İki gündür bizim jenerasyonun tanık olduğu olayların bir özetini çıkartmaya çalışıyorum.

Bitmiyor…

50’lerden bu güne yani 69 yılda öyle şeyler yaşanmış, öyle evrilmeler gerçekleşmiş ki biri çıkıp tamamını yazacağım dese 250 sayfalık kitap olur.

O kadar yani.

Dün 80’lerde dolaşmıştık;

Bu gün o müthiş yıllarda ki sanal turumuzu tamamlayıp 90’lara geçebiliriz diye düşünüyorum.

80’lere kadın okurlarımdan iki paragraflık izin isteyip futbolla devam edelim mi?

Biliyorum aşağıda ki futbola dair paragraflar  özellikle erkek okuyucularımın ilgi alanına girecek ama, kimlere kimlere tanıklık etmişsiz yeşil sahalarda hatırlamak keyifli olacak.

80 ler futbolun da futbol olduğu yıllardı. Yani meşin yuvarlakla oynanan oyun henüz endüstri değildi.

Ve Türkiye yerli yabancı ikon olmuş oyuncaları alkışlıyordu.

Monaco zaferi sonrası sahada beraber tur attığı Türk Bayrağı ile anılan Zoran Simoviç, maestro Oğuz Çetin, zor anların adamı Aykut Kocaman, özel hayatında futbolda ki dengeyi tutturamasa da Tanju Çolak, şimdilerde siyasetçi yorumcu karşımı bir iş yapsa da unutulmaz Şeytan Rıdvan Dilmen,Sarı kaleci formasından hiç vazgeçmeyen Toni Schumacher, ele avuca sığmayan Hasan Vezir, 80lerin Türkiye’sine damga vuran üçlü Metin-Ali-Feyyaz, Bravo Prekazi, bravo diye anılan Cevad Prekazi, Türkiye’de sadece bir sezon kalan ancak bu bile Siyah-Beyazlıların unutulmaz isimleri arasına girmesine yeten Leslie Ferdinand (Les),  Uzun saçları ve gür bıyıklarıyla Türk futbolunun kritik anlarda ki golcüsü Uğur Tütüneker, 1983-1997 yılları arası kesintisiz Trabzonspor forması giyen Lemi Çelik, 1972-1987 yılları arasında 424 maçta Trabzonspor kalesini koruyan ve Türkiye’ye dünya üçüncülüğünü kazandıran Şenol Güneş, belki de modern Türk futbolunun kurucusu, gerçek profesyonelliği getiren kişi Jupp Derwall…

Bizim jenerasyonun vazgeçilmezleriydi.

Gerçi listeye daha pek çok futbolcu adı ekleyebilirim de, orasını size bıraktım. 

Seriye artık 8o’ler ve 90’lar diyerek devam etmenin zamanı geldi. Zira birbirini takip eden bu iki on yıl 2000’lerde çok ciddi evrime uğrayacaktı.

Normalin tanımı değişecek, hayatımıza iki yıl öncesinde hayal gözü ile bakılan pek çok şey girecek hatta girmekle de kalmayıp yaşantımızın tam ortasına oturacaktı.

80’ler ve 90’ları özdeş kılan en büyük özellik bizim kuşağın eskinin etkisini bile tam olarak kavrayamadan yeni icatlarla tanıştığı, sosyal hayatlarının etkilendiği özel bir sosyal kültürün oluşturduğu kısaca iki arada bir derede kaldığı yıllardı.

Eskinin hükmü vardı ama yeni hükmün hükmünü değiştiriyordu.

80’ler hayatımıza televizyonun dolayısı ile dizilerin girdiği yıllardı ve o zaman dizilerin mutlak surette bir mesajları vardı. Şimdi ki gibi suyuna tirit senaryolarla çekilmiş, akıllara zarar hatalarla dolu ve sadece reklam alabilmek üzerine kurgulanarak her bölümü pehlivan tefrikası gibi uzatılmış birbirinden kifayetsiz yapımlar gibi değillerdi.

Perihan Abla, Bizimkiler, Süper Baba, Hatırla Sevgili ve daha nice diziler oynuyordu. Keşke asıllarına sadık kalınarak yenileri çekilse de çocuklar, çukurlara düşmenin bir marifet olmadığını esas olanın Türk milletinin ferasetinin olduğunu öğrenebilseler.

Şimdilerde kadrosundan çok az sanatçının yaşadığı 14 yıl ekranlarda kalmayı başarabilen Bizimkileri, İkinci Baharı, Bir İstanbul Masalını, Şehnaz Tangoyu, Baba Evini, Yılan Hikayesini unutmak hiç birimiz için mümkün olmadı.

Kemal Sunal’ın son filmi Propaganda’yı, Okan Bayülgen’in unutulmaz filmi Ağır Roman’ı, Derviş Azim’in Oscarlık performans sergilediği Tabutta Rövaşata’sını, Türk Sineması'nın dönüş filmi olarak kabul edilen Şener Şen’in Eşkıya’sını da eklemezsem ustalara saygısızlık yapmış olurum.

Ses dergisine de eşlik etti bizim jenerasyon, içerik açısından getirdiği yeniliklerle, Türkiye basın tarihi açısından bir dönüm noktası olan, renkli kapakları ve derginin ortasında yayımlanan tam sayfa resimleri ile büyük ilgi uyandıran Hayat dergisine de.

Eminim onların birkaç sayısını hala saklayanlar vardır aranızda. Bu arada Ustura’yı da unutmamak gerek tabii…

Bizim jenerasyon video cihazı da kiraladı video kaseti de. Ben de bir zamanlar elimde filmlerin katologları videocuları gezerdim.

Ezcümle 80’ler sadece rakamla 80’ler değildi.

Çernobil reaktör kazası ile, Challenger Felaketi ile, Mehmet Ali Ağca’nın Papa'yı vurmasıyla, Berlin Duvarının Yıkılması ile de 10 yıla 40 yıl sığdırabilmenin bir serüveni gibiydi.

Yarın 90’ları tamamlarız.

Ama milenyum sonrasını size bırakacağım haberiniz olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246