İslam Devletinin İlk Anayasası: Medine Vesikası

Hz. Peygamber (s.a.v), Medine’ye varır varmaz ilk olarak yaptığı işlerden biri, Medine ve çevresinde yaşayan ve birbirine düşman olan unsurlardan, barış içinde yaşayan, düzenli bir cemaat oluşturmaktı. Resulüllah (s.a.v) bu çalışmasıyla, kendisinin başkanı olduğu bir şehir devletini kurmak istemişti. Bu amacını gerçekleştirmek için Hz. Peygamber (s.a.v) Enes b. Malik’in evinde,1 Müslümanların hak ve sorumluluklarını, ayrıca başta Yahudiler olmak üzere Medine’de yaşayan herkesin hak ve sorumluluklarını ihtiva eden bir anayasa, aynı zamanda sözleşme niteliğinde olan bir beyanname yayınlamıştı. Hz. Peygamber’in (s.a.v) Medine’ye teşrifinden oldukça rahatsız olan Yahudiler, insani açıdan en ufak detayı bile ihmal etmeyen ve karşı çıkılması imkansız böyle bir olumlu hareket karşısında çaresiz kaldılar. Bu yüzden bazı Yahudi kabilelerinin katılımı geç olmuş olsa bile, Yahudiler genellikle sözleşmeyi memnunlukla kabul etmek zorunda kaldılar. İbnu Hişam’ın Siyer’inde aynen yazılı bulunan bu vesika Hz. Peygamber’in gerçek büyüklüğünü ve bütün dönemlere hakim olan dehasını açıkça göstermektedir.

Medine vesikasına dikkatle baktığımız zaman Hz. Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın kendisine öğrettiği siyaset ile insanlığın temel sorunlarını çözecek esasları ve insanî değerleri asla göz ardı etmeyen bir anayasa hazırladığını görüyoruz. Bu yüzden denilebilir ki, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v) aynı zamanda insanlığa hizmeti ve güvenliği esas alan bir devlet kurmayı başaran ve sosyal bir toplum meydana getiren benzersiz ve güçlü bir devlet adamıydı. Vicdan özgürlüğünü esas alan ve dünyanın ilk anayasalarından biri sayılan bu ilk metinde Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Bismillahırrahmanirrahim, Resulüllah Muhammed tarafından verilen bu antlaşmayla Kureyş ve Yesrib Müslümanları ile onlarla müşterek bir davada olup herhangi bir köke mensup olan insanların tümü bir tek ümmet olmuştur.” Bu girişten sonra birçok kavim ve kabile tarafından verilecek diyetlerle Müslümanların kendi aralarında yerine getirecekleri özel görevler açıklanmıştır.

Devletin iç idaresine ait bir kaç satırdan sonra şöyle denilmiştir: “Bu antlaşmayı kabul edenler arasında vaki olabilecek bütün anlaşmazlıklar Allah’a ve O’nun Resulü’ne takdim edilecektir.” Bu madde anayasanın en önemli maddelerinden birisidir. Çünkü bu madde, tüm yetki ve sorumluluğun Allah’ın elçisinde olduğunu açıkça ifade eder. Bu anayasa ile Arapların terörle karışık geleneklerine kesin bir darbe indirilmişti. Araplar o güne kadar bir zarar veya felakete maruz kalanların intikamını alma işini kabile ya da ailenin gücüne bırakmışlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) bu vesikayı yayınlamakla ümmetin en büyük hakimi durumuna geldiği gibi, ilk kez sorunları hukukla çözülen bir devletin başkanı da olmuştu.

600 yıl sonra Magna Carta, 1215 yılında Kral John tarafından imzalanan, İngiliz halkı ile Kral arasındaki hak ve hukuku bir anlaşma ile ayıran ilk siyasi belgedir. Büyük ferman adı ile de anılan Great Charter, yani Magna Carta 63 maddeden oluşmaktadır.

Kral'ın idaresini bazı kanunlar ve şartlar ile sınırlandıran Magna Carta, bu özelliği ile İngiltere’ye demokrasinin yerleşmesinde önemli bir rol oynadı. Ayrıca kralın hükümranlığını bazı şartlarla sınırlandıran bir anlaşma olması bakımından da dünya tarihinde önemli bir yer tutmuştur.

Belgenin Hazırlanma Süreci

İngiltere’nin Normanlar tarafından işgal edilmesinden sonra krallar, derebeylerinin haklarını kısıtlamaya başlamışlardı. Baronlar bu duruma sık sık itiraz edip ayaklanmaktaydı. Nihayet İngiltere Kralı John’un Fransa Kralı Philip Augustus’a 1214 yılında yenilmesi, baronlara cesaret verdi ve kralla pazarlığa girişmeye başladı. Baronlar pazarlığın şehirde olmasını, kral da açık arazide olmasını istiyordu. Böylece kral, baronları askerleri ile ezip dağıtacaktı. Fakat pazarlık baronların istediği gibi olunca, Londra şehri bir anda serseri sürüsü ile doldu. Kral bu vaziyette hiçbir direniş göstermeden baronların isteklerini kabul ederek bunları bir ferman halinde yazdırdı. Magna Carta olarak ülkeye dağıtılan bu metinde en ilgi çeken madde, özgür durumdaki hiçbir insanın yürürlükteki kanunlara başvurmaksızın tutuklanamayacağı, mülkünün elinden alınamayacağı ve öldürülemeyeceğiydi.

Sonuç

1215 yılında Avrupa’da ilk defa ortaya çıkan bu fikir, aslında İslamiyet'in bütün insanlara 7 asırdır anlattığı bir hususu teşkil ediyordu. İngiltere’nin denizci bir ülke olması ve Haçlı Seferleri sırasında Müslümanlar ile temasa geçmeleri onları bu kadar erken uyandırmıştır. 1700 yıllarında Magna Carta, demokratik düşünceler halinde birçok millet tarafından benimsendi. ABD Başkanı Thomas Jefferson, 1776 yılında bu düşüncelerle ABD İstiklal Beyannamesi’ni hazırlamış ve böylece ABD’nin politik yapısı meydana çıkmıştır.

İnsan yaşamı için özgürlükçü Anayasaların ne kadar önemi olduğunu çok daha iyi kavramalıyız üstte verdiğimiz iki Anayasa örneği arasında 600 yıl fark var. Osmanlı ve Türkiye Anayasalarını bu gün ele alırsak acaba kıyaslama da karşımıza neler çıkacak, bunun içinde çok uzun kapsamlı bir çalışma yapılması gerekir, Tüm yasalar vicdani hürriyet ve insan yaşamına göre dizayn edilmelidir. Esenkalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner234

banner246