Bu haber kez okundu.

Bahçeli: "AKP’nin anayasa hazırlık metni tarafımıza resmen iletilmiştir"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "AKP’nin anayasa hazırlık metni tarafımıza resmen iletilmiştir. Parti olarak, söz konusu metin üzerindeki çalışmalarımızı çok dikkatli, çok detaylı ve kılı kırk yaran bir değerlendirmeyle yapıyoruz" dedi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB Komisyonunun hazırladığı ve aday ülkelerle ilgili yıllık değerlendirmeye yer verilen İlerleme Raporları yayımlandığını hatırlatarak, "Bu kapsamda 102 sayfalık Türkiye İlerleme Raporu da kamuoyuna yansımıştır. Özellikle altını çizmek istiyorum ki, hukukun üstünlüğü ve temel haklara ilişkin bazı düzenlemelerin Avrupa standartlarına uygun olmadığı ifade edilmektedir. HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasının endişe verici bir konu olduğu vurgulanmakla birlikte, Güneydoğu’daki gelişmelerin Türkiye’nin karşı karşıya olduğu başlıca sıkıntılardan biri olduğu kaydedilmiştir. İlerleme Raporu, yine tarafgir şekilde kaleme alınarak, Güneydoğu’daki sözde sorunun ancak siyasi süreç yoluyla çözülebileceğine temas etmiştir. Avrupa zihniyetinin aklı hala çözüm sürecinde kalmıştır. Köprünün altından çok sular aksa da, AB buna ayak uyduramamış, klasik ve şablon ezberlerinden kopamamıştır. İlerleme Raporu’nda; yargı bağımsızlığı konusundaki kötüleşmeye, ifade özgürlüğündeki gerilemeye dikkat çekilmiş; gazetecilerin tutuklanması, çok sayıda medya kuruluşunun kapatılması eleştirilmiştir" diye konuştu.
"Türkiye’nin buna evet demesi, normal karşılaması her şeyden önce dökülen şehit kanlarına haksızlık ve nankörlüktür"
Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:
"İlerleme Raporu’nu hazırlayanlar lütfetmişler ve Türkiye’nin terör eylemleri karşısında kendini savunma hakkı olduğunu kabul etmişler, ancak buna da bir kısıt getirilmesini dayatarak orantılı olması gerektiğini talep etmişlerdir. Şu işe bakınız ki, Türkiye’nin Terörle Mücadele Kanunun kapsam ve tanımı bakımından Avrupa müktesebatı ile uyumlu olmadığı ve uygulanmasının ciddi kaygılara yol açtığı iddia edilmiştir. Yani zımnen Terörle Mücadele Kanunun tadil veya tasfiye edilmesi istenmiştir. Ülkemizin beka mücadelesi verdiği böyle bir zamanda, AB’nin terörle mücadelemizi engelleme çabaları ahlaken ve hukuken oldukça sorunludur. Vize serbestisi sağlanabilmesi için Terörle Mücadele Kanununda değişiklik yapılması dahil eksik 7 kriter tespiti yapanların, kim ya da kimlerin değirmenine su taşıdığı belli ve ortadadır. Açıkça, serbest dolaşım için terörle mücadeleden taviz verelim istiyorlar. Kim istiyor, PKK’nın Brüksel lobisi, hangi vasıtayla istiyor; İlerleme Raporu’yla. Türkiye’nin buna evet demesi, normal karşılaması her şeyden önce dökülen şehit kanlarına haksızlık ve nankörlüktür. Avrupa’nın terörle mücadele sürecini desteklemek yerine kösteklemesi AB’ye üyelik serüvenimizin nasıl çıkmaza sürüklendiğinin de en açık delilidir. AB yöneticilerinin müzakereleri askıya alma tehditlerini bu çerçevede ele almak lazımdır. Bununla bire bir ilgili olması sebebiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Belarus dönüşü uçakta gündeme getirdiği düşünceleri bize göre anlamlı ve üzerinde durulacak düzeydedir. Şöyle diyor Sayın Erdoğan: ’Eğer bizi istemiyorlarsa açıkça söylesinler. Bize yapılanlara karşı ilanihaye sabredemeyiz. Nasıl İngiltere halka gittiyse biz de halkımıza sorarız. Milletimiz ne derse onu yaparız.’ Cumhurbaşkanı benzer düşüncelerini dün de dillendirmiştir. Elbette AB’nin sistematik gözdağlarına eyvallah edecek halimiz yoktur. Millet sözün sahibidir, müracaat halinde vereceği her karar kesin hükümdür ve herkes için bağlayıcıdır. Şayet AB süreci uzayacak, müzakereler sudan bahanelerle kesintiye uğrayıp kızağa alınacaksa, Türkiye’nin milli onurunu savunmak, milletin hükmü şahsiyetini omuzlamak her vatanseverin görevi olmalıdır. AB, seçeneksiz ve mecbur olduğumuz bir oluşum değildir. Türkiye, başkent Ankara merkezli bir bölge ve dünya perspektifiyle, gerekirse kendi yağında kavrulacak, gerekirse kendi ayakları üstünde duracak, sonuç itibariyle kimseye el avuç açmayacaktır. Bu güç Türkiye’de vardır. Bu kudret Türk milletinin öz ve kök değerlerinde paha biçilmez bir cevher gibi durmaktadır. Yeter ki görmesini bilelim. Türkiye Cumhuriyeti’nin, yarım asra yaklaşan AB sürecinde tenkide uğrayıp aşağılanmadığı tek bir günü olmamıştır. Bu reva mıdır, hak mıdır, adalet midir? Onurlu birliktelik yerine, onursuz ve omurgasız bir üyelik için sürekli zorlanmamız, sürekli tavize itilmemiz milli gerçek ve emanetlerle bağdaşmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine Brüksel’e tezgah açan, burayı mesken tutan, milli kimliğimize derin bir nefret duyan malum ve makus siyasi elit değil, bizzat Türk milleti Ankara’dan karar verecektir. Biz kâra değil, ara bakarız. Biz milli kaderimizi ipotekli bir kazanca hiçbir zaman değişmeyiz. Biz Türkiye’yiz, büyük ve yenilmez Türk milletiyiz. Türkiye’yi ekonomik yaptırımla tehdit eden Avrupa Parlamentosu Başkanı’na da bu hakikatleri hatırlatıyor, haddini ve hududunu bilmeye bu vesileyle davet ediyoruz."
"Kıbrıs müzakerelerinin bam teli şüphesiz topraktır"
AB İlerleme Raporu’nda, Kıbrıs konusuna da değinildiğini, bununla ilgili değerlendirmelere beklendiği üzere yer verildiğini söyleyen Bahçeli, "Türkiye’nin Kıbrıs’ta bir çözümün bulunmasına yönelik görüşmeleri desteklediğinden hareketle, Ankara’nın bu konudaki taahhüdü ve bağlılığının hayati önemini koruduğu dile getirilmiştir. Kıbrıs’ta çözüm olarak neyin ima ve işaret edildiği henüz karanlıktadır. KKTC Cumhurbaşkanı ile Rum kesimi lideri arasında belirli aralıklarla görüşmeler yapılmaktadır. Ama görüşmelerin muhtevası sır gibi saklanmaktadır. Biz bu zincirleme görüşmeleri dikkatle takip ediyoruz. Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler gözetiminde, İsviçre’nin Mont Pelerini kasabasında beş gün boyunca devam eden müzakerelerden de herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Rum kesimi liderinin önerisiyle ara verilen görüşmelerin 20 Kasım’da bu kez Cenevre’de tekrar başlayacağı duyurulmuştur. KKTC Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarından, İsviçre’deki görüşmelerin ilk iki gününde dört başlığın ele alındığı ve önemli ilerlemeler kaydedildiği, diğer günlerde ise toprak konularına yoğunlaşıldığı anlaşılmaktadır. İzleyen süreç içerisinde, planlanan beşli konferans toplanarak Kıbrıs konusunda güvenlik ve garantiler boyutuyla bir uzlaşma aranacaktır. Kıbrıs Rum tarafı toprak konusunu mülkiyet başlığıyla, Türk tarafı ise garantiler/güvenlik başlığıyla ele almaktadır. Rum hükümet sözcüsü, Cenevre’de hedefin toprak konusundaki kriterleri sonuçlandırmak ve bunu harita üzerine taşımak olduğunu açıklamıştır. Bahse konu kriterlerin ise ne olduğunu, neleri kapsadığını bilen yoktur. Kıbrıs müzakerelerinin bam teli şüphesiz topraktır. Toprak ise