Gazetemizin gündem buluşmaları kapsamında Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof Dr Yusuf Ulcay ile bir araya gelmiş ve ben de 21 Şubat 2018 tarihinde “Rektör Ulcay’ın karnesi” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Piyasayı bilen, sanayiyi tanıyan, mühendis kökenli bir profesörün rektör olarak atanmasından dolayı yazılarımda kendisine hep destek verdim. Uludağ Üniversitesi’nde ilk kez tıpçıların dışında bir rektör görev almıştı ve ben bunu çok önemsemiştim. Bu adeta bir devrin sonu ve yepyeni bir dönemin başlangıcıydı.  

Benim için hayal kırıklığı oldu

Maalesef Rektör Ulcay, benim ondan beklediğim çizginin (belki de ben gereğinden fazla önem atfettim) çok altında kaldı. Sanayi üniversite işbirliği hayata geçirilecek diye beklerken rektörlük adeta BTSO’nun bir yan kuruluşu gibi konumlandı. Rektörün bazı danışmanları bile BTSO tarafından gönderildi. BTSO’daki başarısızlıkları ortada olan aynı ekip bir de rektörün yanına monte edildi ve Yusuf Hoca hep yanlış yönlendirildi.

Benim görebildiğim kadarıyla da Rektör Ulcay’ın vatandaşla irtibatı kesildi.

Vaatler hayata geçirilmedi

Geçen yazımda: “Üniversitenin tıp camiası dışından atanan ilk rektörünün neler yaptığını detaylıca konuştuk. Mühendis olan Ulcay, kendisini atayanların ne kadar doğru bir karar verdiğini de bugüne kadar yaptığı icraatlarla ispatladı” demiştim çünkü Yusuf Hoca özellikle tıp fakültesinde yaşanan sorunlarla ilgili sorularıma karşılık, ‘neredeyse hepsinin çözüldüğünü, kalanların da yakın zamanda çözüleceğini’ söylemişti.

Geçen akşam bir arkadaşımı ziyarete gittiğim tıp fakültesinde değişen hiçbir şeyin olmadığını gördüm. Demek ki, hocanın anlattıklarını yeterli görüp yazmam da benim hatammış.      

Acil servis bölgesindeki park sorunu yıllar önce nasılsa halen daha aynı. Üstelik bu sefer otoparkın üst bölümünü öğretim görevlilerine ayırmışlar ve bomboş duruyor. Hastasını getiren ya da ziyarete gelen insanları düşünen yok. Otoparkın hemen yanında kocaman bir alan helikopter pisti olarak duruyor.

Hocanın bize aylar önce söylediği gibi acile arka taraftan bir giriş kapısı falan da açılmamış. Oysa ki, hastanenin arka tarafında devasa bir otopark alanı var. Bir kapı açmak sanırım bu kadar zor olmamalı. Ayrıca öncelik öğretim görevlisi araçlarına değil vatandaşlara verilmeli. Hastane personeli geldiğinde aracı mesai bitimine kadar orada duruyor ancak vatandaşlar sürekli giriş çıkış yapıyor.

Tıp fakültesi çok önemli

Üniversitenin halka temas eden en önemli birimi tıp fakültesi ancak burada işler yolunda gitmiyor. Mesai bitimine yarım saat kala hastayı eksi bilmem kaçıncı kattaki mr odasında bırakıp ‘benim mesai saatim bitti’ diyerek giden personel de var. Gecenin bir yarısı hasta yakınlarının eline bir dünya malzeme listesi tutuşturulup ‘git bunları al’ diyen bir uygulama da var. Herkesin arabası var mı, cebinde parası var mı, şehir dışından gelip yol yordam bilmeyen var mı? Diye soran yok. 

Şehir dışından gelen hasta yakınları tıp fakültesi civarındaki otların üstünde sabahlıyorlar. Bu devirde bu görüntüler hiç bize yakışıyor mu?

Üniversitenin yıllık bütçesi (tıp fakültesi hariç) 517 milyon TL. Yıllık 300 milyon TL de hastanenin bütçesi var. Devletin araştırma projelerine sağladığı kaynaklarla birlikte bütçenin toplamı yıllık 1 milyar TL'yi buluyor. Bu kadar büyük bütçelerle bu cüzi sayılacak hizmetler neden yapılamıyor?

Üniversitenin öncelikleri

Eğer bütçe imkânları yetmiyorsa, Rektör Bey bence büyük cami projesi yerine hasta yakınlarını rahat ettirecek bir misafirhane için hayırseverlerden para toplasaydı çok daha fazla sevaba girerdi. Üstelik mevcut camiye bir minare eklenip, yetersiz kalıyorsa da yanlara doğru büyütme çalışmaları yapılabilirdi.

Rektör ilk geldiğinde de Nilüfer Belediyesi’nin öğrencilere dağıttığı çorbaya müdahil olmuş ve Büyükşehir Belediyesi’nden katkı alarak çorbayı kendisi dağıtmıştı. Bu konuyla ilgili bir yazım üzerine beni arayarak açıklama yapan Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in görüşlerini yazdığım için de bana kızarak, beni sosyal medya hesaplarında silip engellemişti. Ona göre Bozbey’in görüşlerini yazmamalıymışım! Bir gazeteciye sunduğu gerekçe de buydu.

Tüm bunlara rağmen güzel şeyler olacağını bekleyerek Yusuf Hoca’ya hep destek verdim ama bugün artık yanıldığımı anlıyor ve sizlerden özür diliyorum. Umarım yine bir dost olarak uyarı amaçlı yazdığım bu yazıdan sayın rektör istifade eder. Bir rektörün çayla, çorbayla anılması da benim kabahatim değil herhalde.

15 Temmuz

Bugün, göğsümüzü siper ederek milletçe hain darbe girişimini engelleyişimizin ikinci yıldönümünü idrak ediyoruz. Hiç hamaset yapmadan ve süslü cümleler kurmadan sadece bir şey talep ediyorum. Ne olur artık mahkemelerimizde millet vicdanını kanatan kararlar alınmasın. Sabaha kadar millete ateş eden hainler beraat ettirilip bir de Harbiye Marşı söyleyerek aramıza karışmasın. FETÖ’nün tabanından ziyade tavanına balyozlar indirilsin. Gerekiyorsa o pisliklere yurt dışında zamanında Asala’ya yapılanlar yapılsın ve bu milletin yüreğindeki ateşe biraz da olsa su serpilsin. Hepsinden önemlisi de, bazı yalak tayfanın bu gibi günleri sömürmesine artık izin verilmesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246