Bu haber kez okundu.

BM Özel Raportörü Kaye Ankara’da
ANKARA (İHA) – Ankara’da bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü David Kaye, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de kaygıları, endişeleri görecek ve hızlıca ülkede ifade özgürlüğüne geri dönüşü sağlayacak ve sadece ifade özgürlüğünün ve düşünce özgürlüğünün korunmasını değil aynı zamanda güçlendirilmesini de sağlayacak" dedi.
Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda İnsan Hakları Konseyi’ne sunmak üzere bir rapor hazırlamak için Türkiye’ye gelen BM Özel Raportörü Kaye, ön sonuçları ve gözlemlerini paylaşmak üzere BM Binası’nda basın toplantısı düzenledi. Kaye, bir gazetecinin, "Türkiye’de Anayasa değişikliğine ilişkin tartışmalar var. Aslında sistem değişikliğine yönelik tartışmalar. Parlamenter sistem işlemez durumda, başkanlık sistemi düşünülüyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Eğer Türkiye Anayasayı değiştirirse ve başkanlık sistemine geçecek olursa daha fazla özgürlük mü gelir halka, daha fazla insan hakları mı korunur, yoksa daha büyük zorluklar mı teşkil eder?" sorusu üzerine, "Biz aslında Anayasa değişiklikleri konusu, yani başkanlık sistemi için önerilen Anayasa değişikliklerini ele almadık, bunu değerlendirmedik. Benim görev alanıma giren ve bu ziyaretin konusunu oluşturan ifade özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü konularını aldık. Dolayısıyla başkanlık sistemine geçiş olasılığı üzerinde herhangi bir değerlendirme yapmadık ama bağlamdan bağımsız olarak kurallar aslında aynı. Türkiye sadece Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne taraf değil, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de tarafı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önüne getirilen davalarında aktif bir şekilde yer alan bir ülke. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi, Avrupa insan hakları hukukunu Türk hukukuna entegre etmiş olmaktan büyük mutluluk duyuyorlar, bunu gördük. Dolayısıyla başkanlık sistemine geçilse bile, sistem değişikliği olsa bile bu hukuk hala Türkiye’yi bağlıyor olacaktır" cevabını verdi.
Sonuçlara ulaşırken tek başına değil, Avrupa’dan gelen meslektaşlarının da tutuklu gazeteciler, Terörle Mücadele Mevzuatı, medya ve basın kuruluşlarının kapatılması, internete erişimin engellenmesi konusunda benzer görüşlere sahip olduğuna vurgu yapan Kaye, "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Basın Özgürlüğü Temsilcisi, aynı zamanda Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Komiseri ve geçen hafta komisyonun yayımlamış olduğu rapor, bu konulardan ve bu sorunlardan bahsediyor. Dolayısıyla umuyorum ki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de bu kaygıları, endişeleri görecek ve hızlıca ülkede ifade özgürlüğüne geri dönüşü sağlayacak ve sadece ifade özgürlüğünün ve düşünce özgürlüğünün korunmasını değil aynı zamanda güçlendirilmesini de sağlayacak. Bu konular zaten başkanlık sisteminin yanı sıra bundan bağımsız olarak da ele alınması gereken sorunlar" diye konuştu.