vatandır, namustur, pazarlık konusu yapılamayacaktır. Bu milli ilkenin Kıbrıs Türklüğünün vazgeçilmezi olduğunu bilmek, görmek ve teyit etmek şarttır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ’garanti anlaşmalarına dokundurmam’ demesine rağmen, Rumların harita-toprak hususunda esneklik göstermeleri halinde, Türkiye’nin de beşli konferans zemininde Yunanistan’la konuşabileceğini söylemesi dikkat çekicidir. Anlaşılan odur ki, harita konusunda muhtemel bir anlaşma olursa, garantiler konusu gözden geçirilebilecektir. AKP’nin Kıbrıs’tan sorumlu Başbakan Yardımcısı, Türkiye olarak nereye kadar taviz vereceklerini bildiklerini ifade etmiştir. Kıbrıs’ta Güzelyurt konusunda nasıl bir yol izleneceği, Karpaz’ın durumunun ne olacağı belirsizdir. Adadaki askeri varlığımızın geleceği ise esrarını korumaktadır" ifadelerini kullandı.
"Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır"
Kıbrıs müzakerelerinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılmasının acil ve önemli olduğunu vurgulayan Devlet Bahçeli, "Ancak sırf çözüm olsun diye de, tavizlerle Türk vatanını terk etmek, tarihsel hak ve çıkarlarımızdan bir çırpıda ayrılmak yanlıştır, skandaldır, bunu tasvibimiz imkansızdır. Kıbrıs’taki Türk toplumunun aleyhine, kazanımlarını sekteye uğratacak, egemenlik haklarını hiçe sayacak herhangi bir anlaşma veya uzlaşmanın milletimiz nezdinde itibar ve inandırıcılığı olmayacaktır. Kıbrıs’ta barış ve istikrarın sağlanması adına tek yanlı ve fren tutmayan tavizlerin, Türklerin hayat alanlarını daraltacağı, vatan bildiği topraklarından koparacağı, Akdeniz’den uzaklaştıracağı kesindir. Bu itibarla, KKTC Cumhurbaşkanı’nın Rum tarafına neleri vaat edip etmediği, çözüm diye sunulan reçeteyle hezimetin Kıbrıs Türklüğüne musallat olup olmayacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. Gizli kapaklı yapılan müzakerelerin ne getirip ne götüreceğini öğrenmek Türk milletinin, Kıbrıs Türklüğünün en tabii hakkıdır. Çünkü her şey dönüp dolaşıp toprak ya da mülkiyet meselesine dayanmaktadır. Özellikle Rum tarafının toprak ve garantiler konularındaki taleplerinin belli ölçülerde karşılanması halinde, adada federal devlet çatısı altında; 4 yıl Rum, 2 yıl da Türk tarafının başkanlık yapmasıyla ilgili mutabakat arayışları olduğu iddia edilmektedir. KKTC’nin vereceği toprak var mıdır? Varsa nerelerdir? Tüm dikkatlerin çevrildiği Güzelyurt ve Karpaz gözden çıkarılmış mıdır? Çıkarıldıysa ya da özel statülü olması düşünülüyorsa, buradaki Türk varlığı ne olacaktır? Planlanan geçiş sürecinde adaya uluslararası bir gücün konuşlanmasıyla Türk askerinin akıbeti ne olacaktır? Deniyor ki, pazarlık pozisyonları çözümü engellemesin. Unutulmasın ki, Kıbrıs Türklüğü Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ve KKTC Türk vatanıdır. Telaşla çözüm olsun diyenler, Kıbrıs’ın tapusunu karambole getirip devrederlerse bunun hesabını veremezler, şehitlerimize, yıllardır Kıbrıs davasını şeref bilenlere bunu asla anlatamazlar. KKTC Cumhurbaşkanı tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu iyi bilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kıbrıs müzakerelerini yakından izleyecek, gerekli notlarını alarak milletiyle paylaşacak, demokratik müdahalelerini yapacaktır. Ve her zaman diyeceğiz ki, Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır. Enosis emellerine Türklüğün vicdan ve cesaretiyle, kudret ve asırlık mirasıyla direnecek ve de teslim olmayacağız" açıklamasında bulundu.
