Evet, İstanbul seçimleri Türk siyasi hayatında, 35 yıl sonra bir ilke imza atılmasından daha çok, muhalif kesimlerin kendi aralarında ortak payda etrafında birleşmelerine yol açtığı bir siyasi oluşumunda temellerinin atılmasına yol açtı.

Ülkemizde eski seçimlerde siyasi ittifaklar vardı. Bu ittifaklar, açıktan değil, bazı partililerin, güçlü olan siyasi parti listelerinden aday gösterilip seçimlerde ve sandıklarda birliktelik sağlanıyordu. Sonrasında, ilk kez 24 Haziran 2018 seçimlerinde ülkemizdeki ittifakların yolu açıldı. Şimdi, halkın elinde olan ve siyasi temsilci iki tane ittifak var. İktidar AK Parti ile MHP’nin oluşturduğu, Büyük Birlik Partisi ve bazı diğer siyasi oluşumların da destek verdikleri Cumhur İttifakı. Ana muhalefet CHP’nin önderliğindeki İP ile SP’nin direkt, HDP’nin ise örtülü destek verdiği Millet İttifakı. Bu durumu, Avrupa’nın bazı ülkelerindeki Demokratlar ile Cumhuriyetçiler şeklindeki siyasi ittifaklara ve kanatlara uyarlanması mümkün.

Gelelim İstanbul seçimlerine, 31 Mart seçimlerinde aslında halkımız, seçmenlerimiz bu durumu gayet iyi test ettiler. Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de, Adana’da alınan sonuçlara göre, siyasetteki birleşmenin önemi anlaşıldı. Seçimin önemli sonuçlarından birisinin de, "sandıkta değişimin olabildiğine" inanması oldu. 17 yıldır iktidarda olan AK Parti'nin her seçim başarısı sonrasında muhalefet, "Oylar çalındı, mühürsüz oylar geçersiz sayıldı, hile yapılıyor" iddialarını dile getiriyordu. Son olarak İstanbul seçiminin iptal edilmesiyle, muhalefette, "Artık sandıkla iktidar değişimi dönemi bitti. Bu iktidar ne yapıp eder ve seçimleri kendi lehine çevirip, kazandığını ilan eder" şeklindeki yorumlamalar, bu kez 23 Haziran seçimlerinin sonuçlarına göre değişim gösterdi.

23 Haziran seçimi, Türkiye seçmeninin, iktidar ne kadar güçlü olursa olsun, ikna olmadığı seçim iptaline onay vermediğini gösterdi. Seçmen İmamoğlu'nu "mağdur" olarak görüp, tartışmasız bir sonuçla belediye başkanlığını kazanması yollarını açtı.

Tabi, dünkü yazımda da bu duruma nasıl gelindi? Sorusuna cevap arandığını yazmıştım. AK Parti’nin kendi içindeki bir takım oluşumlar ve yapılan değerlendirmelerde, nasıl ve nerede hata yaptığının incelendiğini de sizlerle paylaşmıştım. Yine, MHP’li seçmenlerin, Ülkücü seçmenlerin, senelerce mücadele ettikleri siyasi oluşum olan CHP’ye ve CHP’nin adayına nasıl oy verdiklerine yönelik bazı değerlendirmelerde bulunmuştum.

Okurlarımdan aldığım tepkiler şöyle;

AK Parti yine yapacağını yaptı ve MHP ile milliyetçi ve Ülkücü seçmenler, muhafazakar seçmenler ve liberal seçmenler, kendisine sağcı olarak gören kararsız seçmenler dururken, gidip bebek katili Apo’nun ipine sarılmaya kalktı. Oysaki 31 Mart seçimlerinin iptal edilmesiyle mağdur duruma düşen CHP ve Millet İttifakı adayı Ekrem İkmamoğlu’nun Ordu valisine yönelik yaptığı hareketler büyük tepki çekmişti. Yine, eski başkanlığını yaptığı Beylikdüzü Belediyesi ile ilgili iddialar da gündeme taşındığında, Büyükşehir Belediyesi ile ilgili Sayıştay raporu iddialarına, bu kez de rakipleri Sayıştay raporlarıyla karşılık verince, kararsız seçmenlerin hareketlendiği açıkça fark edilmişti.

Ben seçimlere iki gün kala İstanbul’da idim. Levent bölgesinde, Beşiktaş Bölgesinde, Sarıyer, Ortaköy’de, Eminönü ve Taksim’de, Üsküdar’da gezerken, seçmenlerin ve de özellikle esnafın AK Parti iktidarına yönelik şikayetlerini dinledim. “Bu kez çok önemli gelişmeler olacak ve iktidar, hükümette çok fazla kalamayacak” gibi iddiaları sözlerle karşılaştım.

Çünkü ülkesini ve milletini seven, vatanı için canını vermeye hazır olan pek çok vatandaşımız, seçim öncesinde başlatılan İmralı görüşmesi ve mektubun açıklanmasını, AK Parti’ye ceza bileti olarak kesmeye kararlı görünüyordu.

Nitekim pazar günü sandıklardan böyle bir sonuç çıktı.

Ortaköy’de görüştüğüm bir esnaf, “Binali Bey çok iyi adam ama İzmir’de belediye seçimlerini kaybetti. Neden İstanbul’a aday yapıldı ki? İstanbul için genç, liberal düşünceye sahip bir aday bulunsa idi belki seçim sonuçları böyle olmazdı” dedi.

Bir başka esnaf ise “AK Parti İstanbul, Ankara, Bursa ve Balıkesir Belediye Başkanlarını görevden alıp, yerlerine başkalarını atamak yerine, seçime kadar görev yapmalarına izin vererek, seçimlerde aday göstermeye bilirdi. Neden bir buçuk yıl kala böyle bir adım atıldı? Bu durum halka ve partililere anlatılmadı. Halk olarak bizlerde Erdoğan böyle istedi. Güç gösterisinde bulundu. Bu parti benim, ben ne dersem o olur. Felsefesiyle hareket etti diye düşündük. Bizler de, seçmen olarak eskiden AK Parti’ye oy versek bile bu durum karşısında AK Parti’ye oy vermek istemedik. Durum bu kadar basit. Değişim istedik ve değiştirdik” diye konuştu.

Gördüğüm manzara şu; AK Parti İstanbul için isminin önünde Başbakanlık ve TBMM başkanlığı sıfatı bulunan Binali Yıldırım yerine, bir başka isimle, İstanbul’daki herhangi bir ilçe belediye başkanı ile seçimlere katılmış olsa idi, “bu kişi bizim adayımız” imajı seçmen nezdinde sağlanabilirdi. Oysa Binali Yıldırım ismi Parti’nin adamı, Tayyip’in adayı gibi ortaya atıldı.

Bir başka konu ise İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan sevgisi ve saygısı var olmasına rağmen, seçmenlerin “artık oy vermeyeceğiz” diye kendi aralarında konuşmaları. AK Parti ve Cumhur İttifakı açısından seçim kaybedilmesine yol açan asıl sıkıntı bana göre bu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246