Ülkemizde gündem değişiyor, ama her nasılsa konuşulanlar iki kutuplu bir mücadele üzerinden devam ediyor.

Siyasetteki bu usul spora da yansıdı.

Mesela Arda Turan’ın babası yaşındaki gazeteciyi uçakta dövmesi olayının ardından Terim’ciler ve Arda’cılar olarak Türkiye ikiye bölündü.

Biz de Erol (Nural) Abi’yle ilk kez bir ayrışma içerisine girdik.

Ben “merkezin Terim’i” tarafındayken, Erol Abi ne sağa, ne sola gitmedi ve vicdanın tarafında kaldı.

Sosyal medyada gördüğüm ve eğer beni yanıltmadıysa Fatih Terim’in ampute milli takımın maçında çekilen tribündeki fotoğrafı, salt Terim karşıtlarına ve her şeyi herkesten iyi bilen yıldız (!) futbolculara iyi bir mesaj oldu.

***

Her şey bir yana; o kahramanlarımızı, avuçlarımız kızarıncaya kadar alkışlasak da yetmez.

Bir önceki yazımda, sadece sporun yetiştirebileceği süper kahramanlardan bahsetmiştim.

İşte o süper kahramanlarımız sporun, ay yıldız sevdasının ve ‘adam’ olmanın ne demek olduğunu sadece Arda – Terim kavgasını yapan bizlere değil; bütün dünyaya gösterdi.

Bunu nasıl yaptıklarına dair detayları öğrenmek istiyorsanız Erol Abi’nin ‘Aslan Yürekliler’ ve ‘Gayri Milli Takım’ başlıklı yazılarını lütfen okuyun.

***

Bir de herkesin futbol profesörü olduğu ülkemizde, en az yoldan geçen vatandaş kadar taktik – teknikten anlayan biri olarak, A Milli Futbol Takımı için çok daha itibarlı sonuçlar alacağına inandığım alternatif bir ilk 11 açıklıyorum:

Kalede Murat Baştürk.

Savunmanın göbeğinde Sedat Durgut ve bendeniz!

Sağ ve sol beklerde Özgür Ekinci ve Tansu Arda!

Orta alanda Faik Emre Dağlı ve Mustafa Özgör!

Sağ ve sol açıklarda Tarık Tarım ve Fikret Kocaman!

Forvet arkasında Ferit Güler, santraforda Erol Nural!

Evet; İzlanda karşısında 3’ten ‘çook’ daha fazla gol yerdik.

Ama hiçbirimiz sırıtmazdık!

***

Vize krizinin gerçek nedeni!

Hayatımda bırakın yurt dışına çıkmayı,  ne zaman ‘pasaport’ kelimesi üzerine düşünsem bazı aksilikler olur.

Daha Gelibolu’dan ya da Silivri’deki akrabalarımızın yazlığından daha batıya gidebilmiş değilim.

Birader bile daha 16’sındayken 5 ülke gezdi; ‘Uçan Hollandalı’ unvanını kazandı.

Annem gitti, gördü.

Kaptan’ın gitmediği memleket, uğramadığı liman kalmadı.

Hemşiremin kafası zaten hiç bu taraflarda değil.

Ama ben ne zaman “Şu yabancı memleketleri, başka kültürleri, farklı insanları göreyim; aman da ufkum açılsın, dünyayı tanıyayım” falan desem, -tabir etmeye çalışarak söylüyorum- enseme inen sert bir şaplak beni içinde bulunduğum realiteye hızla geri çekerek hülyalarımdan uyandırdı!

Arkadaşlar arasında bile yaklaşık 10 yıldır espri konusu edilen ve halen eskitemedikleri deyimimle, “Bi yurtdışı tecrübemiz olsun” dedim, olmadı.

***

Cuma günü ne olduysa, bir şekilde pasaport başvurusunda bulundum.

Yine, “Gideyim de gelişmiş toplumların yaşam biçimini gözlemleyeyim” falan umuduyla…

Tam da Buz Devri animasyonundaki kılıçdişli sincap ‘Scrat’ karakterinin meşe palamudunu kovaladığı arzuyla, müstakbel pasaportumu beklerken…

Cep telefonuma düşen son dakika haberi…

ABD vizeleri askıya aldı!!!

Büyükelçi ülkeyi terk ediyor falan…

***

Benim bu bedevi şansımı kronolojik açıdan gayet iyi bilen dostum, pasaport başvurusu yaptığımı öğrenince ne desin: “Şimdi anladım vize başvurularının neden durdurulduğunu!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246