"Amerika Birleşik Devletleri, yönetimdeki değişimin göz ardı edileceği sıradan bir ülke değildir"
8 Kasım 2016 Salı günü ABD’nin son yılların en kayda değer, en tartışmalı demokrasi imtihanına sahne olduğuna değinen Bahçeli, şunları kaydetti:
"Demokratik mekanizmalar ilke ve kurallarıyla işleyerek yeni başkan sandıktan çıkmıştır. 20 Ocak 2017’de Beyaz Saraya oturacak ABD’nin 45’inci başkanı tüm bahisçileri, siyasi teorisyenleri, uzman yorumcuları, adeta ABD’yi yeniden keşfe çıkmış yeni yetme kaşifleri ters köşeye yatırmış, herkesi şaşırtmıştır. Ve kader ağlarını örmüş, Trump başkan seçilmiştir. Bunda aslında şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim ABD halkı saygı duyulması gereken hür iradesiyle başkanını belirlemiştir. Buna demokratik olgunluk ve sağduyuyla yaklaşım esas olmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri, yönetimdeki değişimin göz ardı edileceği sıradan bir ülke değildir. Yaklaşık yüzyıldır stratejik denklemleri değiştiren, ekonomik ve teknolojik gücüyle yerküreyi çok yakından ilgilendiren önemli bir ülkedir. Dikkat edilmesinde ve izlenmesinde mutlaka yarar ve zorunluluk vardır. Ancak, bu ülkedeki başkanlık değişimini, kendi vatandaşlarından bile daha çok önemseyen, daha fazla sevinen veya üzülen ve gereğinden fazla anlam ve sonuç yükleyen çevrelerin mevcudiyeti kaygı vericidir. İçine düştüğümüz ’aydın bunalımının’ ve ’derin aşağılık kompleksinin’ en tipik örneklerinden birisi ABD seçim sürecinde ortaya çıkmıştır. Seçimden bir gün önce, ’Yüzde 99 Hillary’ manşeti atan gazeteler sandığı peşinen açmış, kazanan-kaybeden tasnifini çoktan yapmışlardı. 8 Kasım günü Türk medyası seçimin galibini erkenden belirlemiş, hükmü çabucak vermişti. Hatırlarsanız, ’Hilary Cilinton Başkan Gibi’ manşetleri atıldı. ’Anketlere Göre Cilinton Trump’tan Bir Adım Önde’, diyenler erken sevinç turuna çıktı. ’İlk Kadın Başkana Doğru’, tahminleri gazete sütunlarını doldurdu. Sonuç olarak, içimizdeki Clinton lobisinin çok istemesine, bölücü ve terör mihraklarının çok dilemesine rağmen Trump ipi göğüsledi ve ABD’nin bundan sonraki dört yılına mührünü vurdu. Doğal olarak Bayan Clinton’ın seçilememesi, ona umut ve gelecek bağlayanları, onunla bir siyasi tasarım umanları sukutu hayale uğratmakla kalmadı, alayını birden şok etmiştir. Trump’ın -Amerika’yı yeniden büyük güç yapacağım- sloganı geniş toplum kesimleri tarafından tutuldu, onay gördü. Seçmenlerin öfke ve korkularını harekete geçirip, bunun üzerinden kutuplaştırıcı bir dille siyaset ve ideoloji üretimi ABD’nin siyasi dinamiklerini oldukça etkilemiş ve farklı bir kulvara taşımıştır. Sosyal ve ekonomik tepkiler siyasal bir kimlik kazanmıştır. Trump’ın sert üslubunun aleyhine olacağını düşünenler yanılmıştır. Dışlayıcı tutumunun, yabancılara, göçmenlere, Müslümanlara şaşı ve sorunlu bakışının dezavantaj olduğunu ileri sürenlerin tahminleri boşa çıkmıştır. Nihayetinde Trump’sız bir ABD hayali kuranlar sandığa sıkışmış kalmıştır."
