Her yıl bu ülkenin şehirlerinde farklı etkinlikler, festivaller yapılır.

Bayramı, seyranı, acısı, hastası, azıcık gülenin, ağlayanının bir türlü eksilmediği yerlerde, semtlerde…

Parası çok olanın seveni, borcu olanların ise ötekileştirildiği şehirlerinde sürekli dramatik olayların yaşandığı, karton toplayıp ailesinin geçimini sağlamak için iki tekerleği olan el arabasıyla çöpleri karıştıranların azalacağına arttığı, cep telefonuyla oynamaktan, çocuklarıyla vakit geçirmeyi düşünemeyenlerin zirve yaptığı bir ülke oldu burası!

Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, etkinliklerin her yıl unutulmadan yapıldığı ama hastanelerinde hastalara yatak olmadığı için geri çevirenlerin etkin tutumlarının devam ettiğine de şahitlik ettiğimiz; bir türlü eskimez eskiliklerimiz, eskiye özentimiz vardır bizim, Naci!

***

Bilenler bilir, Bursa Kamu Hastaneleri Genel Sekreteri Prof. Dr. Rüstem Aşkın hocamız, kurumun başına geldiği günden beri farklı adımlar atılıyor, her gün yeni bir bakışla, telaşla halka hizmet götürülmeye çalışılıyor.

Ancak, şehrimizdeki hastanelerde bazı sıkıntılar, buralarda görev yapan bazı mübareklerin sorumsuzluğu ve birtakım yetersizliklerden ötürü hastalar ve hasta yakınları hayal kırıklığına uğramaya devam ediyor.

İşte o sıkıntıyı, hayal kırıklığını derinden yaşayan bir aile ve reisi…

***

Adı Hüsnü, soyadı Çalışkan… 65 yaşında.

Sayıları azalan ustalardan birisi,  ekmek parasını baba mesleği olan yorgancılıktan kazanıyordu, hazır yorganlar çıkınca meslek de elinden uçup gitti, Hüsnü ağabeyin

Dört evladından üçü hayatta, birini 14 yıl önce gencecik yaşında toprağa koydu, o gün bugündür evlat acısıyla yüreği kavrulup duruyor.

Belki de, çektiği evlat acısı onun vücudunu hırpaladı, kahredici hastalığın ablukasına girdi.

Parası, pulu yoktu ama neşesi vardı; o neşeyi de…

Kendisine umut vermesi gereken hekimlerce, umudu tabuta çivilendi Hüsnü Çalışkan’ın.

İdrar yolunda yaşadığı sıkıntıdan dolayı yaklaşık 20 gün önce Muradiye’de bulunan Devlet Hastanesi’ne giden Hüsnü Çalışkan’a doktorlar, Prostat Kanseri olduğunu ailesine fısıldamışlar; üzücü, kahredici raporu ellerine tutuşturmuşlar.

Memleket hastanesinde teşhisi koyan doktor, hastalığın çok hızlı bir şekilde ilerlediğini, Hüsnü ağabeye acilen müdahale edilmesi gerektiğini yakınlarına iletilmiş.

Ancak, doktor ameliyatın büyük ve ciddi olduğunu, bu hastanenin yetersiz olmasından dolayı hastayı Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk etmeyi doğru bulmuş, düşünmüş…

Tıp Fakültesine hanımı ile birlikte giden Hüsnü Çalışkan’a burada yapılan tetkikler sonucunda aynı teşhis konulmuş.  Ama, hem ameliyata hem de tomografi çekimi için 1 ay sonraya gün verilmiş ne yazık ki!

Hastalığı raporlarında çok hızlı ilerleyen bir hastaya bir ay sonraya ameliyat ve tomografi günü… Asil olanın, oy verenin, hürmeti, saygıyı, ilgi görmeyi çok özleyenlerin ama bir türlü özlemlerinin sona ermediği bir durum bu.

Kuru temizlemecilere verilen eşyalar bile 2 günde teslim ediliyor ama acil ameliyat edilmesi gereken hastaya bir ay sonra gel deniyor.

Çünkü ağa değil, paşa değil.

***

Bu arada, Hüsnü ağabeyin durumu her geçen gün kötüye gidiyor, psikolojisi bozuluyor.

Bu durumda sorumlu kim?

Fakültede doktorlar, ücret farkı çıkacağını söyleyince, Hüsnü Çalışkan ve hanımı soluğu Devlet hastanesi doktorunun tavsiyesi ile Şevket Yılmaz’da alıyor.

Şevket Yılmaz Hastanesi’nde görevli doktor da yaptığı kontroller sonucunda Hüsnü ağabeyin durumunun çok ciddi olduğunu, kanserin vücudu esir almaya başladığını usulünce yakınlarına belirtmiş.

Tabi, hastanede yer, yatak olmadığı kibarca söylenip, Hüsnü ağabey, kaderiyle baş başa bırakılmış.

Şimdi sormak istiyorum, koskoca Bursa’da çaresizlik içinde kıvranan bir hastayı ameliyat edecek hastane, hastasına müdahale edecek bir doktor yok mu?

Durumu, yakınlarına “Her geçen gün kötüye gidiyor” diyerek bilgiler verilen bir hasta, kanser denilen düşmanla nasıl baş başa bırakılır?

Acaba, Hüsnü ağabey bürokratın, vekilin, patronun yakını olsaydı böyle mi davranılırdı?

Bu ülkede üzülenler, hastane kapılarından döndürülenler, hep sıvasız hanelerde oturanlar mı olacak?

Sizler de biliyorsunuz ki, kuru kuruya medeniyet iddiası insana huzur vermiyor.

Medeniyet geldiğinde, insanların yüzü güldüğünde; halk medeniyete kavuşuyor, vicdanlar rahatlıyor.

Örnek vermek gerekirse, alın size Hz. Peygamber’in kansız bir şekilde doyduğu ve doğduğu şehri yani Mekke’yi geri alması, oralara ışık saçması.

Ben biliyorum ki siz, “Ölenle ölünmüyor” diyenlerden değilsiniz; yürekleri diriltmek için bu yolda yürüyensiniz.

Hüsnü Çalışkan, çalışacak durumda değil Rüstem hocam; kanser hastası olduğu için kanser haftası etkinliklerini de düşünecek, bilecek durumda hiç değil.

Sadece azıcık merhamete, şefkate, kendisini ameliyat edecek yerimiz var diyenlere ihtiyacı var, Rüstem Aşkın hocam

Bitirirken…

Ben inanıyorum ve biliyorum ki, Rüstem hocamızın kocaman yüreği, bazı aksaklıkların ve aksiliklerin üstesinden gelecek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Murat Sevinç 11 ay önce

Tebrikler çok etkileyici olmuş...