banner265
banner264

Sanatçımız Erol Evgin’in seslendirdiği güzel bir şarkı var, “işte hayat böyle gelip geçiyor, işte hayat böyle …. yaşanıyor” Sözleri, bize bugün yaşadıklarımızı hatırlatıyor.

Koronavirüs ile yatıp kalkıyoruz. TV ekranlarında hep bu illetle ilgili konuşmalar var. İnsanlarımız evlerinde kalınca mecburen TV izliyorlar ve her dakika virüsü hatırlatan programlar yüzünden de ne yapacaklarını bilmez hale gelmiş durumdalar.

İnsanlarımız “yarın ne olacak bizim halimiz?” diye düşünürken, şimdi “biraz sonra halimiz nice olacak?” diye birbirlerine sormaya başladı.

Nedeni, Çin’den başlayıp bütün dünyaya yayılan ve ismine Koronavirüs denilen hain mikrop. Dünyanın pek çok ülkesinde insanları kırıp geçiyor. İnsanlarımız aniden ölüyor. Hastane yataklarında veya hasta olduğunu bilmeden şifa arayan yüz binlerce insanımız var. Tehlike büyük.

Tabi, insanlarımız ilk çağlardan itibaren herhangi bir tehlike hissettiklerinde kendilerini koruma altına almışlar. Mesela, ilk çağlarda yırtıcı hayvanlardan kurtulma adına kendilerine barınak yapmışlar. Şimdi de bu Covid-19 diye isimlendirilen Koronavirüs illetinden kurtulma adına veya bu hastalık tehdidinden uzak kalma adına bir takım önlemleri alıyoruz. Hep beraber…

İşi gücü olanlar mesailerine gidiyorlar. İnsanlar arasında, toplu taşıma araçlarında, sokaklarda yürürken, işyerlerinde otururken sosyal korunma mesafesine uyuyoruz. En az bir metre, bir buçuk metre mesafeden görüşmeleri yapıp, işlerimizi halletme yoluna gidiyoruz.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de hükümet tarafından, devleti yönetenler tarafından bazı önlemler alındı. EvdeKal Türkiye uygulamasının yanı sıra hastalık bulaşma riski ağırlıklı olduğu düşünülen 65 yaş ve üzeri insanlarımız için sokağa çıkma sınırlaması getirildi. Tabi, bu durumda bazı kişiler, 65 yaş üstü insanların virüs taşıdığı veya hastalığı bulaştıran olduğu yolunda bir takım düşüncelere sahip oldular. Bu çok yanlış bir düşünce. Dünkü yazımda da ifade etmiştim, sokağa çıkma izni olan 64 yaşındaki bir insanla çıkmaması istenilen 65 yaş arasındaki insan arasındaki risk aynı. Neticede 65 yaş üstü insanlarımız virüs taşıyıcısı değiller.

Bu durumu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla vatandaşlara anlatmak isteyen Nilüfer Belediyesi Meclis Başkanvekili Feridun Uyruk’un yazdıkları beni çok mutlu etti.

Geçmişi hatırlatıyor. Orta yaş gurubunda bulunan insanların yaşadıklarını anlatıyor. Gerçek hayatı anlatıyor. Bende Feridun Uyruk abimden izin isteyip, yapmış olduğu paylaşımı aynen köşeme taşıyorum.

Geçmişte yaşadıklarını unutanların hatırlaması, bugünkü neslin de bizim kuşaklarımızın nasıl büyüdüğünü ve yetiştiğini öğrenmesi adına örnek olsun.

Bizler ilkokulda yurttaşlık bilgisi,
lisede: mantık, sosyoloji, felsefe okuyan nesiliz.
İşte onun için Kim Milyoner Olmak İster programında 15 Bin Tl yi hiç joker kullanmadan % 90 kazanabilen bir nesiliz.

Biz 3 yazılı,1 sözlü imtihan olan ve kopya çekerken öğrenen bir nesiliz.

Biz annesini babasını, huzurevinde terk etmeyen bir nesiliz.

Biz, kendine öz güveni olan ama çevresine sevgi ve saygısı olmayan, sadece kendisine yaşayan egoist bir nesil değil: sevgiyi, saygıyı, fedakarlığı, dostluğu, vefa duygusunu, yerine göre başkalarının yaşamı için kendi yaşam tarzından fedakarlık yapan bir nesiliz.

Arkadaşımızın ailesini, kendi ailemiz kabul eden, namus anlayışını buna göre dizayn eden bir nesiliz.

Biz, psikologlarla, pedagoglarla şekillendirilen değil: psikolojik sorunlarını aile ve mahalle ilişkileri içinde bedavaya çözen bir nesiliz.

Biz, 40 yıllık 50 yıllık arkadaşlarını köşe bucak arayan ve onlarla birliktelikten zevk alan bir nesiliz...

Kabadayı denilen mahallenin bilekli delikanlısını, bizi soyan değil, bizi koruyan kollayan olarak bilen bir nesiliz.

Biz, uzun eşeği, kuka oynamayı, saklambacı, beştaşı, seksek oynamayı, kovalamaca ve körebe oynamayı, uçurtmayı, futbolu, bakkala kese kağıdı yapmayı, yakan top oynamayı bilen bir nesiliz.

Akşamüstü olunca, ekmeğin üzerine yoğurt sürüp şeker serpip yiyen bir nesiliz.

Dışarıda yemek yemenin ayıp olduğu ve hatta ağız oynatmanın bile ayıplandığı, her lokmanın eşit paylaşıldığı, çay bardağındaki şeker karıştırılırken kaşığın çıkarttığı sesin ayıp olduğu " hoop deve kervanı mı geçiyor? " diye ikaz edilen bir nesiliz.

Ebeveynlerimizin öğretmenimize " eti senin kemiği benim "diye teslim ettiği ve öğretmenimizin de bu emaneti de gözünden sakınarak koruduğu, kulağımızı çeken öğretmenimizi evde şikayet edemediğimiz ve böyle bir durumda babamızdan azar işiteceğimizi bilen bir nesiliz.

Babamızın sözünün geçtiği ama annelerimize değer verdiği ailede fikir paylaşımının olduğu bir nesiliz.

Biz, lise mezunu arkadaşlarımızın bugünkü ÜNİVERSİTE Mezunlarının Yanında DOKTORA Yapmış bir İNSAN Kalitesinde olduğu bir NESLİN Çocuklarıyız....

Siz, bizim nesli küçümsemeyin.

Bence, bizim nesle benzemeye çalışın.

İşte o zaman Türkiye kurtulur....

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner193

banner246

banner254