Geçtiğimiz günlerde Dr. Pasi’nin Finlandiya modelini ele aldığı PİSA programından bahsederken PİSA sonuçlarının aralıkta açıklanacağını ve o gün geldiğinde PİSA sürecine daha fazla değineceğimi belirtmiştim. Sanırım o gün geldi. 2018 PİSA sonuçları açıklandı.

Açık söylemeliyim kamuoyunda beklediğim yankıyı uyandırmadı. Nispeten daha başarılı bir senaryo ortaya koyduğumuzdan mıdır nedir bilinmez, nerede o eski PİSA’lar dedirten bir süreç yaşandı sanki. Eskisine nazaran ulusal basında da yerel basında da daha az yer aldı.

PİSA OECD tarafından katılımcı ülkelerin eğitim durumlarını ölçmek için gerçekleştirilen uluslararası bir eğitim faaliyeti. Anadilde okuryazarlık, matematik okuryazarlığı ve fen bilgisi okuryazarlığı alanlarında öğrencilerin öğrenme süreçlerini inceleyen bir organizasyon. Buraya kadar olan kısmı hepimizin her türlü platformda bulduğu, ulaştığı PİSA tanımı. Sizce OECD neden kendisine böyle bir amaç tayin etmiş olabilir? Durum tamamen ülkelerin eğitim seviyelerini görmelerine olanak sağlamak ve kendilerini nasıl geliştirebilecekleri konusunda raporlar hazırlamak olabilir mi? Bana bu kadar iyi niyetli olabilecekmiş gibi gelmiyor açıkçası.

Ölçme değerlendirme araçlarının yordama dediğimiz bir özelliği vardır. Halk arasında da ,el yordamıyla bir şeyler yapmak, şeklinde cümle içinde kullanılır bu terim. Kısaca şöyle değerlendirilebilir; yordama, elde olan kısıtlı bilgi ışığında elde olmayanları tahmin etme becerisidir. Geleceği bilimsel veya istatistiksel yöntemlerle tahmin etme süreci olarak değerlendirebileceğimiz yordama ölçme değerlendirme araçlarının olmazsa olmaz bir parçasıdır. Ölçme değerlendirme faaliyetlerinde yordama geçerliği olarak yer alan bu kavram uygulanan envanterin geleceği tahmin gücü ile alakalıdır. Bunun üzerinde özellikle duruyorum çünkü PİSA yordama geçerliği çok yüksek bir sınav. Zira sınav öncesinde öğrencilere sorulan onlarca anket sorusu var. Öğrencilerin öğrenme alışkanlıklarından tutun çalışma ortamlarının fiziki yapısına kadar. Hem öğrencilerin sorulara verdiği yanıtlar hem de bu anket verileri değerlendirilerek ülkelerin 15- 20 yıl sonrasında ne durumda olacağını tahmin etmek mümkün olmakta. Bu sınav sonuçlarını bir röntgen sonucu gibi bir kan tahlili sonucu gibi değerlendirdiğimizde sonuçları herkesle paylaşmak ne kadar sağlıklı acaba diye düşünmeden edemiyorum. İçimden bir ses OECD’nin yukarda söylediğim kadar iyi niyetli olmasının pek mümkün olmadığını söylüyor. Biraz komplo teorisini andırsa da olaya bir de bu açıdan bakmak konusunda yarar olduğunu düşünüyorum. Hal böyle olsa da her geçen dönemde uygulamada katılımcı ülke sayısının biraz daha arttığını görüyoruz. O halde bu uygulamaya kan tahlili nazarı ile bakan bir tek benim sanırım. Hayır, tabi ki değilim. Devletlerin en temel görevleri arasında vatandaşına kaliteli bir eğitim sunmak yer alıyor. İşte bu nedenledir ki muhalefet görevini üstlenmiş olan siyasi kadrolar iktidar kadrolarının eğitim konusundaki durumunu yakından görebilmek adına daha istekli oldukları için ya da iktidar kadroları uygulamadan çekilmek istemeleri halinde sert bir muhalefetle karşılaştıkları için uygulama katılımcı bulmak konusunda sıkıntı yaşamıyor.

Bütün bunlar ışığında eğitim süreçlerinin nasıl ölçülmesi gerektiği fikrini siz değerli okurlarıma bırakıyorum.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner193

banner246

banner254