Tutuklu olan Cumhuriyet gazetesi çalışanlarına ziyaret
Bir gazetecinin, "Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Aslı Erdoğan ile görüşmenize Adalet Bakanlığı tarafından izin verilmediğini söylemiştiniz, herhangi bir gerekçe sunuldu mu? Görüşmenize izin verilmeyen başka isimler oldu mu? Tutuklu siyasilerle görüştünüz mü?" soruları üzerine Kaye, "Bize herhangi bir gerekçe bildirilmedi, neden izin verilmediği ile ilgili gerekçeler söylenmedi. Ahmet Altan, Mehmet Altan, Aslı Erdoğan, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Turhan Güney, Musa Kart ve Güray Tekin ile görüşemedik. Necmiye Alpay’la görüşebildik Bakırköy Cezaevi’nde ve aynı zamanda beş kişi ile de görüştük, çoğu Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışan gazetecilerdi. Hakan Karasinir, Bülent Utku, Güray Tekinöz, Mustafa Kemal Güngör ve Öder Çelik’le görüşebildik. Bizim için gazetecileri ziyaret etmek birkaç sebepten dolayı çok önemliydi. En önemlisi de neden tutuklandıklarını öğrenebilmek, nasıl tutuklandıklarını öğrenebilmek ve tutukluluk koşullarını görebilmekti. Bizim ziyaret edebildiğimiz tüm gazetecilerin sağlıklarının iyi olduğunu görmekten çok mutlu oldum, ilk gözaltına alındıkları anı anlattılar bize. İlk başta avukata erişim sağlayamadıklarını söylediler, şu anda da avukatlarına erişimleri sınırlı. Ben sadece Silivri’de gördüklerimizden bahsediyorum. Kağıt ve kaleme erişimleri sınırlı, ailelerine erişimleri sınırlı, kitaba erişimleri sınırlı. Cezaevi müdürü ve savcı gerçekten zaman ayırıp oradaki koşulları bize açıkladı ama yine de bizim gördüğümüz tutuklu kişiler çok ciddi kısıtlamalara tabiler. Bilgiye erişim ve meşru sebeplerden dolayı tutuklu olma hakları açısından büyük kısıtlamalara tabiler. Aynı zamanda tutukluluk gerekçelerini nasıl gördüklerini anlayabilmek için de onları görmek istedik. Hayret, şaşkınlık ve acı içinde olduklarını söyleyebilirim tutuklu oldukları için. Genel anlamda gazetecilerle dayanışmamızı da gösterebilmek için bu ziyareti yapmak istedik, bu beş gazeteciyi görebildik sadece. Beş kişiye dayanışma duygularımızı iletebildik ve Türkiye’de tutuklu olan tüm gazeteciler, yazarlar ve 15 Temmuz’dan önce tutuklanmış olan bu kişilerle olan tüm dayanışmamızı da ifade etmek isterim" ifadelerini kullandı.
"Bu ayın sonunda İşkencenin Önlenmesi Özel Raportörü de Türkiye’ye gelecek"
Ziyaretin zamanlaması ile ilgili bilgi isteyen bir gazetecinin sorusu üzerine ise Kaye, şunları kaydetti:
"Öncelikle bizim bir ülkeyi ziyaret edebilmemiz için davet edilmemiz gerekiyor. Bir davet talebinde bulunuyoruz, ifade özgürlüğü ile ilgili durum birkaç yıldır kaygı verici durumda, yeni bir şey değil ama Temmuz’dan bu yana hızlanmış durumda bu sorunlu süreç ama daha öncesinde de sorunlar vardı. Geçen yıl Cenevre’deki Türkiye Daimi Büyükelçiliği ile de temasa geçmiştik, bir ziyarette bulunmuştuk. Aslında oradaki temsilcilik çok açıktı bu ziyarete de, dolayısıyla geçen Şubat’ta böyle bir ziyaret planladık. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti aslında BM mekanizmalarıyla her zaman işbirliği ruhu içerisinde çalışıyor, bunu inkar etmek mümkün değil. Yani hükümet hem beni davet etti hem de devlet yetkilileri ile yapacağım tüm görüşmeleri organize etti. Mahkemelerle, bakanlıklarla, Meclis, İnsan Hakları Soruşturma Komisyonu ile yapacağım görüşmeleri organize etti. Bence hükümet tarafının da bu anlamda yaptıklarını anlatmak gerekiyor, umuyorum ki yaptığım açıklamada da hükümetin karşı karşıya kaldığı tehdidi anlamış olduğumu ifade edebildim. Diğer raportörler, diğer insan hakları gözlemcileri de Türkiye’ye geliyor. Bu ayın sonunda İşkencenin Önlenmesi Özel Raportörü de Türkiye’ye gelecek ve benim görevim bağlamında normalde bir cezaevi ziyareti yapmak normal bir prosedür değil ama İşkencenin Önlenmesi Raportörünün yapacağı misyon sırasında cezaevi ziyaretleri de olacak. Dolayısıyla bu tür ziyaretler devam ediyor ve bu ziyaretleri Türkiye’ye yapmak mümkün ama yine de durumun ciddi olduğunu ve 150’den fazla gazetecinin tutuklu olmasının bu durumun kötü olduğuna yönelik yeterli gösterge olduğunu söylemem gerekiyor. Bir de tabii akademisyenlerin topluca işten çıkarılmaları sorunu var."
