İstanbul seçimi her ne kadar sadece Büyük Şehir Belediye başkanının seçilmesi ile sınırlı tutulmuş olsa da, sonuçlarının seçimin tamamı yenilenmişcesine değerlendirilmesi gerekiyor.

Eğer YSK olağanüstü itirazı olağanüstü hukuksuzlukla değerlendirmeyip en azından olması gerekeni yaparak İstanbul seçiminde seçmene dört pusulayı da verseydi bu sonuçlarla 39 ilçenin kaçı iktidarın elinde kalırdı?

Ve tabi ilçe ve il genel meclislerinde partilerin dağılımları nasıl şekillenirdi?

Okuduğum yorumlardan gördüğüm kadarı ile genel kanı, bu kadar değilse bile arada 13.000 den fazla fark olacağının kestirilmesinden dolayı seçimin bu şekilde yenilendiği yolunda.

Ekrem İmamoğlu’nun geçmişten bugüne İBB seçimlerindeki en yüksek oyu alarak rekor kırdığı sekiz yüz bin küsur farkı CHP de beklemiyordu elbet; ancak arada kallavi bir farkın olacağı da 31 Mart gecesinden sonra yaşanılanlardan belliydi.

Bu seçim iktidar partisinin tüm figürleri ile birlikte dozunu giderek arttırdığı son derece ciddi hatalarının kaçınılmaz sonuçlarını ortaya koydu.

Her hata, zaten ilk seçimden galip çıkarak eli güçlenen bu nedenden dolayı da moral üstünlüğünü ele geçiren muhalefet adayının işini kolaylaştırdı.

Hasbelkader yazılarımda sıklıkla altını çizdiğim ‘kerhen piar’ pazar günkü tablonun oluşmasında büyük rol oynadı.

Üzerine bir de hakkın yenmişliği algısı oturdu ki, Türk halkının bu konu da ne kadar hassas olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Hele en son ki seri katil atraksiyonu hepsinin üzerine tuz biber ekti.

Hani neredeyse, muhalefet seçim sathı boyunca gösterdiği performansın yarısını bile gösterse iktidarın bu seçim ve söylem hataları kendisine zaferi getirmeye yeterli olacaktı.

Mitilleri, Kandilleri, Fetöleri, Sisileri, çaldıları, Yunanları, Pontusları, bize oy vermezsen çarpılırsına kadar getirilen izaha muhtaç demeçleri, cennet vaadlerini siyaseten olur böyle şeyler diye hafife alarak sıradanlaştırmak ise  ‘hayatta CHP ye oy vermem arkadaş’ diyen yüz binleri sandığa götürdü bazılarını da  gitmekten vazgeçirdi.

Bir de İBB den sırıta sırıta çıkartılan Atatürk resmini unutmamak gerekiyor. Seçmenin önemli bölümünün Atasına olan hassasiyetini kaale almamak nasıl bir hatadır anlamak mümkün değil.

İktidarın seçim başlangıcından 22 Hazirana kadar devletin tüm olanaklarını kullanarak ve hadiseyi önce beka sorununa sonra da oylarımızı çaldılara bağlayarak sürdürdüğü kampanyayı ağır hasarla bitirmesinin onları da pek çok şaşırttığını sanmıyorum.

Sanmıyorum çünkü iptal edilen seçimde kullandıkları dili değiştirirlerdi en azından.

Değiştirmek bir yana daha sertleştirdiler ki bunun da neye mal olduğunu gördüler.

Dilerim ülkenin yaşadığı tüm olumsuzlukların İstanbul parantezine alınarak aylarca sadece seçime kilitlenilmesi telafisi mümkün olmayan sonuçlara denk gelmemiştir.

Kürsülere çıkıp metin yazarlarının gazına gelip atarlanarak kurgulanan seçim stratejinin artık halkta karşılığı olmadığı ortaya çıktı.

Son tahlilde görüldü ki, ne kastedildiği anlamda beka sorunu vardı ne de oylar çalındı.

Çalınan Türkiye’nin başını fena halde ağartan dertlerini çözmek için kullanılması gereken her günü birbirinden kıymetli zamanı oldu.

Olayın maddi yönü ise bir başka yazının konusunu teşkil edebilecek boyutta.

Ben her seçimden sonra tekrarlanan seçmenin mesajı gibi yoruma açık değerlendirmelere itibar etmeyenlerdenim.

23 Haziran seçimlerinde de aynı kanaatimi koruyorum;

Halk mesaj filan vermedi, alenen

Bizi ayrıştırmanızı

Bize hakaret etmenizi

Bizi çantada keklik görmenizi

Biz Türk halkına illet, zillet, terörist, hain demenizi

Bizim ürettiğimiz ve emanetinize verdiğimiz katma değerleri ona buna dağıtmanızı

İş yaparken saman altından su yürütmenizi

Partizanlık yapmanızı

Kentimizin üzerine beton dökmenizi

Ağaçlarımızı kesmenizi, parklarımızı yıkmanızı

Değerlerimizi horlamanızı

Dinimizi siyasal miyasal diyerek şahsi emelleriniz için kullanmanızı

Çalışmayanları maaşa bağlamanızı

Yarımızdan fazlası açlık, çoğumuz yoksulluk sınırında yaşamaya çalışırken bizim için kullanmanız gereken kaynakları israf etmenizi

İstemiyoruz dedi.

Bunu sadece İstanbul için de demedi

Çok daha fazlasını tüm Ülke için dedi

Eğer 23 Haziran seçimleri genel seçimler olsaydı bu dediklerini yine oylarıyla ama en yüksek perdeden diyecekti.

O diyeceğini dedi.

Mesaj değil; alenen.

Denilenin ne kadarın duyulduğunu da önümüzde ki günlerde anlayacağız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246