"Bizim için ABD Başkanının kim olduğu önemsizdir. Bu ABD’lilerin kendi iç meselesidir"
"Bizim için ABD Başkanının kim olduğu önemsizdir. Bu ABD’lilerin kendi iç meselesidir" diyen Bahçeli, "Önemli olan ve üzerinde durduğumuz püf nokta, bu ülkeye başkanlık edecek şahsın nasıl bir siyaset izleyeceği, küresel sorunları kaldırabilecek vasıf ve birikiminin olup olmadığıdır. Trump’ın Ortadoğu’ya bakışı kadar, yıpranan Türkiye-ABD ilişkilerine katacağı anlam, getireceği yeni yorum bundan sonrası için bölgesel ve küresel dinamiklere doğal olarak tesir edecektir. Biz Trump’ın seçilmesiyle estirilen kötümserlik rüzgarına veya iyimser beklentilere ihtiyatla yaklaşıyoruz. Ve de İslamofobi’yi diri tutan açıklamalarını esef verici buluyoruz. Obama ve seleflerinden ağzımız yandığından, Trump’ın düşünce ve mesajlarını üfleyerek değerlendiriyoruz. 2008’de Obama’nın seçilmesiyle, Amerika’nın ’ırkçılığı aştığını’ sıranın Türkiye’ye geldiğini söyleyenlerden, bunun siyahlardan ziyade bütün ’beyazların zaferi’ olduğunu ifade edenlere, Obama’nın seçilmesiyle dünyanın artık ’rahatladığını’ belirtenlerden, ’değişimin’ bir devrim geçirdiğini açıklayanlara; Asırlık ’Amerikan rüyası’nın gerçekleştiğini yazarak alkışlayanlardan, yeni başkanın ’hepimizin bir yansıması’ olduğunu belirtenlere kadar pek çok sayıda övgü seslendirilmişti. Ne var ki Obama’nın geride kalan sekiz yılı beklentileri karşılamadığı gibi, özellikle İslam alemine savaş ve huzursuzluk olarak faturalandırılmıştır. Diğer yandan Trump’ın seçilmesiyle ABD’de yükselen protesto dalgası, sokaklara dökülen göstericiler okyanus ötesinin toplumsal patlama ve kriz girdabının kıyısında olduğuna da işaret etmektedir. Örtülü ırk çatışmalarının tehlikeli şekilde yeniden ısındığı görülmektedir. Ayrıca göçmenlerin sınır dışı edilmeleriyle ilgili politik arayış ve adımlar sosyal sıkıntı ve karmaşayı tırmandırabilecektir. ABD’deki demokratik normalleşmenin zamanla gerçekleşeceğini, çıkan olaylar nedeniyle, başta Orta Doğu olmak üzere, karışıklık yaşayan diğer coğrafyalar temelinde bu ülkenin empati yapmasının zaruri olduğu inancındayım. Trump’a insan şeklinde molotof diyenlerle mağduriyetlerinin sözcüsü görenler kutuplaşmış bir ülke fotoğrafının iki ucunu temsil etmektedir" değerlendirmesinde bulundu.
"Bizim yeni Başkandan arzumuz, ilk olarak FETÖ’yle mücadelede Türkiye’ye destek vermesi, Pensilvanya’daki haini derhal, önşartsız ülkemize iadesidir"
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bizim yeni Başkandan arzumuz, ilk olarak FETÖ’yle mücadelede Türkiye’ye destek vermesi, Pensilvanya’daki haini derhal, önşartsız ülkemize iadesidir. İkinci olarak, Ortadoğu’da terör örgütleriyle kurulan sakat ilişkilerden vazgeçerek egemen devletlerin toprak ve insan bütünlüğüne saygı ve riayet göstermesidir. Üçüncü olarak da, Türkiye-ABD ilişkilerinin karşılıklı hak ve çıkarlar bağlamında gözetilerek yeni baştan güçlendirilmesine samimi ve gizli gündemsiz olarak katkı sunmasıdır. Berlin Duvarı 9 Kasım 1989 yılında yıkılmıştı. Yeni duvarlar örmenin, inanç ve kültürler arasına yeni bariyerler inşa etmenin küresel huzur ve gelişmeye hizmet etmeyeceğini herkesin anlaması gerekmektedir. İşbirliği dinamikleri dürüstçe canlı tutulduğu müddetçe insanlık daha iyiye, daha güzele, daha refaha, adaletli paylaşıma muhakkak surette ulaşacaktır. Bizim Amerikan rüyasından beklentimiz, buna dair herhangi bir merakımız yoktur. Bir rüyamız varsa o da Türk-İslam rüyasıdır ve de Türklüğün küresel güç noktasına çıkma ülküsü yegane kaynak ve kıvancımızdır. Büyüklük, kaynaşma, hoşgörü ve hakkaniyet ruhunu binlerce kilometre uzağa bakarak görmek yerine; geçmişimizde, kutlu tarihimizde bulmamız, ilaveten Türk milletinin yüce gönlüne girmemiz bizlere eşsiz ve parlak bir istikbal için şevk verecektir."
