“Bilgimizin eninde sonunda bir sonu vardır, ama cahilliğimizin asla!”                                                                                                

K.Popper

           

            Kendisine kitap indirilmiş ve Allah ile de konuşmuş olan Hz. Musa, bir gün bilgisinin ne derecede olduğunu merak eder. Ona "falanca yere git!" derler. Hiç oyalanmaz oraya gider. Vara vara bir deniz kıyısına gelir. Sahilde tek bir kuru ağaç, ağaçta tek bir kuş, kuşun ağzında da bir dal çöp vardır. Etraftan sesler yükselir ve Musa'ya derler ki; " Ey Musa, şu gördüğün engin deniz bilgi, şu gördüğün kuru ağaç dünya, o ağaçtaki kuş sen, kuşun ağzındaki çöp de senin bilgindir."

            Nam-ı diğer İmam-ı Azam’ın, yani Hanefi mezhebinin kurucusu ve asıl adı Numan bin Sabit’in en kıymetli öğrencisi İmam Yusuf’tur. Dönemin devlet başkanı İmam Yusuf’u kendine danışman olarak atar ve kendisine birkaç soru sormak için yanına çağırır. O,  da ard arda sorulan bu sorulara “bilmiyorum!” diyerek cevap verir. Devlet reisi sinirlenmiştir ve sonunda kızar; "ben sana bunları bilmen için para veriyorum" der. Devlet reisinin bu kibir dolu, ukala sözüne karşın İmam Yusuf şu cevabı verir; " YaHu! Siz bana bildiklerim için para veriyorsunuz. Eğer bilmediklerim için verseydiniz buna hazineleriniz yetmezdi."

           

            Günlerden birgün Sokrates’e birisinin bilgisini çok överler. Öyle çok övmüşlerdir ki Sokrates’i bir merak sarar, kalkar o kişiyle tanışmaya gider. Övülen kişinin yanına varır ve oturup sohbet ederler. Sohbet bitip de döndüğünde Sokrates’e; "nasıldı?" diye sorarlar. Sokrates de; " Ben ondan daha bilgiliyim" der. Herkes hayret ile bakar ve bunu nasıl anladığını sorarlar. O da; "Aslında ikimiz de bir şey bilmiyoruz. Yalnız ben bilmediğimi biliyorum. O ise hala bilmediğini bilmiyor. Dolayısıyla ben daha bilgiliyim.” der.

            Yunus Emre der ki; ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.’ Kıymetli halk ozanımız Yunus Emre,  söylediği bu söz ile “Ben Biliyorum!” diyenleri ne güzel ne naif bir biçimde eleştirmiştir. İlim ilim bilmek değil, kendini bilmektir, “biliyorum!” diyenler, ilim bilen ama maalesef kendilerini bilmeyenlerdir.

            Ve bir gün dostlar meclisinde Mevlan’ya sorarlar; ‘O kadar okursun, o kadar yazarsın, peki neler bilirsin ?’ Mevlana yanıtlar; ‘Haddimi bilirim!’

            Şunu unutmayalım, bilen kişi evvela kendi eksikliğini bilendir. Bilen kişi ne çok şeyi bilmediğini bilendir. Eğer bildikleriniz, size bir erdem kazandırmamışsa, işte o bilginin de, o bilgiyi verenlerin de çok eksiklikleri ve başka eğitimlere ihtiyaçları var demektir. Gördüklerimiz göremediklerimize, bildiklerimiz bilmediklerimize yeni pencereler açmıyorsa, ışık saçmıyorsa, bizi düşündürmüyorsa, o gördüklerimiz, o bildiklerimiz bırakın etrafınızı aydınlatmayı,  kendi körlüğümüzü artırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

            Yani denen şudur ki; kimse kendini Kaf dağında görmesin. Böyle yapan kişi bilmelidir ki o yüce Kaf dağının tepesinde yapayalnız ve karanlıkta oturmaktadır ve yine bilmelidir ki aydınlatılmaya evvela kendisi muhtaçtır. Allah Teala ile konuştuğu için Kelimullah sıfatı alan Musa Peygamber’in bile bilgisi, denizdeki bir çöp ise diğer insanların vay haline!

            Her şeyden önce Yunus Emre’nin şu sözlerini unutmayalım;

‘Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünyaya kimse kalmaz.’

Bu hafta da böyle bir yazı olsun istedim.

Kalın sağlıcakla, sevgiyle, bereketle, huzurla…

           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254