Verdiği mesajla terörizmin gözardı edildiği anlamında algılanmamasını umduğunu ifade eden Kaye, hükümetin meşru gerekçeleri olabileceğini, bu gerekçelere göre hareket ederken yine de hukuka gereklilik ve orantılılık ilkelerine göre hareket etmesi gerektiğini söyledi.
"Resmi nihai raporun hazırlanma sürecinde de hükümetle etkileşim halinde olmaya devam edeceğiz"
"Ayrıntılı raporunuz önümüzdeki yıl bahar ayında hazırlanmış olacak, sonraki adım ne? Hükümete 6 başlıkta çağrıda bulundunuz ama eğer hükümet BM’yi, sizi dinlemeyecek, özel raportörün önerilerini dikkate almayacak olursa OHAL altında yaşayan Türk halkı için bundan sonrası ne olacak?" soruları üzerine Kaye, "Bu konuda sadece ben değil, Avrupa Konseyi, AB, AGİT ve diğer tüm uluslararası kuruluşlar bu sürece eğiliyorlar. Hem Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hem de Türk halkı için bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve düşünce özgürlüğünün mevcudiyeti aslında çok önemli fayda taşıyan unsurlar. Biz bundan sonraki aşamada hükümetle resmi dokümanı paylaşacağız. İlk gözlemlerimizi içeren özet rapor hükümetle paylaşılacak, hükümet bize kendi görüşlerini iletecek bu metin üzerinden ve sonra resmi nihai raporun hazırlanma sürecinde de hükümetle etkileşim halinde olmaya devam edeceğiz. Bizim yapacağımız bu ama gerek Türkiye içerisinde, gerek dışarısında bundan sonrası diğer aktörlerin de yapması gereken şeyler barındırıyor" şeklinde konuştu.
Bir insan hakları gözlemcisi olduğunu hatırlatan Kaye, "Herhangi belli bir eylem için lobi faaliyetinde bulunmak benim görevim değil. Ben sadece değerlendirmelerimi, bir ülkede neler olduğuna dair gözlemlerimi paylaşıyor ve hazırlıyorum. Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi 19. madde kapsamında ve ciddi kısıtlamaların olduğu saptamasını yapıyoruz. Bu noktada, bu saptamanın üzerine diğer aktörlerin devreye girmesi gerekiyor ve aslında çok sık gördüğümüz sorunlardan biri de, insanların kendilerine uygulanan kısıtlamalara, bunlar ister idari karar, işten çıkarılma, devlet memuriyeti ve akademiden çıkarılma olsun ister başka türlü kısıtlamalar olsun buna itiraz etme şansları çok sınırlı. Özellikle tutuklular için de bu düşünülmeli. Bu yaşanan son aylardaki neticelere karşı itiraz, temyiz mekanizmalarının daha etkin kullanılması, kullanıma sunulması gerekiyor. Gerek yargı, gerek hükümet bu anlamda tedbirler alabilirler. Mesela bin 900’ü aşkın hakaret davası var Cumhurbaşkanlığı makamınca açılan. Bunun devam etmesi gerekmiyor mesela" değerlendirmelerinde bulundu.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.