"Türk milliyetçileri olarak Türk milletinin geçmişini düşündüğümüz kadar geleceğini de planlamalıyız"
14 Kasım 1944 tarihinin Ahıska Türklüğü için kara bir gün olduğunu kaydeden Bahçeli, "Stalin zulmü onbinlerce soydaşımızı vagonlara doldurup sürgüne, ölüme, açlığa, sefalete göndermişti. İnsanlığın gözü önünde Türklük işkence görmüş, katledilmiş, yerinden yurdundan edilmişti. 13 Kasım 1944’te Ahıska’nın Uravel Köyünden 13 yaşında sürgüne gönderilen Ahmet Naymanoğlu’nun şu dizeleri yaşanan acıları adeta satırlara dökmüştür: ’Bindokuzyüzkırkdördüncü senesi, elimin elinden kesildi sesi, Ahıska’nın çıktı ahır nefesi, Koç ayında, (yani Kasım ayında), kılındı cenazesi.’ Türk milletinin farklı coğrafyalarda milyonlarca nefer ve ferdi vardır. Çok şükür ne ölmekle biteriz, ne de kırılmakla tükeniriz. Biliriz ki, adamak kolay, ödemek güçtür. Ve adağımızın gereğini gerekirse canımızla yaparız. Türk milliyetçileri olarak Türk milletinin geçmişini düşündüğümüz kadar geleceğini de planlamalıyız. Türklüğün binbir güçlükle yaşayıp ızdırap çektiği coğrafyaları hafızalarımızdan çıkarmadan önümüze bakmalı, son yurdumuzu korkusuzca savunmalıyız. Başkaları düşünmüyor, sorumluluk almıyormuş, bu bizi ilgilendirmeyecektir. Fedakarlıksa istenen, sonuna kadar biz varız. Cesaretse aranan, el hak biz buradayız" dedi.
"Anayasa konusunda inisiyatif almamız, fiili dağınıklık ve çarpıklığı çözme irademiz; biliniz ki, yalnızca Türkiye ve Türk milletinin geleceğini kurtarmak içindir"
"Anayasa konusunda inisiyatif almamız, fiili dağınıklık ve çarpıklığı çözme irademiz; biliniz ki, yalnızca Türkiye ve Türk milletinin geleceğini kurtarmak içindir" ifadesini kullanan Bahçeli, "Hukuksuz bir devlet olmaz. Hukuk yoksa demokrasi ve devlet askıda ve raftadır. Türkiye’nin adım adım feci akıbete doğru ilerlemesini istemiyorsak devreye girmeli, tedbir almalıyız. Uzlaşalım, konuşalım, ülke ve millet için çıkar bir yol bulalım. Türk milletinin muhtemel acı ve kayıplarına ortak akıl ve milli bir şuurla engel olalım, dahası olmak zorundayız. Bizim meselemiz, kimin ne olacağı değildir. Bizim meselemiz, kimin hangi makam ve statüye kavuşmayı hedeflediği hiç değildir. Bildiğiniz gibi, geçen hafta, Başbakan Binali Yıldırım ile yaptığımız görüşme verimli geçmiştir. Bizimle paylaştıkları anayasa değişikliği konusundaki düşüncelerini makul ve müspet bulduğumuzu açıklamıştım. Biz bir yol gösteriyoruz, milletimizin ağrıyan başına şifa olalım istiyoruz ve yaklaşan tehlikeleri hissedip şimdiden öngörüyoruz. 