’ı yaşadığı acıya bir an önce son verebilmek için çırpınıp durdular.

Buradan yola çıkarak acılar çeken, hayalleri suya düşmek üzere olan Hüsnü Çalışkan’la yakından ilgilenen Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Rüstem Aşkın hocama, tüm hasta yakınları ve şifa bekleyen hastalar adına da şükranlarımı sunuyorum.

Aynı zamanda, Genel Sekreterlik özel kalem müdürü Uğur Bölükbaşı ve diğer ekibe de hassas davranıp, hassasiyet gösterdikleri için teşekkür ediyorum.

Biz, şehrimizde yaşayan yurttaşlarımızın, hemşerilerimizin yaşadığı sıkıntıları gündeme getirmeye devam edeceğiz. Bunu da, hem kadim şehir Bursa için hem de, medeniyet iddiasında bulunanların elini güçlendirmek adına yapmaya devam edeceğiz.

Çünkü insan varsa devlet var, insan yoksa veya yere düşmüşse, devlet olsa ne olmasa ne…

Bir kez daha Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dk. Rüstem Aşkın hocama teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

 ***

 

TEKNOLOJİNİN PRANGALI MAHKUMLARI!

 

Artık mutluluğun resmini tablolarda görüyoruz. Özellikle ülkemizin şehirlerinde bir yerde otururken, ayaktayken, toplu taşıma araçlarında seyahat edenlerin kahir ekseriyeti, cep telefonunun prangalı mahkûmu olmuş durumda.

Durum böyle olunca da…

Gazete ve kitap okuyana rastlamak neredeyse mümkün değil.

Herkesin başı öne eğilmiş, teknolojinin kollarında can çekişiyor!

Durum öyle vahim bir hale gelmiş ki, gelin bir hatırlatma yaparak acınacak halimiz karşısında elimiz kolumuz nasıl bağlı oturduğumuza bir göz atalım.

***

Zengin bir işadamı, yaz tatilinde çocuğunu bir Anadolu köyüne gönderir. Böylece çocuk hem yaz tatilini geçirecek hem de buradaki insanların ne kadar zor şartlar altında yaşadıklarını görerek kendi ailesinin içinde bulunduğu refah ortamını fark edecektir.

Tatil bittikten sonra baba çocuğunu almak üzere köye gider. Çocuğuyla birlikte şehre dönerken yolda tatilin nasıl geçtiğini sorar.

Çocuk ise gayet memnun bir şekilde babasına teşekkür eder ve şöyle der: “Bu tatil sayesinde bizim aslında ne kadar fakir olduğumuzu anladım. Bizim bir tane tripleks evimiz var, onların ise kocaman köyleri var. Bizim bahçemiz var, onların dağları, ovaları var. Bizim havuzumuz var, onların nehirleri ve gölleri. Burada hem çok eğlendim hem de çok şeyler öğrendim.”

Aslından bu olay, modern insanın çelişkisini çok iyi anlatıyor.

Müthiş çelişkiler yaşıyoruz. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı.

Atomun derinlerine indik. Uzayı keşfettik. Tıp alanındaki gelişmeler sayesinde insan ömrü uzadı. Fakat buna rağmen sağlıklı ve mutlu olduğumuz söylenemez.

Ulaşım ve iletişim teknolojisi sayesinde dünya küçüldü ama öte yandan insanı yalnızlaştırdık ve değersizleştirdik.

Oysa bizim medeniyetimizde ve diğer kadim medeniyetlerde insan her şeyiyle muhteremdi. Hümanizm diyerek insan sözde kâinatın merkezine oturtuldu.

Ama insanın her şeyi metalaştı ve sömürüldü, oysa lafta insan her şeyin merkezinde. Fakat fiiliyatta her geçen gün insan biraz daha zavallı duruma düşüyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.