Pencereden bakınca sadece pencerenin açısındakileri görür insan.

Ne çoğunu ne eksiğini. Pencere nereye bakıyorsa o kadarını.

En büyük yanılgıya da burada düşer işte.

Çünkü pencereden görünen asla bütünü ifade etmez.

Tabii burada pencerenin nereye açıldığı konusu da çok önemlidir.

Örneğin ilk bakışta görülen yoldan geçen lüks ve lüks ötesi araçlar ise algı derhal ‘’memlekette zengin amma da çok, arabalara bak birader’’ oluverir.

Oysa ülkemizde 2018'de satılan tüm otomobillerin yaklaşık yüzde 97’si 1600 cc altı ve sadece yüzde 3'ü 1600 cc üstü. Son dört yılda da bu istatistik geçerli.

Pencereden görülen o Alman, İngiliz, Amerikan, Fransız markalı cakalı otomobillere sahip olanlar sadece Belçika standartlarında yaşayan yüzde 2’ye ait.

Eğer pencere bu yüzde ikinin binde birinin yaşadığı bir kentte ise, ilk bakışta onlardan bir kaçını görmek çok doğal.

Yok; pencere canti canti adlar taşıyan AVM’lere ya da marketlere bakıyorsa durum yine aynı.

Oralardaki kalabalıklarda pencerenin görüş alanına sığanlar kadar. Örneğin yurt genelinde sayıları beş yüzü zorlayan AVM’lerden ülkemizin 20 kentinde yok.

Dolayısı ile o kentlerde pencereden bakanlar diğer kentlerde ki AVM’leri görüp ‘’Bide para yok diyorlar; baksana AVM’lere tıklım tıklım ‘’cümlesini kuramıyorlar. Yani millet akın akın AVM peşinde filan değil. Orada da aynı kural geçerli standardın üzerinde kazananlar tercih ediyorlar bu merkezleri.

Pencerenin görüş alanı içerisinde banka şubeleri varsa kapılarından giren çıkanı gördükçe ‘’Millette para gani; bankalarda bi kuyruk bi kuyruk sorma’’cümlesini kurmadan önce şu istatistiğe bir göz atmak gerek; ‘’Hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı, 2018 itibariyle bir önceki yıla göre 27 bin 45 kişi artarak 166 bin 25’e yükselmiş. Yani 166 bin milyonerimiz var ve milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 78 milyar 734 milyon liraya çıkmış. 2017 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 909 milyar 979 milyon lira seviyesinde bulunuyormuş. Milyoner başına düşen ortalama mevduat da 6 milyon 497 bin lira olarak hesaplanmış.

Eğer pencereden kişi başı milli geliri de görmek isterseniz yarı belinize kadar sarkmanız gerekecek.

Ama gördüğünüzle başınızın dönmesi ve aşağıya düşmeniz kuvvetle muhtemel; amman dikkat.

Alın size bir istatistik daha, pencere kenarında saksılarınız varsa yanlarına koyuverin. Bakarsınız lazım olur bir gün.

Hali hazırda 18 yaş üstü 55 milyon vatandaşımızın yüzde 90'ının yani yaklaşık 50 milyonun, 97 milyon banka hesabında 400 milyar dolara yakın mevduatı varmış. Ama tabii bu paranın yüzde 90'ı nüfusun en zengin yüzde 10'unun elindeymiş. Bu arada tuzu kuru olup mevduat hesabına 250.000 lira yatırabilmiş tüccardan mirasyediye sayımız da 1 milyonun altındaymış.

Pencereyi her zaman bina penceresi gibi algılamamak lazım; sosyal medyada son derece ciddi bir pencere ve etrafa bakılabilmesi için daha geniş bir açı sunuyor.

İnsana ’’Üfff millete bak, tatiller, uçaklar, yurt dışı seyahatler, lüks restoranlar, şaşalı düğünler, eller havaya muhabbetler… Biz yaşamıyoruz birader’’mealinden cümleler kurdurup kudurtması da cabası.

Ama bu pencere de Hayli Küçük Ali’nin Karagöz Perdesi gibi; Çünkü nüfusun sadece yüzde 8'i 11 bin dolar ve üstü gelire sahipken geri kalan yüzde 92'si açlık ve yoksulluk sınırının ya tam üstünde ya da altında yaşıyormuş.10 milyondan fazla vatandaşta ancak devlet yardımı ile ayakta kalabiliyormuş.

Haa şimdi denilebilir ki bizim milli gelirimiz 2008’den bu yana 11.000 Dolar civarında. Yazdığın bu istatistik yanlış.

Evet, bu durumda 4 kişilik bir ailenin eline yılda ortalama 44.000 Dolar geçmesi gerekir. İyi de şimdide mantıksal bir terslik yok mu ortada?

Peki, 10 milyondan fazla vatandaş ancak devlet yardımıyla hayata tutunabiliyorken ve nüfusun yüzde 92'si 11.000 doların altında kazanırken ortalamamız nasıl oluyor da 11.000 dolar oluyor?   

Oluyor; oluyor çünkü ülkemiz dünya Dolar milyarderleri liginde birinciliği zorluyor. Övünmek gibi olmasın ama tam kırk Dolar milyarderimiz var bizim.

Dolar demişken pencereden görüp düşse de kalksa da ‘’Bana ne Dolardan, dolsa ne olur dolmasa ne olur’’ diyerek sallamadığımız o para birimindeki 10 kuruşluk artışın neye karşılık geldiğine de bir bakmakta fayda var;

Pencerenizden baktığınız da ne kadar ihracat, ne kadar ithalat yaptığımızı görebiliyor musunuz bilemiyorum tabi de, etten, meşrubata, sanayi atıklarından, kırtasiyeye, gübreden, buğdaydan elektronik emtiaya onlarca kalemle ilgili aldığımız ve sattığımız ürünlerin sağlaması yapıldığında toplam aldığımızın: 61.901.619.342 dolar - toplam sattığımızın: 41.184.990.859 dolar olduğu görülüyor.

Fark mı? O da 20.716.628.483 dolar, yani 94.801.230.393 TL ve ne yazık ki aleyhte.

Ez cümle; hemen hemen tüm ürünlerde 1 satıp, 2-3 alıyoruz. Sadece 2018’de aldığımız ve sattığımızın verilerine bakınca Dolarda oluşan yukarı doğru 10 kuruşluk fark 96.872.893.241 TL oluyor ki bu da ülkemizin 10 kuruşluk fark için fazladan 2.071.662.848 TL daha ödemesini gerektiriyor.

Yani demem o ki;

Pencerenin görüş alanı kısıtlı.

Görülenle sınırlı kalır, düşünüldüğü gibi sandırır.

O yüzden denilir ki,

En geniş açılı pencere okumaktır…

Sayfalarda ki pencereniz hiç kapanmasın sevgili okurlarım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246