Ülkemizdeki yönetim şekline ve dünyadaki demokrasi ile yönetilen ülkelerdeki öncelik sıralamasına göre, ilk sırada Yasama, yani kanun yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi yer alıyor. İkinci sırada yürütme, yani kanunları uygulayan, hükmeden hükümet, üçüncü sırada yargı, yine yasamanın çıkardığı toplumun huzur ve asayişi için çıkarılan kanunların uygulanmasını denetleme ve Türkiye Cumhuriyeti adına, suç işleyen kişilere ceza verme yetkisinin kullanılması.

Eski ismiyle basın, şimdiki ismiyle medya ise dördüncü kuvvet olarak bilinir. Tanınır.

Geçtiğimiz Perşembe günü medya için çok önemli günlerden bir tanesi idi. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. 1961 senesinde, tarih 10 Ocak’ı gösterdiğinde, yayınlanan Resmi Gazete’deki 212 sayılı kanun, gazeteci emektarlarına büyük haklar kazandırdı.

Peki, medya veya basın dünya genelinde neler yapıyor da dördüncü kuvvet olabiliyor?

İşte, işin püf noktası burada.

Medya ve basın, yasama, yürütme, yargı ve kamuoyu yani halk, yani cumhur arasında köprü görevi üstlenmiş. Bu nedenle Yasama organının da, yürütme organının da, yargı organın da basına ve medyaya ihtiyacı var. Çünkü yapılan işleri, verilen kararları halka duyurmanın ilk ve tek yolu basın.

Eskiden olduğu gibi sokağa tellal çıkarılıp davul çaldırılıp, duyuruların bulunulması gibi bir anlayış artık yok. Çünkü nüfus çok gelişti. Çoğaldı. İnsanların eğitim seviyesi arttı. Yaşam kalitesi yükseldi. İş ve ev arasındaki yaşantının haricinde birde sosyal yaşantı tarzı benimsendi.

İşte, basın veya medya bu nedenle güçlü. Halkımız, medyayı takip ediyor. Olan bitenden haberdar oluyor. Kendi yaptıkları çalışmaları halka anlatmak isteyen siyasetçilerimiz, milletvekillerimiz, bakanlarımız, Cumhurbaşkanımız, yargı organlarında görev yapan mahkemeler veya soruşturma makamı olan savcılık makamları, yapılan çalışmaları halka hep medya veya basın aracılığıyla duyuruyorlar.

Kendileri, sokağa çıkıp, bağırıp çağırsalar, kaç kişiye ulaşabilecekler?

Ya da kendilerinin bu anlattıklarını kaç kişi dinleyecek?

Bu nedenle,  basın gerçekten dördüncü kuvvet olarak göze çarpıyor.

Tabi, her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizde de kendisini üst kademede gören, Kaf Dağlarında yaşayan, küçük dağları, tepeleri ben yarattım düşüncesinde olup, her şeyin en iyisini ve en doğrusunu ben bilirim edasıyla hareket edenler yok mudur?

Var. Hem de fazlasıyla, istemediğiniz kadar var.

Bu kişiler, ellerindeki basın gücünü kullanıp, kendilerine mali çıkar veya makam rütbe kapma hevesiyle çalışıyorlar mı? Bazıları için evet diyebilirim.

Bazıları ise, kendilerinin hiç de görevi ve etkisi, yetkisi dahilinde olmadan siyasete yön verme, aday atama, başkan seçme gibi şekillerle karşımıza çıkıyorlar. Bazıları da sanki kendileri siyasetin patronuymuş gibi hareket edip, siyasetçilere ayar çekmenin derdindeler.

“… Aman ha, bu kişiyi aday göstermezsen, sende yok olup gidersin. Beni dinle, seçimi kazanmak istiyorsan, benim dediğimi yap…” gibisinden yazılarla siyasete ve siyaset insanlarına ayar çekmek isteyenlerde yok değil aramızda.

Tabi, bütün bunlar bizim mesleğimizin zenginliği değil, olmaması gereken fakat günün şartlarına göre, bazı kişilerin meslekleri değil de kendi şahsi çıkarlarını düşündükleri için yaşanılan olaylar.

Mesleğimizle ilgili pek çok konuda, milliyetçi, ülkesini ve vatanını seven, kendi yağıyla kavrulup, ona buna bulaşmayan, doğruları yazan, yazdıkları belgeye dayanan ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için didinen meslektaşlarımız var. Ve bu meslektaşlarımız, biraz önce yazdığım örneklere göre çok fazla. Bu örnekler, üç beş kişiye geçmese bile meslek içinde sıkıntı yaratan kişiler olarak göze çarpıyor.

Aslında, kamuoyu ve sürekli gazete okurları, TV izleyicileri bu kişileri yakından tanıyorlar. Gazetecilik mesleği adına söylediklerinin vatandaşa katkı sağlamayacağını kendileri de aslında çok iyi biliyorlar. Fakat laf olsun, torba dolsun şeklindeki ideolojik tercihleri, onların gözlerini belki de görmez ediyor.

Şimdi, bugünlerde mahalli seçimlerle ilgili konuları yazıp çiziyoruz. Kulağımıza gelen her bilgiyi yazsak, inanın Bursa’da yer yerinden oynar. Aynı çatı altında siyaset yapanların birbirleriyle ilgili söylediklerini yazsak, inanın ilk önce onlar, “ben böyle konuşmadım” diye bizleri yalanlamaya çalışırlar. Bu nedenle, medyanın görevi, siyasetçilerin akıbetleri veya koltuklarını koruyup korumamasına karar vermek değildir. Bu kararı, siyasi partilerle halkımız, seçmenlerimiz verir. Belediye başkan adayı seçmek veya atamak gazetecilerin görevi değildir. Gazeteciler de parti yönetimlerine ve karar vericilere, “bana bak, bu insanı seç yoksa…” Diye başlayan cümleler kurup, onları siyasi tehdide yol açabilecek hareketlerden kaçınmalıdır.

Sözün özü, herkes kendi işini yapsın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234