Hepimiz insanız, günah işlemeye müsait yaratılmışız. Hata ve kusurlarımız söz konusu… Ölmeden önce tövbe eden insanın rabbinin huzuruna günahsız olarak gideceği umulur. Ancak tövbe etmekte her insana nasip olmaz.  Neyse ki iyi kötü bir insan vefat ettiğinde ölüsüne saygılı olmak gerekir. Hayattakilere karşı görevlerimiz olduğu gibi ölülere karşıda görevlerimiz vardır.   İslam da ölü saygındır bu hususta inançlı, inançsız olması fark etmez. Ölüden şeytan bile elini çekmiştir derler.  Zaten ölü insanın arkasından konuşmak ona ne fayda sağlar ne de zarar verir.

 Bu hususta Peygamberimiz buyuruyor ki: 

 "Ölülerinizin iyiliklerini, güzelliklerini anın ve kötülüklerini sarfı nazar edin."  (Tirmizi, Ebu Davud)

"Bir arkadaşınız öldüğü zaman onu bırakın, onu gıybet edip ayıplamayın."(Ebu Davud)

  O’nun hayatına baktığımızda ve bir bütün olarak değerlendirdiğimizde bu buyruklarıyla kâfir, münafık, fasık, günahları açıktan işleyenlerini kastetmediğini gayet açık ve net bir şekilde görürüz. 

   Bugün asıl üzerinde durulması gereken mesele;  ölen insanın, hayatını İslam’la savaşarak, insanlara zulmederek geçirmişse ne yapmalı? Böylelerinin arkasından konuşurken nelere dikkat etmeli? Niyetimiz ve söylemlerimiz hangi minval ve üslup üzere olmalı. Elbette ki şunu da teslim etmek gerekir;  hangi gaye ve niyetle ve kime karşı olursa olsun sövmek, küfretmek caiz değildir.  Dinimiz İslam başkalarının sahte ilahlarına sövmeyi bile men etmiştir. Çünkü ola ki onlarda bizim ilahımıza söverler.  Zaten asıl olan zalimin hayatayken yüzüne karşı hakkı söylemektir. Bu olamayınca öldükten sonra onu takip edenlere yani onun geleneğini sürdürenlere hak ve hakikati anlatmalıyız. Örnek alınan bir zalim, İslam düşmanı biriyse O’nun arkasından konuşulması günah değil aksine gereklidir. İster iyi niyetle olsun isterse kasıtlı burada sapla samanı çoğu zaman birbirine karıştırıyoruz.

   Ebu Cehiller’in Ebu Lehebler’in, Firavun ve Nemrutlar’ın bu dünyada kalan kendilerine ait neleri var, bıraktıkları “inkar”miraslarından başka.  Kimse bunların arkasından “konuşmak günahtır” deme cesaretini kendinde bulabilir mi? Çünkü onlar toprak olmuş olsalar bile devam eden delaletleri,  kibirleri, enaniyetleri, zulümleri; hakkı inkâr eden uşakları, yollarını yol edinen takipçileri var,  olmaya da devam edecekler.  İslam dini, Ebu Cehlin cehaletini gözler önüne sermiş ki insanlar cehalet çukurunda kayıp olmasın, Ebu Leheblerin İslam düşmanlığını anlatmış ki Müslümanlar böyle bir hataya düşmesin, Firavunları anlatmış, nemrutlara işaret etmiş ki kimse ilahlık iddiasında bulunmasın. Çünkü burada hedef olan ölenin bizzat kendisi değil, temsil ettikleri batıl davalarıdır. 

      Özellikle asrımızda öyle insanlar gelip geçti ki, boynuz kulağı geçti misali, Ebu cehilleri, Ebu Lehebleri  bile aratır oldular. Şimdi şöyle düşünün, siz de hak vereceksiniz:  Bir insan ömrünü kurana, İslami değerlere küfrederek geçirmiş;  Müslüman’a “yobaz” demeyi, namaz kılana “gerici” yaftası vurmayı meziyet saymış,  kurana  “Peygamberin uydurması bir kitap” demekten dahi çekinmemiş.  Tesettürlü insanlara Iranın, Arabistan’ın yolunu göstermiş,   Kurana “günümüze cevap veremiyor” diye iftira atmış,   camilerin varlığından kuran kurslarının açılmasından kısaca din ve diyanetin her türlüsünden rahatsız olduğunu söylemekten çekinmemiş.  Netice de ölmüş, gitmiş hesap vermek üzere… Bu insanı bizzat düşmanlığını yaptığı, İslami Usullerle defnetmek için camiye, namazı kılınsın diye getirmişler.  Yani hiç uğramadığı camiye…

  İmam efendi “nasıl bilirdiniz” diye sorduğunda,  usul icabı,  peki ne diyecektiniz?  “İyi bilirdik” diyenler ve zoraki saf bağlayıp namaz kılanlar mı olacak. Böyle bir şahitlik hangi ölçü ve kriterlere göre değerlendirilecek.  “Müslüman olduğuna şahit misiniz?” dendiğinde kaç kişi Müslümanlığına şahitlik edecek, edeceklerse hesabını nasıl verecekler.  Peki, çok seven yakınları, namazı uzaktan izleyip namaza iştirak etmeseler bu çelişkiyi nasıl çözeceksiniz?

  Sonra onun mirasını devralacak durumda olanlar İslam’dan dem vuracaklar. “Ölünün arkasından konuşulması haramdır” diye ahkâm kesecekler. Yani sizden çok İslamcı olacaklar. Sizden çok dindarlığa bürünecekler.  “Bu ne perhiz bu ne lahana” demezler mi insana. Sonra bizim iyi niyetli Müslümanlar Peygamberimizin, sahabeler Ebu Cehlin arkasından konuştuklarını görünce Ebu Cehli değil, Müslüman olan oğlu İkrimenin rencide olmasını istemediğinden  “ Ebu Cehil aleyhinde konuşmanız ona zarar vermez. Ancak yaşayan tanıdıklarına zarar verir. Onları üzer. Sizleri bu sözlerden sakındırıyorum.” Sözlerini ileri sürerek onların değirmenine su taşıyacaklar.

  Peygamberimizin şu hadisi şerifleriyle bitirelim:

 “Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz”

  “Kim İslam’da iyi bir çığır açarsa açtığı çığrın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de İslam’da (müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığrın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.” (Riyazus-Salihin)

 Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251

banner193

banner246

banner254