İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu kucak, dolayısı ile de kucaklamak sözcüğünü çok sık kullanıyor.

Hani neredeyse her beş cümlesinden üçü kucaklamak ile başlıyor.

Bir röportajında ‘’Ben kucaklamada iyiyimdir, kimse kucaklamamdan kaçamaz’’ diyerek te bu konuda ki hakkını yine kendisi teslim ediyor.

Sanıyorum başkan sihirli sözcüğü buldu.

Buldu ve bırakmaya da hiç niyeti yok.

Aslında buldu demem ne kadar doğru bilmiyorum çünkü bu efsunlu sözcük Türk Milletinin asla kaybetmeyeceği kadar değerli.

Sadece bazen koyduğu yeri unutabiliyor o kadar.

Yerini de çok geçmeden hatırlayıveriyor ya da biri çıkıp ‘Bakın şurada’ deyip hatırlatıveriyor.

Merak ettim google’a kucak yazdım;

Kucak ve kucaklamak ile ilgili 0,35 saniyede 7.500.000 sonuç buldu.

Tamamına bakmadım ama baktıklarımın tümü bize özgü kucak ve kucaklaşma ve kucaklama hasletleri ile ilgili.

İnsan salim kafayla düşündüğünde kucak sözcüğünün anlamını daha birçok fark ediyor.

Sen, ben, o, öteki, beriki, illet, zillet, terörist, hain diye diye aslında neye hizmet ettiğimizin bile farkında olmadan birbirimizin gırtlağına basa basa yaşamaya çalışırken bir adam çıkıyor bunlar ve benzeri ne kadar ayrıştırmacı sözcük varsa toplayıp hepsini alıp insanlık rondosuna atıp parçalıyor.

Rondoyu da kucak evyesinde sevgi ile yıkıyor.

Ezberi değilse bile algıyı yıkıyor yani.

Evet, hepimizin ortalıkta barut fıçısı gibi dolanmamızın kendimizce haklı sebepleri var elbet bu anlaşılabilir.

Ancak birbirimiz ile ne alıp veremediğimiz var işte bunu anlamak çok zor.

Ne olmuş birbirimizden farklı düşünüyorsak, ne olmuş farklı kökenlerden geliyorsak, ne olmuş kimimizin doğrusu diğerimizin yanlışı ile çelişiyorsa ve ne olmuş siyasi düşünce anlamında birbirimize tıpatıp benzemiyorsak.

Ortak paydamız bu vatan ve gelecek kuşaklarımız değil mi?

Hepimizde özünde bu ülke iyi olsun diye çabalamıyor muyuz?

Sözüm değil ya da çabalamıyoruz diyenlere değil

Evet diyenlere, çabalıyoruz diyenlere.

Öteki beriki derken ne ağzımızın tadı kaldı ne hayatımızın rengi.

Hepimiz kendi doğrularımızı diğerimize dayatarak sosyolojik bir travmanın içinde debelenirken, asgari müştereklerimizi yitirip, aynı yere bakıp farklı şeyler görerek bu gördüklerimize de körü körüne inanır olduk.

‘’Vay bu onlardan, neee şu bunlardan mı, kesin o onlardır’’vs sanrılarla birbirimize kafayı taka taka gençlerin deyimi ile kafayı yememize ramak kaldı.

Kime faydası varsa müsebbibi o dur diye bir kavram var.

Şimdi soruyorum;

Bizim birbirimizin gözünü oymamızın yine bize bir faydası olmadığı aşikar,

Peki, kime faydası var?

Biz duygusal zekası kuvvetli bir ulusuz.

Bu güne dek başımıza gelen her türlü melanetten de bu özelliğimiz sayesinde yengi ile çıktık.

Bizi yenmenin tek yolu bir yerlerde unuttuğumuz kucaklaşma ve kavilleşme hasletimizi örseleyebilmek.

İşte bu gün biri buldu aldı eline koşa koşa getirdi

Marmara’dan, Ege’ye, İç Anadolu’dan Doğu Anadolu’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e

‘’Abiler, ablalar, kardeşler, analar, bacılar, kızlar, erkekler, çocuklar aramayın ben buldum buradaaaaa’’

Diye bağıra bağıra bıraktı önümüze.

Hazır bulmuşken diyorum

Açalım kollarımızı birbirimize

Kucaklaşmanın ruhumuza katacağı dinginliği hissedelim.

Unuttuk sananlar varsa da

Türk’ün Türk’ten gayrı yari olmadığını hatırlatan biz olalım.

Çok zor değil;

Sadece biraz gayret gerekiyor; bir de kollarımızı açmamız.

Ötesini genlerimiz halledecek zaten.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234