Bir ormanda iki ormancı ağaç kesiyormuş.

Birinci ormancı sabah erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağacı kesip hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyunca, dinlenmek ve öğle yemeği için kendine hiç vakit ayırmıyormuş. Akşamları da ormancı arkadaşından birkaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıp evine daha geç gidiyormuş.

İkinci ormancı ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında ise evine dönüyormuş.

Bir hafta boyunca kim daha fazla ağaç kesecek bakalım demişler. Bu yoğunlukta çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.

Ağaçlar sayılmış. En çok ağacı kendinin kestiğini düşünen birinci ormancı çok şaşırmış çünkü ikinci ormancı çok daha fazla ağaç kesmiş.

Ben senden daha çok çalıştım. Dinlenmedim. Senden daha erken ağaç kesmeye başladım, senden daha geç evime döndüm. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu nasıl olabilir? Bunu nasıl başardın, sırrın nedir? demiş.

İkinci ormancı tebessümle yanıt vermiş:

–  Bir sırrım yok. Sen durup dinlenmeden çalışırken ben birkaç ağaç kestikten sonra hem dinleniyordum hem de baltamı biliyordum. Keskin baltamla, daha az çabayla, daha çok ağaç kestim.

Bu, biz modern insanların hikâyesi…

O kadar hırs bürümüş ki gözlerimizi çalışırken, biriktirirken, elde ederken, daha çok daha çok olsun diye dinlenmeyi bile vakit kaybı olarak görüyoruz.  Oysa bu nefsimizin bize oynadığı basit bir oyun.

Kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırarak, kendimizi eğiterek, bilgi ve becerilerimizi artırarak, hem daha verimli hem daha huzurlu olabiliriz.

İşte bunun adıdır baltayı bilemek… Durmak, yavaşlamak ve bu esnada kendimizi olumsuz hırslardan ayıklamak…

                                                                                  ***

İnsan yaşamı, trajik bir tiyatro gibi. Günlük yaşamayı temel kabul eden, sürekli biriktiren, gözü doymayan insanın bir yönü kalmamış.

Amacı sadece yaşamak olan "yaşayan bir bedende ölü bir ruh” gibi yaşayan insanın, kendine bakabilmesi, yapıp ettiklerini görebilmesi, kendinde, diğer insanlarda ve tabiatta açtığı yaraları fark edebilmesi için durup kendine bakabilmesi gerekir.

Çarpık şehirleşmeler kimin eseri? Kim yaptı ve niçin yaptı? Apartman deliklerinde yaşamak, katliam gibi trafik kazaları, umutsuz mülteciler, yoksullar, evsizler, sahipsiz yetimler, Hacdaki ölümler vs. tüm bunlar kimin eseri?

Varlığı ve gayesi Allah'a yaklaşmak olmadıkça, İnsan bir saçmadan başka bir şey değildir. İnsanı Allah'tan uzaklaştıran bütün ihtiyaç ve doymak bilmez arzularından, yakınlarına veya dostlarına karşı duyduğu bütün nefret ve kızgınlıklardan kurtulabilmesi bunların farkına varmasına bağlıdır.

Öyle bir hal aldık ki sadece kendine bağlanmış ve sadece kendini düşünen insanların bozduğu, yaşanılmaz bir dünyada yaşıyoruz.

Oysa insana düşen yalnızca yaşamak değil, Allah davası için yaşamak, yalnızca kendisi için değil insanlar için de elinden geleni yapmak değil midir?

Nereye doğru aktığını fark etmeyen bir kalabalık içinde herkes kendi başına…

İnsanın kendisini sınırlayan duvarları yıkarak örtüsüz, renksiz, maskesiz veya makyajsız saf gerçeğini keşfetmesi, yıllardır içinde tutsak kaldığı şeylerden sıyrılması için galiba kaybetmesi gerekiyor.

Kaybetmeden kazanmanın bir yolu yok gibi… Kaybetmek kazanmaktır aslında…

                                                                                   ***

Kurban Bayramı’nı neredeyse geride bıraktık. Peki, neydi bu bayramın manası? Sadece hayvan kesip et yemek veya ikram etmek miydi? Başka bir anlamı yok muydu?

İbrahim oğlunu çok seviyordu. Öyle seviyordu ki bu sevgi sınırları aşmıştı. Emir geldi. “Oğlunu Allah’a kurban eyle” diye. Yüreğinde derin bir acı hissetti. Oğluna bunu söyledi. İman ve teslimiyet bu ya, İsmail’de Allah’ın emrini yerine getirmesini söyledi babasına. Mina Dağı’na geldiler. İsmail korkusuz ve müthiş bir teslimiyet ile yattı yere. Babası tereddüt etmeden elindeki bıçağı sürttü. Bıçak kesmedi. Bir daha denedi. Sonra bir daha. Olmadı. Bıçak kesmedi. Neden?

Çünkü Rabbi izin vermedi. Çünkü Hz. İbrahim’in elindeki bıçak bir tevhit kılıcıydı ve Allah’tan gayrı şeyleri O’na perde olmaktan çıkarmakla vazifeliydi. Hz. İbrahim İsmail’i Rabbine karşı bir perde yapmaktan çıkardığı için, İsmail’de teslimiyet ve sabır üzere olduğundan, bıçak ona zarar veremedi.

İbrahim İsmail’ini kaybetmeyi göze aldığında kazandı yani. Neyi mi? Allah’ın dostu (Halilullah) olmayı…

Peki, bizim İsmail'imiz kim veya ne?

Bizi kör ve sağır eden neyse işte odur bizim İsmail’imiz…

"Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir".(Enfal 28) diyor yaradan mektubunda.

Nedir bizim İsmail’imiz? Allah’ı bulmak için bize perde olan bir şey yok mu hayatımızda? Kurbanlarımızı keserken bir şeyleri daha kurban etmemiz gerekmez miydi? Mesela Allah’tan çok sevdiğimiz malımız, yeteneğimiz, işimiz gücümüz, rütbemiz, mevkiimiz… Yok mu sahi? Eğer var ise onları kurban etmektir Kurban Bayramı…

İbrahim gibi, İsmail'imizi seçip Mina'ya getirmeliyiz. Kimdir İsmail’imiz? Bunu ancak kendimiz bilebiliriz, başkalarının bilmelerine gerek yok. İsmail, İbrahim’in yanında ne kadar sevgiliyse bizim İsmail’imiz de bizim için o kadar sevgili olmalıdır.

Özgürlüğümüzü bizden alan ve görevlerimizi yapmamıza engel olan, bizi eğlendiren, gerçeği bilmek ve duymaktan alıkoyan, sorumluluk kabul etmekten çok bizi özür aramaya iten her şey ve ileride desteğini almak için bizi destekleyen herkestir.

Eğer Allah’a yaklaşmak istiyorsak, bizi ondan koparan şeyi arayıp bulmalı, İsmail gibi kurban etmeliyiz…

Zaman zaman hayatın korkunç akışından sıyrılıp, kendi yalnızlığımız ile baltamızı bilemeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Rumeysa Tağ 3 gün önce

Makaleleriniz bizimle muhabbet ediyor. Dertleşiyor. Severek okuyoruzKaleminiz dert görmesin hocam

Avatar
Suat BAKKAL 4 gün önce

Millet et yemenin derdinde ismail kimsenin umrunda değil bayramlar bayram değil seyran

Avatar
aysel 7 gün önce

muazzamdı

Avatar
Mustafa Karakoç Mimar 1 hafta önce

Tebrik ediyorum Çok anlamlı bir yazı olmuş. Başarılarıyın devamı dileğiyle.

banner234

banner246