Ne boş şeylerle uğraşıyoruz.

Kulaklarımla duyduklarıma inanamıyorum.

Olacak şeyler değil bunlar.

Gündemimizde bu kez garip olan ya da bana garip gelen şeyler olacak.

Cumhurbaşkanı bazı Büyükşehir Belediye Başkanlarını Saray da ağırlamıştı.

Bu toplantı da İstanbul Belediye Başkanı E.İmamoğlu’nun altına kırık sandalye verilmiş!

Vay efendim, bunu nasıl yaparmışsınız…

Vay efendim, bu tesadüf değilmiş…

Vay efendin, bunu yaparak Saray ne demek istemiş…

Vay efendim, neden diğer Başkanlardan birine değil de İmamoğlu’na bu sandalye  rastlamışmış…

Vay efendim, bunu yaparak Erdoğan İmamoğlu’na ne demek istemiş…

Falan, filan.

İşte size garip ve boş uğraşlarımızdan biri.

Ne çok boş şeylerle uğraşıyoruz.

Yakışmıyor bize.

“Öküzün altında buzağı aramak” işte tam da budur.

                        *                      *                      *                      *         

Maç oynanmış, takımlar birbirleriyle doksan dakika kıyasıya mücadele etmiş, top oynamış, gol atmaya çalışmışlar.

Derken biri galip gelmiş.

Televizyonlarda spor yorumcularını dinliyoruz.

O kadar boş konuşuyorlar ki…

Taraftar olsak bu konuşulanlardan sonra heyecanımıza yenik düşüp, kalkıp doğru hakemin  evini basmaya gideceğiz.

O diyor ki “Yanlış karar” 

Öbürü diyor ki “Doğru karar” 

Diğeri diyor ki “Kural hatası var”

Ve emekli olmuş bir yorumcu hakem konuşuyor:

“Ben olsam bir daha bu hakeme görev vermem”

Konuş babam konuş…

“Atı alan Üsküdar’ı geçmiş” bunlar hâlâ dedikodusunu yapıyorlar.

Biri kazanmış biri kaybetmiş.

Vay efendim, yenilen takımın hakkı yenmiş…

Vay efendim, hakem taraflı davranmış…

Vay efendim, kural hatası görmezlikten gelinmiş…

Vay efendim, düdük çalınmamış…

Vay efendin, neden Var’ a gidilmemiş…

Vay efendim, penaltı olmalıymış…

Falan, filan.

Ne çok boş şeyler konuşuyoruz.

Tam da atalarımızın “Havanda su dövmek” dedikleri bu olsa gerek.

                        *                      *                      *                      *         

Üçlü zirve yapıldı.

Türkiye, Rusya ve İran bir araya geldiler.

Suriye meselesine bir çözüm bulmak,  insanların ölümünün önüne geçmek için.

Çabalar büyük.

Uğraşlar insanlık için.

Bölge ateş kazanı.

Kimileri buraya “Suriye bataklığı” diyorlar.

O bataklığa biz girelim mi girmeyelim mi?

Tartışıyoruz.

“Girelim” diyorlar kimileri…

Birileri de “sakın ha, girmeyelim o bataklığa” diyor ve ekliyorlar:

Vay efendim, Erdoğan kendine “savaş kahramanı” dedirtmek istiyormuş…

Vay efendim, askeri savaşa itiyormuş…

Vay efendim, Erdoğan ülkeyi bir çıkılmaz girdaba sürüklüyormuş…          

Vay efendim, ekonomiyi mahvetmişmiş…

Vay efendim, ülkeyi mahvetmişmiş...

Vay efendim, terörü azdırmışmış…

Vay efendim, anaları Diyarbakır da HDP önüne o göndermişmiş...

Vay efendim, iktidardan kaçmak istiyormuş ta o nedenle bir erken seçimden kaçamayacakmış, buna mecburmuş…

Ne kadar boş şeylerle uğraşıyoruz.

Gerçekler ortada iken neden bu kadar boş konuşmayı seviyoruz buna anlam veremiyorum!

Bunun adına ne “sohbet” denir ne “düşünce özgürlüğü” ne de “fikir jimnastiği” denir.

Dense, dense boş konuşmak denir.

İşte bende onu dedim.

Ne çok boş konuşuyoruz yahu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246