15 Temmuz’dan sonra bambaşka bir Türkiye vardır. Ağa girdikten sonra aklı başına gelen balık gibi olmayalım, iş işten geçtikten sonra ah vah etmeyelim, nitekim bugünden, henüz vakit varken Türkiye’nin önünü açalım. Anayasa değişikliğiyle ilgili çalışmalar sonlandıktan sonra, gerekirse milletimizden görüş almaktan çekinmeyelim, bundan korkmayalım. Türk milliyetçileri, 1944 Ahıska Türklüğünün acılarını hala yüreklerinde duymaktadır. Kırım’dan Hocalı’ya, Türkmenelinden Doğu Türkistan’a, Belene Kampından, Balkan Dağlarından Sibirya bozkırlarına ve Ortadoğu’ya kadar nerede milletimizin bir evladı varsa derdiyle dertlenmek, sevdalarıyla sevinmek bize has, bize yakışan bir asalettir. Çünkü biz tarihe, ecdada, şehitlere karşı sorumluyuz, duyarlıyız, Türklüğün nerede olursa olsun, tekrar felaketlere batmaması için mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız. Son yurdumuzun üzerinde kara ve kabus bulutları dolaşıyor. Bunu görmek durumundayız. Devlet çarkı ağır aksak dönüyor, yönetimdeki fiili sakatlık bir tek kişiyi sivriltmekle kalmıyor, geleceğimizi de rehin altına alıyor. Türk milleti 15 Temmuz FETÖ kalkışması gibi rezil bir ihanete nadir şahit olmuştur. Gayemiz bu tip düşmanlıkların tekrarına mani olmaktır. İstiklalimiz, iktidar ve imtiyaz kaybetme korkusuyla değil, kucaklaşma, dayanışma, ortak değer ve milli gerçeklerde buluşmayla teminat altına alınacaktır. Bu nedenle, Türk siyaseti ucuz hesap yapmadan, çatışma ve çekişmeye kapılmadan Türkiye’nin ana meselelerine çözüm getirmeye mecburdur. Boş çuvalın ayakta durmayacağını, böyle gelse de, böyle gitmeyeceğini herkes anlamalıdır" şeklinde konuştu.
"AKP’nin anayasa hazırlık metni tarafımıza resmen iletilmiştir"
Milliyetçi Hareket Partisi’nin, daha önce açıkladığı anayasal kapsamdaki kırmızı çizgilerine, ilke ve esaslarına bağlı olmak şartıyla, milleti ve ülkesi için her olumlu, her anlamlı teşebbüse çoktan hazır olduğunu belirten Bahçeli, "Aklımıza geleni işlemiyoruz, her ağacı taşlamıyoruz; yalnızca Türkiye rahatlasın, huzur bulsun, devlet ebed müddet ruhu yaşasın diyoruz. AKP’nin anayasa hazırlık metni tarafımıza resmen iletilmiştir. Parti olarak, söz konusu metin üzerindeki çalışmalarımızı çok dikkatli, çok detaylı ve kılı kırk yaran bir değerlendirmeyle yapıyoruz. Katıldığımız ve katılmadığımız maddeleri tek tek belirliyoruz. Ardından partiler arasında kurulacak bir komisyonda üzerinde mutabık kaldığımız değişiklik önerilerini süratle ve en kısa sürede Meclis Genel Kurulu’na getirmeyi umuyor ve bunu amaçlıyoruz. Sonrası TBMM’nin ve milletimizin muazzam iradesine kalmıştır. Bu süreçte CHP naz etmemeli, kapris yapmamalı, geri durmamalıdır. Başbakan’a kapıları açıksa, ki öyle söylüyorlar, teklifi bir de biz görelim diyorlarsa, buyursunlar, kafa kafaya verelim, el ele, omuz omuza, gönül gönüle fiili açmazı giderelim, milletimizin sorunlarına beraberce eğilelim. Gelin Türkiye’yi kamburlarından birlikte kurtaralım. Gelin Türk milletinin asıl gündemine odaklanmak için karşımızdaki engelleri birer birer yıkalım, barikatları teker teker aşalım. İstersek, önyargısız bir araya gelirsek başaracağımızdan katiyen şüphem yoktur. Sözlerime son verirken hepinizi bir kez daha en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum" dedi.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.