Kim ne derse desin;

Cumhuriyet tarihinin en öğretici seçimini yaşadık.

Bazen ezberlerimiz bozuldu, bazen ağzımız açık kaldı; şaşırdık.

Kimini ‘Amaaan canım ben zaten biliyordum’ diye ciddiye almadık, kimine ‘yok canım bu kadar da olmaz’ dedik inanmadık.

Aralarında herkesin bildiği sır kıvamında olanlar da vardı, gün yüzüne yeni çıkanı da.

Her ne kadar millet olarak sürprizlere karşı şerbetliysek de, bu seçim ve süreci çoğumuza yeni bir şeyler öğretti.

Örneğin;

1 oy yeterken 14 bin oyun yetmeyebileceğini,

Bir sandığa 25 bin oyun sığabileceğini,

İktidar partisine oy vermeyenin günahlarının silinmeyeceğini ve çarpılma olasılığının yüksek olduğunu,

Seçim propagandalarında ekonomiden işsizlikten, yolsuzluktan filan söz etmenin gereksiz ve zaman kaybı sayılabileceğini,

Anadolu Ajansının YSK’nın müşterisi olmadığını dolayısı ile bu güne kadar yapılan seçimlerde yayınladığı sonuçları nereden ve kimden aldığının belli olmayabileceğini

YSK’nın da bunu hiç merak etmeyebileceğini,

Üç bin oyla iki saate kazandım denilerek afişleme yapılabileceğini buna karşın 14 bin oyla bunların yapılmasının zinhar yanlış olabileceğini,

Sağdan sola soldan sağa yukarıdan aşağıya aşağıdan yukarı ikişer ikişer, üçer üçer, beşer beşer sayılsa da doğrunun değişmeyebileceğini,

‘En güvenli seçim sistemi bizde’ söylemi ile  ‘Gelmiş geçmiş en şaibeli seçim’’söylemi arasında üç beş gün olduğunu ve her iki söyleminde aynı kişiye ait olabileceğini,

Belediyelerde ATM personeli diye bir kadro olabileceğini,

Belediyelerinin vakıfları vs.’yi maaşa bağlayabileceklerini,

Ülke genelinde kullanılan 48.340.184 oy dört beş saatte sayılabilirken İstanbul’da 8.866.614 oyun sayımı için en az on güne ihtiyaç duyulduğunu ve an itibari ile bu gün sayısının da yetmeyebileceğini,

Seyyar seçmen diye kallavi bir seçmen gurubu oluşturulurken başka tarafa bakılıp, seçim tehlikeye girince ‘olmaz efenim böyle şey’’denilebileceğini,

Bir apartman dairesinde 80-100 seçmenin ikamet edebileceğini,

Sayım sonuçlarına itiraz hakkının ağırlıklı olarak iktidar partisinin uhdesinde olduğunu, diğerlerine ‘hadi canım dağılın’ denilebileceğini,

İtiraz sözcüğünün tek başına olmayabileceğini, geçerli oylara, geçersiz oylara, hem geçerli hem geçersiz oylara en sonunda da olağanüstüye dönüşerek evrilebileceğini,

Seyyar seçmenlerin hakikaten buradalar mı diye merak edilerek polis marifeti ile hane hane kontrol edilebileceğini,

YSK Başkanının mükerrer, sahte ve hayali seçmen olmadığını söylemesinin bir kıymeti harbiyesinin bulunmayabileceğini,

Mühürsüz oyların seçimden seçime değerlendirmeye alınıp alınmama gibi değişken bir özelliği olabileceğini,

Medya desteği olmadan da gündem oluşturup o gündemin en tepesinde kalınabileceğini,

Medyanın şaşı bak şaşır kabilinden yaklaşımlarla daşlığın Nirvanasına ulaşıp sonunda seçimdaş olabileceğini,

Babası belirsiz çocuğa halk arasında takılan üç harfli sıfatın biri ıslak diğeri kuru iki sıfatı daha olabileceğini,

Dik duruşun manifestosuna kurumların yıpratılmaması gerekliliğin de yazılabileceğini,

Ana muhalefet partisinin başkanının alenen idamının talebine konuyla hem ilgili hem yetkili olan kimseden çıt çıkmayabileceğini,

Tanımı ‘’il, ilçe, bucak gibi yerleşim yerlerinde sokakların bakımı, temizlik, aydınlatma, su, esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerini gören, başkanı ve üyeleri seçimle gelen, tüzelkişiliği olan örgüt.’’ Olan Belediye kavramının birileri için aslında tanımında sayılan niteliklerinden çok ötede anlam taşıyabileceğini,

İstanbul’un geri kalan 80 ilden çok daha fazla il olarak sayılabileceğini,’ölürüm de vermem Mualla’ diyen rahmetli Vahi Öz’e nazire yapılabileceğini,

Bir ilçede olay yanlış algılanıp işin içine analar sokulduğunda itiraz sonucu başkanlığın düşürülebileceğini,

Seçim akşamı ‘Bir oy fazla alan seçimi kazanır söyleminin’ artık sona gelindiğinde ‘Süreç devam ediyor yorum yok’’a dönüşebileceğini,

Bir zamanlar ekranlarda geçirdiği zaman evinde geçirdiği zamandan fazla olan Barolar Birliğinin başkanının seçim sürecinin en sonunda ben de buradayım mealinden sosyal medya da trip pardon twit atabileceğini,

İlle de ben diyerek seçim kazanma şansı olmayan partiye kayıt yaptırılarak sayımda sandıktan ancak çırak çıkılabileceğini,

Anadolu Ajansı’nın sı sını yok sayabileceğini,

Pelikanın, ördeğin, tavşanın, öküzün bizim bildiğimizin dışında siyaseten de birer karşılıkları olabileceğini,

Aslında İskandinav mitolojisindeki hikayelerde geçen büyük, korkunç, aynı zamanda mistik yaratıklara verilen Troll adının tek ‘l’li olarak politikaya müdahil olabileceğini;

Yinelenen sayımların ‘ bizim beklentimizi karşılamıyor denilerek’izaha muhtaç bir beklentinin içinde olunabileceğini,

Saklambaçta ki çanak çömlek patladının seçimde de bir karşılık bulduğunu,

Son tahlilde seçimin bize özgü gerçekleri olabileceğini öğrendik.

Haa bir de,

Belki de en önemlisi de;

Barış dilinin, uzlaşmanın, ötekileştirmemenin, sallamamanın, korkutmamanın borsa diliyle seçmen tarafından satın alınabileceğini  ve Milli İradenin laftan öte bir şey olabileceği bağlamında ortak akılı temsil ettiğini, demokrasilerde önünde sonunda sadece onun dediğinin olacağını öğrendik.

Az mı?

Ne demişler bilmemek değil öğrenmemek ayıpmış.

Bir de adam gibi  seçim yapmayı öğrenelim

Dünya o zaman görsün bizi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246