Bildiğiniz gibi 4-10 Mayıs “İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası”  olarak kutlanmaktadır.

Bu hafta dolayısıyla üniversiteler, sendikalar ve değişik sivil toplum örgütleri gibi kuruluşlarla arama konferansları düzenleyerek işçi haklarını geliştirmek yerine, bu önemli haftada meclisten 7 milyona yakın çalışanın emeklilik, kıdem, izin ve dava hakkı tehlikeye sokan kiralık işçi yasası geçti.

Aynı yasa 2009 yılında da Meclis'ten geçirilip dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onaya sunulmuş, ancak Gül, “İşçilerin emeğinin istismarına ve insan onuruna yakışmayan durumların doğmasına, çalışma barışının bozulmasına neden olabileceği” gerekçesiyle yasayı veto etmişti.

Çıkan yasa kiralık işçi kullanımını hayata geçirmeyi amaçlıyor. Yasa özel istihdam büroları eliyle işverenlere 4 aylığına işçi kiralanmasını, memnun olunması durumunda ilave 4 ay daha çalıştırılmasını amaçlıyor.

Türkiye’de halen kadrolu çalışan 14 milyon işçiden aşağı yukarı yarısı yani 7 milyon işçinin bu statüye kaydırılacağı hesaplanıyor.

Ancak özel istihdam büroları kanalıyla geçici işlerde çalışabilecek bu işçiler, prim günlerini dolduramayacağı için emekli olamayacak, kıdem tazminatı hakkını elde edemeyecek, sağlık primlerini kendisi yatırmak zorunda kalacak, işe dönüş davası açamayacak, işten atılma tazminatı alamayacak, yıllık ve haftalık ücretli izin kullanamayacaklar.

Bu aslında feodalizme geri dönmek, yeniden serfliği ortaya çıkarmaktır.

Buradan çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bir ülkede gerek işsizliğin artması, gerekse işçi ve çalışan haklarından geri gidiş, uzun vadede o ülke için büyük tehlikedir.

Malumunuz işsizlik ve köle işçilik çalışma hayatının üzerine çöken bir kabustur. Çalışma hayatı için çok önemli olan huzur ve güven duygusunu ciddi olarak zedeler.

Çalışmayı, iş sahibi olmayı; sadece gelir elde etmenin bir yolu olarak düşünmemek gerekir. Çalışmak ve haklarını kullanabilmek; bir insanın kendine güven ve saygı hissini geliştiren, ona değer yaratmanın gururunu veren, topluma, çevresine olan aidiyeti güçlendiren bir duygudur.

Yanlış politikalarla bir yandan işsizliğin artmasını, diğer yandan olağan haklardan geri gidişin yasallaşması, hem iç huzursuzluğun artması, hem iş barışının bozulması hem de dünyadaki imajı gerileteceği açıktır.

Bakalım 2009’da A. Gül’ün  “İşçilerin emeğinin istismarına ve insan onuruna yakışmayan durumların doğmasına, çalışma barışının bozulmasına neden olabileceği” gerekçesiyle veto ettiği gibi, Erdoğan da yasayı veto edecek mi? Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161