banner262

Pek severim kendisini.

Esnaftır.

Ve yazılarımın en inatçı takipçilerinden.

Gerçi hiç birini sonuna dek okuduğunu sanmıyorum ama,sosyal medya da ki makale paylaşımlarımın hemen hepsinde bana destek olmak amacıyla tıkladığı beğendisi  vardır.

Muhtemelen bu yazıyı da okumadan beğeneceği için ondan söz ettiğimden dolayı kızmayacaktır bana.

Zaten konu da onun ile ilgili değil,

Bana sorduğu bir soru ile ilgili.

Geçen gün o bayıldığım aksanı ve elle tutulur samimiyeti ile dedi ki;

‘Abi sen her gün yazacak konuyu nereden buluyorsun?’

Muziplik olsun diye oradan buran diye yanıtladım

Kafası karıştı biraz,’yani başkaların yazıların mı yazıyorsun?’ deyiverdi.

Baktım pabuç pahalı,iş gidip intihale dolanacak oradan buradan ile neyi kasteddiğimi açıklamak zorunda kaldım.

Açıklamam onu tatmin etimi bilemiyorum ama,beni pek tatmin etmediğini itiraf etmeliyim.

Her gün gazete makalesi yazmak dışarıdan çok kolay görünse de,aslında durum hiçte öyle değil.

Hele konu seçiminde, siyasi çekişmeleri,kayıkçı kavgalarını,bir yerlere bana bakın buradayım tarzından mesaj vermeleri,tarafgir ve yağ kokmaları,had bildirip atar gider yapmaları,bir yerlere hoş görünüp,nahoş durumlara düşmeleri,ona buna çakıp çakıp nalıncı keserinin ters yüzü olmaları,ez cümle köşeyi maddi manevi köşe dönmek için sekiz köşeli yapmaları ilk yazısından itibaren yok hükümde saymış birisi için hiç hiç değil.

İşte konu sıkıntısı da tam burada başlıyor.

Bir sürü olmazın yaşandığı bir süreçte hepsinin üzerinden atlayıp okuyucuların birazcık nefes almalarını sağlayacak güzel ve iyi konuları bulup işlemek düşünülenden çok daha zor.

Gazetelere,sitelere,sosyal medyaya bir bakıverin zorluğunu siz de kabul edeceksiniz.

Her haber,her paylaşım,her yorum adeta kaktüs gibi.

Hepsinin üzerlerinde dikenleri var ve bu dikenler sürekli bir yerlerimize batarak canımızı yakıyorlar.

Hatta kanattıkları bile oluyor sık sık.

Güzellikler ise ne yazık  ki bu dikenlerin arkasında sıkışıp kalıyorlar.

Onları bulundukları yar diplerinden çıkartıp satırlara dizerek yorumlayıp paylaşmak bence bu günlerin en büyük meziyetlerinden biri.

Elbette bendeniz bu meziyete sahip değilim;

Amacım sadece bulabildiğim görebildiğim kadarı ile ‘iyi şeyler de oluyor’un içerisini doldurabilmek.

Zaman zaman hanıma sorarım;

‘‘Hayatım ben atlamış olabilirim bu gün iyi olan ne var?’’ diye.

Hiç diyecek diye ödüm patlar.

Genellikle de hiç der.

Hiç…

Ya da hiçe yakın iyi haber almayan insanların hayata dair küskünlükleri öyle ağır ki…

En az bu küskünlükleri eşinizin,dostunuzun,akrabanızın,hemşerinizin,vatandaşınızın  gözlerinden okuduğunuz kadar ağır.

Aynaya baktığınızda da kendi gözlerinizden.

Gazetecilikte iyi haber haber değildir diye bir anlayış vardır.

Haberin sansasyon yaratması gerekir diye düşünülür.

Daha doğrusu vardı ve düşünülürdü artık iyi kırklara karıştığı için kötünün bile tahtı sallanır oldu.

Olumsuzluk alenileşti doğal olarak ta sıradanlaşıp meşrulaştı.

Şehitler,Gaziler,Terör,Savaş olasılığı,Zamlar,İşşizlik,İntiharlar,Kadın ağırlıklı olmak üzere cinayetler,Yolsuzluklar,Politikacıların bitmek bilmeyen kayıkçı kavgaları,Din sömürüsü,Coronavirüs, Demoklesin kılıcı gibi başımız üzerinde sallanan deprem…

Ve irili ufaklı kulağımız,gözümüz ile yüreğimiz arasına sıkışıp bir türlü içimize sindiremediğimiz daha niceleri

Ülkenin gündemi alacakaranlık kuşağı gibi.

Bir  ııınnnııınnn gibi fon müziği eksik.

Nereye baksanız orası alev alev.

O yüzden oradan buradan dedim arkadaşıma.

İyi ki neresi orası burası diye ısrar etmedi.

Etseydi şurası demekten başka çarem kalmayacaktı.

Şurası neresiyse artık.

Aramaya devam…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner259

banner193

banner246

banner254