Yolun sonuna daha ne kadar vardı bilmiyordu. bunun çok da önemi yoktu aslında, önünde uzayıp gidiyordu işte.
Bu yeterliydi.
Alabildiğine karanlık, bir o kadar da sıcak bir geceydi.
Önüne çıkan çukurlardan ya da tümseklerden kaçabilmek için tek yardımcısı dolunaydı. Bazen o da yeterli gelmediğinde düşüyordu ama şükür ki ciddi bir yara almamıştı.
Hala yola devam edebilecek ufak da olsa bir enerji hissediyordu kendinde.
Kaynağını tam olarak bilmese de umut denilen şeydi belkide.

Aniden bir ses duydu.
İnce ve derinden gelen bir ses.
Bir yardım çığlığına benziyordu.
Gözleri karanlığı şöyle bir taradı.
Bir kaç metre ötesinde yolun kenarına yığılmış çöplerin arasında birşeyin kıpırdadığını farketti. Biraz ürkek, biraz meraklı o tarafa doğru seyirtti.
Yerde yatan bir güvercindi, yattığı yerin etrafı geceden daha karanlık görünüyordu.
Korkarak eğildi, karanlık lekeye dokundu, sıcak bir sıvı bulaştı eline, hızla çekti elini, kandı bu.
Lütfen yardım et dedi biri.

Şaşkınlıkla etrafına baktı, kimsecikler yoktu.
Aynı yardım çağrısı tekrarladığı an farketti ki konuşan güvercindi. Neee? Nasıl yani, konuşan sen misin?
Bu nasıl olabilir? Evet benim, yardım et lütfen. Ben nasıl yardım edebilirim ki sana?
Hem neden ben?
Anlamam ki bu işlerden.
Başka birilerine seslenseydin keşke. Seslendim hem de defalarca.
Ama ya kimse duymadı, ya da duyanlar çekip gittiler.

Yanıma kadar gelen sadece sen oldun.
Peki, kim yaptı bunu sana? Sahibim. Neden böyle birşey yapsın ki? Bilmiyorum halbuki birbirimizi çok severdik, yıllardır beraberdik.
Sonra bir gün beni istemediğini söyledi tartıştık. Ben gitmek istemedim.
Ama işte görüyorsun, beni burada yaralı bir halde bırakıp gitti.
Aslında bunu isteyerek yapmadı biliyorum.
Eğer bana yardım edersen, tekrar uçabilirsem gidip onunla yine konuşacağım.
Peki dur bakalım ne yapabilirim. Aradan günler, hatta aylar geçti.
Güvercin eski sağlığına kavuşmuştu.
Bu süre içerisinde sahibine uçtu bir kaç kez.
Ama her seferinde bitkin ve üzgün bir halde geri döndü. İstemiyormuş beni artık.
Hayatına ben olmadan devam etmeye kararlıymış. Her seferinde yıkılmış halini toparlıyor, bitmek tükenmek bilmeyen teselli sözleri söylüyordu ona.
İstenmediği bir yerde kalabilme ısrarına içten içe bir anlam veremiyordu.
Bu nasıl bir sevgiydi bilmiyordu.
Bir yandan da güvercinin varlığına iyice alışmıştı.
O da ona yarenlik ediyor, sorunlarını dinliyor, beraber çözümler üretmeye çalışıyorlardı. Aradan  bir kaç ay daha geçti.
Bir gün güvercin kıza; Biliyorsun baştan beri sana melek diyorum. Çünkü en zor anımda bana sen yardım ettin. Benim meleğim oldun.
Melekler kanatsız olmaz, olmamalı.
Şimdi ben de sana bir şey vermek istiyorum. Ne verebilirim diye düşündüm, sonunda buldum; kanatlarımı almalısın, nasılsa artık onlara ihtiyacım yok.
Sonsuza kadar senin yanında kalmak istiyorum.
Bunu kabul edemem, yapmak zorunda değilsin böyle bir şeyi. Bunu çok istiyorum, lütfen kabul et, lütfen. Bu benim için çok önemli. Peki, madem böyle istiyorsun, kabul ediyorum. Aradan geçen aylara bir yenisi daha eklendi. Sonunda bir gün *: Senin canın bir şeylere sıkılmış gibi, neyin var? Yok bir şeyim, biraz üşüttüm galiba. Yapma seni tanırım, bir şeyler olmuş sana.
Hadi anlat. Ama iki dost gibi konuşacağız tekrar, olur mu? Olur tabi. O geldi dün, çok pişman olduğunu, tekrar beraber olmak istediğini söyledi. Peki sen ne dedin? Olmaz dedim, artık sana güvenmiyorum dedim.
Öyleyse sorun ne?
Bilmiyorum, kafam çok karışık.
Ona gerçekten güvenmiyorum, ama eski güzel günlerimizi de bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Peki sana bir dost olarak şunu söyleyeyim o zaman.
Hayat sudoku çözmeye benziyor.
Bazen takılıp kalıyorsun, bir karar veremiyorsun.
Bunun anlamı çözümün olmadığı değil.
Elbette bir çözüm var.
Ama sen o an o çözümü görebilecek halde değilsin.
Bir süre için bırak, zorlama, kafanı topla.
Başka bir gün tekrar eline aldığında çözümü kolayca bulduğunu fark edeceksin.
Şimdi de seni seven biri olarak söyleyeceklerim; varlığımın senin kafanı karıştırmasını istemem.
Gideceğim, bir süre seni aramayacağım.
Küçük bir seyahate çıktığımı farz et.
Gün gelip de karar verdiğinde beni nerede bulacağını biliyorsun.
Ama şunu unutma bu çok uzun sürerse eğer döndüğünde orada olmayabilirim.
Bunları nasıl söyleyebilirsin.
Olmaz kabul edemem. Kötü bir şey söylemiyorum ki.
Al şu kanatları onlara ihtiyacın olacak.
Ben onlarsız da idare ederim.
Zaten doğruyu söylemek gerekirse hiç alışamamıştım.

Hadi git şimdi.

Ne karar verirsen ver mutlu ol. Ben bir yere gitmiyorum.
Sadece biraz düşünmem gerek. Tamam işte, git düşün ve bir karar ver. Güvercin kanatlarını alıp uçup gitti, ufukta kaybolana kadar baktı kız arkasından, aslında gözyaşları görüşünü tamamen engelleyene kadar bakabildi.
Sonra... Her yıl kuşun gittiği gün kafasını kaldırıp ufka baktı kız, gözünde bir damla yaşla ve gülümseyerek...

Zaman her şeyi iyileştirir derler.
Geride en fazlasından izi kalır en ağır yaraların. Bakmazsan hatırlamazsın bile.
Ama bazen bir söz, bir şarkı, bir tarih anımsatır insana çoktan unuttuğu en derin yarasını.

Sonradan olma meleğin, sonradan kopma kanatlarının geride bıraktığı yara izleri de sadece yılın bu zamanı sızlar.

Bu haftalıkta böyle olsun.

Tekrar görüşünceye dek,
Sevgiyle kalın...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246